Ankara’da rock müzik ölmedi ama tuhaf kokuyor
Ortaokuldaydım, Anıtkabir’e bakan ilkokulumda her sene yapılan kermese o zamanki okul müdürümüzün kızı ve arkadaşlarından oluşan bir grup geldi. Koca ağaçların arasına kurulan küçük amfiler ve bir davuldan çıkan Red Hot Chili Peppers’ın "By the Way" şarkısını ilk kez canlı duyup peşinden uzun yıllar sürükleneceğim bu müzik tarzına karşı hatırladığım ilk merağı duydum. Bu müzikle ilgili her şeyi öğrenmeye çalıştım, yine hiçbir ismi aklımda tutamadım ama bi' duysam kesin biliyordum o şarkıyı.
Athena’nın Her Şey Yolunda kasedini aldım, yemyeşil. Mor ve Ötesi’nin Dünya Yalan Söylüyor kasedini aldım, masmavi. Türkiye’de müziğe dair şimdiye kadar dinlediklerimden daha renkli bir şeyler deneniyordu, buna tanıklık etmekten de keyif alıyordum. Ben büyürken, Ankara sonraları bolca dikenli tel ve GBT’yle yok edilse de herkesin içkisini alıp sözleşmeden aynı yerlerde buluştuğu sokaklarda, mini barda, Sakal Pub’ın önünde, Tunus Caddesi’ndeki boş binada, If’in önünde, Corvus’ta ve benzinliğin yokuşunda iyi müzik yapmaya, iyi müzik dinlemeye çalışan insanlarla doldu. Benzer dönemlerde içinde Ankara geçen bir sürü şarkı, içinden Ankaralı geçen bir sürü grup teker teker meşhur oldu. Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkanı vermiyordu belki ama belli ki Ankara veriyordu.
Andrea J.C. Baker, The Great Music City: Exploring Music, Space and Identity [Büyük Müzik Şehirleri: Müziği, Mekanı ve Kimliği Keşfetmek] kitabında müzik ile kent arasındaki ilişkiyi ekonomi, yaratıcılık, müzik mirası ve bütünsel tanım olmak üzere dört temel başlıkta inceliyor. Bununla birlikte “müzik şehirleri” kavramının sadece kültürel bir imajdan ibaret olmadığını, şehir planlaması, kimlik politikaları, yerel ekonomi ve toplumsal etkileşim gibi birçok katmanla ilişkili olduğunu da ortaya koyuyor.
Böyle değerlendirildiğinde, Ankara bazı güzel tesadüfler ve genç yaratıcı potansiyele açık bir ortamın varlığıyla şekillenip bir "kültürel hafıza" yaratmayı başardı. Ancak politik atmosfer ve İstanbul merkezli kültürel ekonomi nedeniyle "müzik şehri" tanımına tam olarak yerleşemedi. Kitabına uygun bir müzik şehri olamadı belki ama ne kadar yazsam birilerinin eksik kalacağı paydaşlarıyla birlikte sosyal medyanın henüz hayatımızda olmadığı yıllarda tamamen analog bir etkileşim dünyası yarattı.

Balgat’ta 1950’li yılların başından itibaren faaliyet gösteren Amerikan üssü sayesinde İstanbul’a kıyasla popüler müziğe daha erken erişim sağlayan Ankara halkı, Dizzy Gillespie gibi önemli caz müzisyenlerini canlı dinleme fırsatı buldu, hatta ileride Ankara’da bir dönemin müzik zevkini şekillendirecek simge plak dükkanı Shades’in sahibi Süleyman Özyıldırım, plak biriktirmeye üs kapatılırken ülkeyi terk eden Amerikan askerlerinin geride bıraktığı plaklarla başladı.
1970’lerin sonuna doğru Parthenogenesis Music, Hardline, Axe gibi gruplar Ankara’da rock müzik adına arkalarından gelecek pek çok müzisyene yolu açtı. Axe grubundan Sadık Sağlam’ın anlattıkları dönemin atmosferini özetliyordu. Provalarını kimi zaman Gima Çarşısı’nın altında kiraladıkları buz gibi bir araba tamirhanesinde üşüyerek, kimi zaman da Cebeci Stadı’nın kalorifer dairesinde dışarıdan gelen silah seslerinden korkarak yapıyorlardı.
1980’lere geldiğimizde Ankara sahnesi en görkemli yıllarını yaşadı. Dr. Şener Yıldız, sıkıyönetimden yeni çıkmış bir ülkede önce Polis Radyosu’nda, sonra devlet televizyonu TRT’de, Kapıkule’de tır şoförlerinden rica ettiği plaklardan, Moda Çarşısı'ndan bulduğu kasetlerlerden oluşturduğu arşiviyle “Rock Market” isimli programı yapmaya başladı. Darbenin yarattığı gündem ve serbest piyasa ekonomisine geçişle birlikte, rock müzik alternatif olmaktan çıkıp daha geniş bir dinleyici kitlesine hitap eder hale geldi. Türkiye’nin ilk black metal grubu Witchtrap, Dr. Skull, Hazy Hill, Suicide, DarkPhase, Sceptic Age gibi gruplar kendi müziklerini yapmaya başladı. Sedat Yıldırım Sarıcı Yenimahalle'deki sobalı evinde kurduğu stüdyoda arada annesi ve abisi Selim Sarıcı’nın da dahil olduğu provalara ev sahipliği yaptı.
İstanbul’da kulüp kültürü daha yaygınken, Siyah Beyaz ve Kel Cemal’in sahibi olduğu A Bar gibi mekanlar Ankara’da rock müziğin gerçekten “canlı” yaşandığı, sahneyle dinleyici arasında güçlü bağların kurulduğu alanların öncüsü oldu. Sonradan Manhattan olacak Dorian Gray, Graffiti, Trio da hemen arkasından geldi. O dönemde Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan Teoman hafta sonları müzik dinlemek üzere Ankara’ya geliyordu, Süleyman Bağcıoğlu’nun A Bar için söylediği söz dönemin Ankarası'nı özetler nitelikteydi: “İngiltere halt etmiş.”

Amerikan Kültür’de başlayan konserler, perdelerinin önünde sahneleri olan Akün, Talip, Arı, Batı ve Ses gibi sinema salonlarına kadar taşmıştı. Rock müzik ve müzisyenler 1980’lerin sonuna doğru üniversitelerden de hak ettiği desteği görmeye başladı. Hacettepe Üniversitesi M Salonu düzenli olarak rock konserlerine ev sahipliği yaparken Dr. Skull Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin spor salonunun altında kurulan stüdyoda provalarına devam etti.
1990’lı yıllarda Manhattan, Gölge Bar, Saklıkent, Nicky’s gibi mekanlar, Karanfil Sokak’taki Hayri Plak, kampüs konserleri ve liselerdeki etkinlikler sayesinde rock müzik daha ulaşılabilir hale geldi. Bu dönemde Demir Demirkan, Tarkan Gözübüyük, Can Şengün gibi müzisyenlerin yolu Ankara’dan geçti. Tamamı kadınlardan oluşan ilk Türk punk grubu olan Spinners, Pilli Bebek, Karakedi, DejaVu gibi gruplar dinleyiciyle buluştu. Şehrin fiziksel olarak küçük oluşu rock müzik üreticileri ve dinleyicileri arasındaki etkileşimi kolaylaştırdı.
Hicri Bozdağ, 1997 yılında ODTÜ Vişnelik’te Rock Station konserlerinin ilkini düzenledi. Gelen tekliflere rağmen bu festivalin İstanbul’a taşınmasını, hem Ankara’ya özgü bir rock festivali yaratma fikrine hem de şehre duyduğu sevgi nedeniyle reddetti.
2000’li yıllarda Melih Gökçek yönetiminin getirdiği kültürel dönüşüm rock müzik çevrelerini sıkıştırırken, ekonomik krizler bar kültürünü daralttı. İstanbul’da, Kemancı gibi mekanlarda bir yapımcıya denk gelme ihtimali, Ankara’daki müzisyenlerin İstanbul’a göç etmesine neden oldu. Dünya genelinde rock müzik popülerliğini yitirirken, Athena, Duman ve Mor ve Ötesi gibi gruplar sayesinde Türkiye ikinci bir dalga yakaladı. Bu dönemde çıkan Manga, TNK, Black Tooth, Dengesiz Herifler, Zakkum, Çilekeş ve 84 gibi gruplarla Ankara sahnesi yeniden hareketlense de bambaşka tarzlar deneyen bu yetenekli gençler şehri eski parlak günlerine ulaştıramadı. Ve yine, müzisyenler rotalarını İstanbul’a çevirdi.
[embed]https://www.instagram.com/p/C0jweeEIXLZ/?img_index=2[/embed]
Ankara’yı açıklamak hep biraz “ama”ya muhtaç. Dünyadaki müzik şehirleri gibi kendi müzik türünü yaratamadı belki ama Türkiye’deki rock müziğin temelinin atıldığı, üretimin ve paylaşımın merkezi olan bir kültürel dinamizme ev sahipliği yaptı.
Yıllar önce gittiğim o kermeste gitar çalan Alper Sarıoğlu’nu, 18 yaşıma geldiğimde bu kez IF Performance Hall’da dinledim. Sonra başka bir grubuyla Manhattan’da, bir diğer grubuyla Siyah Beyaz’da… Tüm gözler ve imkanlar İstanbul’dayken, Ankara müzisyenlerine kendi tarzlarını bağımsızca geliştirme olanağı, dinleyicilerine de seçenekler sundu.
Ankara benim için tam da Ezhel’in "Şehrimin Tadı" şarkısında bahsettiği gibi: Denizi var ama kıyısı yok. Bazen kendine sığmayanları başka sulara uğurluyor, içinde yaşayanları dev bir geçmişe özlemin kıyısına doğru sürüklüyor ama içinde kocaman bir geçmiş ve potansiyelle de orda duruyor. Başta soğuk geliyor ama girince alışıyorsun.
Pandemi, deprem, ekonomi gibi nedenlerle ivmelenen tersine göç hareketi ve ülkenin içinde olduğu malum koşullar sebebiyle giderek artan geçmişe özlemimin bana verdiği yetkiye dayanarak, merak etmeden duramıyorum: Ankara’nın bir dönemini bu kadar parlak kılan, içinde sanata ve müziğe, gündemden bağımsız şekilde tutunan o yüzlerce üretken insan mıydı yoksa Ankara’nın onlara alternatif sahneleri ve atmosferiyle kocaman bir festival gibi davranması mıydı? İstanbul’da kültür-sanat üretiminin merkezinde bütün bu çarkı çeviren yetenekli onlarca Ankaralıyla birlikte bu festivalin ışıklarını hiç söndürmemeyi başarabilir miydik?
Kaynaklar
- Gri Değil, Siyah: Ankara Rocks! (Ufuk Önen, 2016)
- Ankara Neydi Ne Oldu? Ankara'da Rock Müzik ve Mekanlar, Can Öktemer, 2022
- Plakların arasında geçen bir ömür, Akşam Gazetesi, 2019
- Şimdi Neredeler: Şener Yıldız (Rock Market), Melis Danişmend, 2018
- Bir Ankara efsanesi: Süleyman Bağcıoğlu, Can Öktemer, 2023
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()