Ardıl görüntünün sessizliği: “İmkân ve İhtimal”

Ardıl görüntünün sessizliği: “İmkân ve İhtimal”
Ateş Alpar, "İmkân ve İhtimal", Dışardan İçeriye Sızanlar serisinden, 2016-2025.

Hamlet, “Kim var orada?” cümlesiyle açılır. Okurunu bir cinayetin karmaşıklığına, parçaların bütünlüğüne davet eder Shakespeare. Ateş Alpar’ın İmkân ve İhtimal başlıklı solo sergisi de bir barikatla açılır ve barikatın ardında kimlerin olduğu sorusunu yanıtlamaya davet eder ziyaretçilerini. Çekilen sınırın ardında “kimlerin” ve “nelerin” olduğunu görmeye başlarız. Parçalar halindeki salt görüntülerin ardında duyabildiğimiz bir şey yoktur. Yalnızca duyumsamaya çalışırız dahil edildiğimiz kadarıyla.

Bu, bir nevi ardıl görüntünün kendi varlığını izleyicisine sunma imkânını taşımaktadır sergide. Görüntünün yok olmaya başladığı yerde ardıl görüntü devralır anlatının hayaletini, izini. Küratörlerden Melih Aydemir’in “Opaklığın Direnci” dediği bu ardıllık, sömürgeci bakışın şeffaflık talebine karşı bir direniş mekanizmasıdır da aynı zamanda. İmkân ve İhtimal dahilinde sunduğu belgeler sessizce bekler onlara bakacak ziyaretçileri. Toprağa gömülü ekrandan, sesini yitiren kadına kadar bir sessizliğin paydaşlarıyızdır artık o mekânda.

Kapitalist toplumlarda medya görüntüyü tüketim nesnesi halinde sunarak kendi varoluşunu ve hiyerarşik pozisyonunu meşrulaştırır ve algıyı tahakküm altına alır. Herkesin bildiği gerçek “öldürenler ve öldürülenlerdir” ancak kimsenin değiştiremediği gerçek de bu olur medya estetiğinde. Şiddet yalnızca izlenebilen tüketim nesnesine dönüşür. Egemen sınıfın “izlettiği” ve yapabileceklerinin sınırsızlığını göstererek korku politikasını sürdürdüğü yerde sessizlik bir varoluş anlaşması taşır içinde. Ses bir iktidar aracıyken sessizlik direniş pratiğidir sergide. “Herkesin Bildiği Sır” yazılı levha, sessizliğin barındırdığı hakikatin taşıyıcısıdır bir yerde. Çünkü David Le Breton’un Sessizlik Üzerine kitabında bahsettiği üzere “sırrı elinde bulunduran kişi dayanışma ya da dostlukla veyahut hayatını kurtarabilmek için sessizliğini korumaya ant içebilir. O zaman, sır, olayın dışında bırakılan kişi üzerinde kurulan bir tür iktidardır.”

"İmkân ve İhtimal" sergisinden bir görünüm, Depo 2025. Fotoğraf: Zeynep Fırat.
"İmkân ve İhtimal" sergisinden bir görünüm, Depo 2025. Fotoğraf: Zeynep Fırat.

Aynı sessizlik kapitalizmin de gayesidir. Sergide yer alan “Helikopterden Bir Nokta Atıldı” ifadelerinin hemen yanında sıralanan sabunlar ve magnetler o coğrafyanın modernleştirilme politikaları içinde birer sessizlik anlaşmasıdır ancak hayatı dostlukla kurtarmak yerine bu defa eşitsizlik sınırını çeken bir pozisyondadır. Hayatın yalnızca turizmleştirilerek kurtarılmaya mecbur bırakıldığı ve alışveriş pratiği içinde hakikatin kendini askıya alma mecburiyeti taşıdığı coğrafyada turizm yalnızca kolonyal bir "bizler ve onlar" imajı yerleştirir. Eşitlenme korkusunu taşıyan egemen dil, bu kategorileştirmede coğrafyayı dilsizleştirerek yalnızca bir nesne anlatısı vaat eder öznelerarası iletişimsizlikte. Bu buzdolabına asılan bir magnettir ya da mangolu bir sabundur. Küratörlerden Yıldız Öztürk’ün ifadesiyle turistik eşyaların yer aldığı yerleştirme, “otantik” kültürel ürünler olarak pazarlanan nesnelerin tarihsel-coğrafi bağlamından koparılmasına ve salt tüketim merkezli malzemeye dönüşmesine odaklanır.

Kapitalist iştahın hegemonyası altına alınan coğrafyada insanın dili sattığı bir nesnedir. Sömürgecinin gürültü kopararak sessizleştirdiği ve ehlileştirerek “ziyarete açık” hale getirdiği, Batı ziyaretçilerinin “görülmeye değer” bulması için “temizlediği” nezih yerler bu nesneler sayesinde turizm tahribatının taşıyıcısıdır. Boyuna sarılan günübirlik poşular, katılım sağlanan sıra geceleri ya da ayaküstü içilen dibek kahveleri o coğrafyada düne kadar ne yaşandığının üstünü çizmede “normalleştirme” pratiğidir, “gezelim-görelimcilik” coğrafyanın maruz kaldığı politikaların “otantikleştirerek” o yerin süregelen tereddütüyle, belirsizliğiyle ve kendini saklama zorunluluğuyla yüzleşmeyi askıya alır.

Ateş Alpar’ın sömürgeci iştahın uygunsuz biçimde gömmeye çalıştığı dilsizliği ve içine kapanmayı sergi mekânına taşıması kimliğin yalnızca görüntüden, nesneden ve konudan oluşmadığının ihtimalini yaşatır. Şiddeti meşrulaştıran normalleştirmeyi sorunsallaştırdığı gibi şiddetin nesneye ve görüntüye tabi kılınmasını da mesele edinir. Hiçbir şey olmamış gibi ziyaret edilmenin huzursuzluğunu taşır sergi sessizliğinde. Sergi bu topraklara "sahip çıkma" politikalarını tartışmaya açar.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.