Ahmet Kaya’nın aynasında 25 yıl

Ahmet Kaya’nın aynasında 25 yıl
ahmet-kaya-cover

Ahmet Kaya’yı kaybedeli 25 yıl oldu. Onun sesi, şarkıları, yaraları ve cesareti hâlâ bizimle. Yalnızca kulaklarımızda değil hayatımızın hâlâ orta yerinde. Onu anmak, yalnızca geçmişi yad etmek değil bugünü anlamak, yarına dair bir söz söylemektir. Çünkü Ahmet Kaya’nın aynasında yalnızca onun değil, hepimizin hikayesi var. Bu hikayeyi biliyoruz. Çünkü pek değişmedi.

Bir sanatçının konuştuğu, ama onun yerine başkalarının sustuğu bir ülkede yaşıyoruz hâlâ. O zamanlar şarkı söylemek cesaret gerektiriyordu, bugün belki bir tweet atmak. O zamanlar bir ödül töreninde linç girişimi başlatılıyordu, bugün bir oyuncunun susmaması diziden çıkarılmasına yetiyor. O zamanlar “Kürtçe şarkı söyleyeceğim” demek suçtu, bugün bir oyunun afişi bile siyasi bulunabiliyor.

Ahmet Kaya’nın geride bıraktıkları bu yüzden yalnızca müzikal bir miras değil, bir direniş hafızasıdır. Onun sesi, bugün “bireysel özgürlük” adı altında öğütülen toplumsal söz hakkımızı hatırlatıyor. “Başım belada” diyebilmenin onurunu, “başı dik” yaşamanın bedelini anlatıyor. Çünkü Ahmet Kaya yalnızca şarkı söylemedi, kendi kaderini seslendirdi. Bu ülkede kaderini yüksek sesle söyleyen herkes gibi, bedelini ödedi.

[mailerlite_form form_id=10]

Bugün ona “saygı” gösteren çevreler, o zamanlar linç korosuna katılmış veya sessiz kalmıştı. Medya patronları, ödül törenleri, salondan protesto ıslıkları eşliğinde çıkanlar… Şimdi hepsi Ahmet Kaya’nın anısıyla barışık görünüyor. Ama bu bir yüzleşme değil, başka türlü unutturma biçimi. Çünkü Ahmet Kaya’yı yalnızca nostaljik bir figüre indirgeyip bugünkü baskılara sessiz kalmak, onu yeniden susturmak demektir.

Oysa Ahmet Kaya’nın sesi, hepimizi kendi sesimizle yüzleşmeye çağırıyor. Susuyor muyuz? Yoksa hâlâ birlikte söyleyebilecek miyiz o ezgileri? Bugün tiyatrocuların oyunları yasaklanırken, müzisyenler geçinemediği için başka işler yaparken, sinema sektörü sansürle ve fon kıtlığıyla boğuşurken, Ahmet Kaya’nın sesi bize hâlâ “birlikte daha güçlüyüz” diyor.

Ahmet Kaya Kürt olduğu için, solcu olduğu için, inandığı gibi yaşadığı için, söylediği gibi düşündüğü için hedef oldu. Bugün hâlâ aynı nedenlerle dışlanan, cezalandırılan, işsiz bırakılan insanlar var. Demek ki mesele yalnızca Ahmet Kaya’nın başına gelenler değil, onun hâlâ başımıza gelen oluşu.

Bu yüzden bu yazı sadece bir anma değil, bir hatırlatma olsun: Ahmet Kaya’nın aynasında gördüğümüz, bugünün dünyasında hâlâ ihtiyacımız olan cesareti hatırlatsın. O ayna halen kırık. Ama içine baktığımızda gördüğümüz şey, sadece Ahmet Kaya'nın yüzü değil. Kendi sesimiz, kendi korkumuz, kendi cesaretimiz. O halde onun şarkılarını bir daha dinleyelim. Ama bu kez yalnızca onun sesiyle değil, kendi sesimizle birlikte mırıldanalım: “Bir de beni dinleyin…” (1999 yılında o meşhur törende söylediği söz.)

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.