Arkadaş ayrılıkları hakkında daha fazla konuşmalıyız
Romantik ilişkiler konusunda neredeyse obsesif hale gelmiş toplumumuzda, arkadaşlık çoğu zaman pek de ilgi çekici bir gündem olamıyor. Arkadaşlıklar doğuştan edindiğimiz ve kendiliğinden sürdürülen etkileşimler gibi algılandığı için arkadaşlığın ne başlangıcı, ne gidişatı, ne de bitişi üzerine konuşuyoruz. Oysa çoğu insan için bir arkadaşlığın sonu, en az bir romantik ilişkinin bitişi kadar yıkıcı ve zor bir kayıp olabiliyor. Üstelik bu defa yanınızda bu kaybı atlatırken destek alabileceğiniz ya da arkadaş kalmakla teselli bulabileceğiniz bir dost da olmuyor.
Konu üzerine yapılan çeşitli araştırmalar, insanların neredeyse yüzde 70’inin bir yakın arkadaş ayrılığı yaşadığını ve bunu atlatmakta en az bir romantik ilişki kadar zorlandığını öne sürüyor. Ancak bu yas süreci, bir aile üyesinin ya da sevgilinin kaybının aksine genellikle görünmez kalıyor. Romantik ayrılık sonrasında çevrenizden gördüğünüz sosyal ve psikolojik destek, bu durumda söz konusu bile olmuyor. Hatta bunu “ayrılık” olarak nitelendirmek bile kimilerine başlı başına tuhaf gelebiliyor.
Toplumun aileyi esas alan muhafazakâr bakış açısı, doğduğumuz andan itibaren arkadaşlık ilişkilerini ikinci plana atıyor, bu ilişkilere hak ettiği özveri ve iletişim alanını sağlamayı öğrenmeden büyüyoruz. “Tanıdık” ile “dost” arasındaki kalın çizgiyi bile çoğu zaman ayırt edemiyoruz. Bu iletişimsizlik hali, hem arkadaşlıkların sürdürülmesini hem de biten arkadaşlıkların ardından yaşadığımız süreci atlatmamızı zorlaştırıyor.
Romantik ilişkilerde sorunlar masaya yatırılarak çözülme eğilimindeyken, arkadaşlıkta benzer sorunlar genelde geri çekilme ve uzaklaşmayla karşılanıyor. Çoğumuz yakın arkadaşlarımızla tam olarak hangi noktada koptuğumuzu bile bilmiyoruz. Bu muğlak kapanış, yas sürecini de baltalıyor. Kaybımızın ardından üzülmek, öfkelenmek, kabullenmek gibi adımların hiçbirini tam anlamıyla gerçekleştiremiyoruz. Bir boşluğa düşmüş gibi hissediyoruz ve bu boşluğu anlamlandırmakta zorlanıyoruz.
Öte yandan, bir romantik ayrılıkla nasıl başa çıkılacağını (ya da çıkılamayacağını) küçük yaşlardan itibaren her yerde görüyor, duyuyoruz. Diziler, filmler, hatta reklamlar bile sürekli bu özel ve hüzünlü durumu ele alıyor. Şarkılar ve kitaplar bu ayrılıkları anlamak, anlatmak ve atlatmak için yazılıyor. Arkadaşlarımız bu üzüntüden en kısa sürede kurtulmamız için genelde kolları açık bir şekilde bizi bekliyor. Bu dönemdeki hassas halimiz hemen herkes tarafından fazlasıyla kabul görüyor. Kafa karışıklığımız evde, sokakta, hatta bazen işte bile anlamlı bir düzleme oturuyor. Tabiri caizse, üzerimize fazla gelinmiyor. Ancak aynı hassasiyetleri bir arkadaş kaybının ardından beklemek pek de gerçekçi değil. Zaten bunu biz de talep edilebilir görmüyoruz.
[mailerlite_form form_id=10]
Arkadaşlık, bize "kutsal" diye öğretilen kavramlardan biri olmadığı için kendine gündelik sohbetlerde, gelecek planlarında, hatta terapi odalarında bile pek yer bulamıyor. Çoğumuz içsel bir arkadaşlık öğretisine sahip değiliz. Arkadaşımızla birbirimizin hangi ihtiyacını karşılıyoruz, bu ilişkilerdeki sınırlarımızdan memnun muyuz, bu iletişimin hayatımızda nasıl bir işlevi var gibi temel soruların bile cevaplarından karşılıklı olarak mahrumuz. Üstelik yaşlarımız ilerledikçe ve yaşamsal ihtiyaçlarımız öncelik kazandıkça bu mahrumiyet giderek artıyor. Yeni dostluklar kurmak da halihazırdaki dostlarımızın değişen hayatlarına uyum sağlamak da zorlaşıyor. Tüketim toplumunun durmadan tüketen bireyleri olarak ilerlerken, erken yaşlarda kurduğumuz çocuksu oyun ortaklıkları yerini çıkar ilişkilerine bırakıyor. Günün sonunda kolay olanı yapıyor, bu mesele üzerine düşünmekten bütünüyle vazgeçiyoruz. Hayatın kalabalık temposu içinde giden gidiyor, kalan sağlar bizim oluyor. Başından beri sistemin dışında kalan arkadaşlık, solup giderken de herhangi bir fırtına yaratmıyor.
Oysa arkadaşlık özellikle kadınlar için birincil duygusal destek kaynağı olarak hayati önem taşıyor. Cinsellikten anneliğe, evlilikten kariyere toplumsal alanlarda ne öğrendiğimiz ne de açıkça ifade edebildiğimiz pek çok konu kendine arkadaş sohbetlerinde yer buluyor. Hem dayanışma hem de rahatlama alanı görevi gören bu sohbetler, hemen her kadının hayatına dokunuyor, onları büyütüyor ve dönüştürüyor. Sağlam arkadaşlıklar bize sadece güzel anılar bırakmıyor, gerçekten de hayat kurtarıyor.
Yaşamsal faaliyetlerimizde böylesine kritik rol oynayan bir yakınlığı, temel bir dostluğu kaybetmek yalnızca bir iletişimin bitişi değil aynı zamanda bir tür benlik kaybı. Özellikle erken yaşlarda hayatı birlikte öğrendiğimiz ve deneyimlediğimiz kimselerden ayrılmak, benlik algımız hakkında da kaçınılmaz sorular yaratıyor. Bu sorular kimi zaman kendimizi suçladığımız, kimi zamansa daha iyi anladığımız karmaşık süreçlere kapı açabiliyor. Yani bir arkadaşlığın bitişi, hiçbir zaman yalnızca bir insanla artık konuşmamaktan ibaret olmuyor.
Dünyada hiçbir ortaklık hiçbir koşulda kopmamak üzere kurulmuyor. Yaşam sürdükçe beraberinde gelen gereklilikler, ihtiyaçlar ve istekler biçim değiştirebiliyor. Diğer her şey gibi, arkadaşlıklar da bundan payını alıyor. Hayatın akışı gereği, alması da gerekiyor. Ancak bunu bütünüyle yok saymak ve halının altına süpürmek bize pek yardımcı olmuyor. Tıpkı diğer yas süreçleri gibi, arkadaşlarımızdan ayrılırken de karşılıklı olarak konuşmamız, ardından ağlamamız, kırıp dökmemiz, uzun uzun sorgulamamız, unutmaya çalışmamız, nihayetinde bu gerçeklikle barışmamız açık bir gereksinim. Aksi halde, bizi ömrümüz boyunca kovalayacak arkadaş hayaletleriyle ve onların kulağımıza fısıldadığı özfarkındalığımıza dair sorularla yaşamamız ne mümkün ne de gerekli. Zira arkadaşlık öyle öğretici bir ilişki çeşidi ki yalnızca sürerken değil biterken de bize anlatacaklarını dinlemeye ve anlamaya ihtiyacımız var.
Bu yazıyı bir arkadaşınızı hatırlayarak okuduysanız, yalnız olmadığınızı bilmenizi, öyle olmadıysa da benzer bir süreçten geçen dostlarınıza hal hatır sormayı ihmal etmemenizi dilerim. Sürekli koşmamızı öğütleyen sistemin içinde, durup dinlenebildiğimiz ilişkilere emek vermekten kaçmayanlara selam olsun.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()