2 Temmuz 1993'te ne oldu?

2 Temmuz 1993'te ne oldu?
Madımak Oteli saldırganların kuşatması altında, 2 Temmuz 1993. Fotoğraf: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi.

1993'te, Alevi ozan Pir Sultan Abdal adına her yıl temmuz ayında düzenlenen şenliklerin dördüncüsü gerçekleşecekti. Türkiye’nin ve Avrupa’nın pek çok yerinden yazarlar, şairler, karikatüristler, halk ozanları, tiyatro grupları, semah ekipleri ve çoğunluğu Alevi yüzlerce insan şenliklere katılmak için Sivas'a gelmişti.

On altıncı yüzyılda Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde dünyaya gelmiş ve orada yaşamış Pir Sultan Abdal, şiirleri nesilden nesile aktarılan bir halk ozanı, yoksul Anadolu köylüsünün dili, dışlanmaya maruz kalmış Alevilerin manevi önderiydi. Asılarak idam edildikten sonra başkaldırının ve boyun eğmemenin sembolü olan Pir Sultan Abdal, yalnızca Aleviler için değil düşünen ve üreten aydınlar ve sanatçılar için de en önemli halk ozanlarından biriydi.

1993'te dördüncüsü yapılacak şenlik bu manevi önderi anmak içindi. Hem bir kültür sanat festivali hem de Pir Sultan Abdal'ın fikirlerinin kuşaktan kuşağa taşındığı şenlik, önceki yıllarda yapılanlardan farklı olarak dört gün sürecek, ilk iki gün Sivas şehir merkezinde, son iki gün de Banaz’da gerçekleşecekti. Bu kez Sivas Valiliği ve Kültür Bakanlığı da sorumluluk almış, şenlik ilk kez devlet nezdinde desteklenmişti.

Madımak Oteli taş yağmuru altında, 2 Temmuz 1993. Fotoğraf: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi.
Madımak Oteli taş yağmuru altında, 2 Temmuz 1993. Fotoğraf: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi.

Etkinliğin şehir merkezine alındığı haberi duyulduğu andan itibaren ırkçı, faşist, şeriatçı siyasi aktörler ve basın, yerelde ve ülke çapında nefret kusmaya başladı. Şenliğin ilk günü, 1 Temmuz 1993’te “Müslüman mahallesinde salyangoz satılıyor” manşeti atıldı, “Müslüman Kamuoyuna” başlıklı tehditkar bildiriler dağıtıldı. Şenliği ve şenliğe katılanları hedef alan propagandaların odağında iki isim vardı. İlki, Salman Rüşdi'nin Şeytan Ayetleri kitabını yayımlayacağını söyleyen ve şenliğin konuklarını arasında yer alan yazar Aziz Nesin'di. Diğeri de etkinliği Sivas merkeze taşıma önerisinde bulunan Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’di. Bu iki isim üzerinden yapılan saldırıların temelinde de Pir Sultan Abdal ve onun fikirleri bulunuyordu.

1992'de düzenlenen şenliklerden sonra bile yerel ve ulusal basında Pir Sultan Abdal’ın tarihsel kişiliğini hedef alan yazılar kaleme alınmıştı. Bu hedef göstermeler, sonraki yıl daha şenlikler başlamadan önce de medyada yer bulmuştu. Gergin bir ortamda başlayan şenliğin ilk günü sorunsuz geçti. İkinci gün, cuma namazından çıkan cemaat ve onları yönlendiren odaklar “Vali istifa” ve “Sivas Aziz’e mezar olacak” sloganlarıyla yürüyüşe başladı.

Saldırganların hedefinde önce vali vardı. Hükümet Meydanı’na gelerek vali aleyhinde sloganlar atan grup, bir süre sonra etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne yöneldi. Şenliği izlemeye gelen insanlar daha ne olduğunu anlamadan kalabalık grubun taşlı sopalı saldırılarına maruz kaldı, Kültür Merkezi’nin camları atılan taşlarla tuzla buz oldu, onlarca insan yaralandı. Öfkesi geçmeyen saldırgan grup yeniden Hükümet Meydanı’na yürüdü ve valilik binası önünde protestolarına devam etti. Ardından yine Kültür Merkezi’ne saldırdı. Kaidesine henüz yeni konmuş olan Pir Sultan Abdal Heykeli önce saldırganlar tarafından tahrip edildi, sonrasında kitlenin öfkesini dindirme gerekçesiyle yerinden söküldü. Anıtın yerinden söküldüğünü gören grup, heykeli ele geçirip şehir meydanına kadar sürükledi. Ne var ki, saldırganlar yine sakinleşmedi.

Öfkesi geçmeyen saldırganlar valilik binası önünde protestolara devam ederken ne vali, ne emniyet müdürü, ne de Tugay Komutanı polise ve askere etkin müdahale emri veriyor, kitleyi dağıtmak için doğrudan inisiyatif kullanmak yerine herkes Ankara’daki yetkililerden destek kuvvet istemekle yetiniyordu. Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, İçişleri Müsteşarı ve Emniyet Genel Müdürü, olayları anbean Ankara'dan birlikte takip ediyor olmalarına rağmen yerel güçleri harekete geçirecek müdahale emri vermiyor, dahası “halka sert müdahale yapılmaması” gerektiğini düşünüyorlardı.

Yanan Madımak Oteli, 2 Temmuz 1993. Fotoğraf: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi.
Yanan Madımak Oteli, 2 Temmuz 1993. Fotoğraf: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi.

“Halk” dedikleri ise esir aldıkları Sivas sokaklarında nefret kusan, ülkücü işaretleri yapan, şeriat sloganları atanlardı. Saldırganların son hedefi Madımak Oteli’ydi. Aziz Nesin'in orada olduğu haberini alarak oteli saran grup akşama doğru giderek kalabalıklaştı. O sırada otelde, daha güvenli olacağını düşünerek oraya sığınan çocuklar, gençler, sanatçılar, yazarlar bulunuyordu. Saldırganların kuşattığı otel önce taşlandı, sonra camları kırıldı. Otelde mahsur kalanlar koridorlara sığınmışlardı. Yetmedi, saldırganlar otele girip lobideki eşyalar aşağıya fırlattı. Yine yetmedi, akşam saatlerinde “Allahım bu senin ateşin”, “Cehennem ateşi bu” nidaları eşliğinde otel ateşe verildi.

Otelde mahsur kalanların bir kısmı otele bitişik olan Büyük Birlik Partisi binasına geçti. Aziz Nesin ve Lütfi Kaleli otelin üst katında mahsur kalmıştı. Lütfi Kaleli dışarıya seslenerek yardım istedi. İtfaiye aracı otelin üst katında mahsur kalan iki kişi için merdivenini uzattı. Aziz Nesin yangın merdiveninden indirilirken Refah Partisi meclis üyesi olan Cafer Erçakmak ve itfaiye erleri tarafından saldırıya uğradı. Lütfi Kaleli ve saldırıda yaralanan Aziz Nesin polis minibüsüyle Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Otelde mahsur kalan 33 kişi yanarak veya dumandan boğularak hayatını kaybetti. 33 kişinin en yaşlısı 66 yaşındaki Asım Bezirci, en genci ise folklor gösterisi için Sivas'a giden 12 yaşındaki Koray Kaya'ydı.

Sekiz saat boyunca askerler, polisler, belediye ekipleri, ateşe verilmiş otelin önünde birikmiş binlerce saldırgan, Ankara'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller ve yardımcısı Erdal İnönü olanı biteni yalnızca seyrettiler.

Sivas, artık "ölü ozanlar şehri" olmuştu. Devlet-i Aliyye bir kez daha suçluları ortaya çıkarmak için değil kollamak üzere seferber oldu, suç mahalli itinayla temizlendi, hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı, failler karanlıkta kaldı, kimse hesap vermedi. Üstelik Madımak Katliamı bu topraklardaki Alevilere yönelik ilk katliam değildi, uzun bir katliamlar zincirinin son halkasıydı. Bu katliamıla bir kez daha Alevi halka yükselen sosyalist mücadeleden uzak durun dendi.

Katliamdan hemen sonra alt katı et lokantasına dönüştürülen Madımak Oteli, başta Alevi örgütleri olmak üzere demokrat kamuoyunun “Madımak Oteli Utanç Müzesi olsun” talebine rağmen 2011'de “Madımak” ismi silinerek “Sivas İl Özel İdaresi Bilim ve Kültür Merkezi” oldu, dönemin valisi “Artık Madımak yok” dedi. Gerçekten de artık Madımak Oteli yok, bu isim ve mekan tüm haritalardan temizlendi.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu'nun hayata geçirdiği Madımak Katliamı Hafıza Merkezi ise hakikati geniş toplumsal kesimlere ulaştırmayı ve sorumluluk alınmasını sağlamayı amaçlayan bir "yüzleşme çağrısı" olarak hayat buldu, Madımak'ın haritalarda ve hafızalarda var olma mücadelesini sürdürüyor.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.