Ayvalık Film Festivali'nde gösterilecek filmler açıklandı

Ayvalık Film Festivali'nde gösterilecek filmler açıklandı
IT WAS JUST AN ACCIDENT (Cafer Panahi, 2025).

Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 16-21 Eylül tarihleri arasında dördüncü kez sinema tutkunlarını ağırlamaya hazırlanıyor. Gösterimlerin yanı sıra panel ve söyleşilere de yer veren festivalde, uluslararası alanda öne çıkan beş film Türkiye’de ilk kez Ayvalık’ta gösterilecek.

Seyir Derneği’nin Ayvalık Belediyesi işbirliğiyle düzenlediği Ayvalık Uluslararası Film Festivali, bu yıl dünya sinemasının dikkat çeken beş yeni filmini izleyiciyle buluşturuyor.

İlk film, Cafer Panahi’nin Cannes’da Altın Palmiye kazanan, adalet ve vicdan temalarını işleyen It Was Just an Accident. Festivalde ayrıca, Cannes’da Jüri Ödülü’nü paylaşan iki film yer alıyor: Oliver Laxe’ın, kayıp kızını arayan bir babanın oğluyla çıktığı çarpıcı yolculuğu anlatan Sirât ve Mascha Schilinski’nin kuşaklar arası kadın hikayelerini şiirsel bir dille aktardığı Sound of Falling. Kelly Reichardt’ın 1970’lerde geçen bir sanat soygunu hikayesini konu alan The Mastermind ve Richard Linklater’ın Broadway’in karanlık bir gecesinde geçen, içsel bir yüzleşmeyi anlatan Blue Moon da Türkiye’de ilk kez Ayvalık’ta gösterilecek.

[mailerlite_form form_id=11]

İranlı yönetmen Cafer Panahi’nin yıllar sonra bizzat katılabildiği Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye’yle dönen It Was Just an Accident, küçük bir kasabada yaşanan sıradan bir kazayla başlayıp suç, vicdan ve adalet arayışına uzanan çarpıcı bir hikaye sunuyor. Geçmişte rejim tarafından işkence gören eski mahkumların bir yabancıyı tanımalarıyla başlayan hikaye, bir yolculuktan yüzleşmeye, adalet arayışından ahlaki bir karmaşaya dönüşüyor. Panahi, minimalist tarzıyla sessizliğin içinden konuşan bir sinema dili kuruyor.

Oliver Laxe’ın Cannes Jüri Ödülü kazanan filmi Sirât, Fas’ın Saghro Çölü’nde geçen apokaliptik bir yolculuğu merkeze alıyor. Film kayıp kızını arayan bir babanın oğluyla birlikte rave partilerinin, sınırötesi toplulukların ve modern göçebelerin dünyasına dahil oluşlarını anlatıyor. Laxe, bu yolculuğu yalnızca mekansal değil aynı zamanda ahlaki ve varoluşsal bir sınav olarak kurguluyor. 16 mm filmle yapılan uzun çekimlerle görsel dünyasını kuran Sirât, izleyicisini de ismini aldığı Sırat Köprüsü gibi görünmez bir çizgiden, kendi iç dünyasının köprüsünden geçmeye davet ediyor. Film, Cannes Soundtrack Ödülü’yle taçlandırılan Kangding Ray imzalı tekno‑ambient müziğin hakim olduğu ses tasarımıyla izleyiciyi fiziksel ve duygusal olarak da sarsan bir atmosfer yaratıyor.

Almanya’nın kuzeyinde, rüzgârlı ve izole bir çiftlikte dört farklı döneme yayılan dört genç kadının hayatları, Sound of Falling’de zamanın çizgilerini aşan bir yankıya dönüşüyor. Mascha Schilinski’nin ikinci uzun metraj filmi, kuşaklar arası travmaları, sessizliklerin içindeki çığlıkları ve hafızanın kırılgan katmanlarını büyüleyici bir şiirsellikle işliyor. Film, geleneksel anlatının ötesine geçerek ses, görüntü ve ışıkla örülmüş bir sinema deneyimi sunuyor, diyaloglar yerini bakışlara ve boşluklara bırakıyor. Cannes Film Festivali'nde Sirât filmiyle Jüri Ödülü’nü paylaşan bu çarpıcı yapım, izleyiciyi yalnızca izlemeye değil hissetmeye ve hatırlamaya davet ediyor.

BLUE MOON (Richard Linklater, 2025).
BLUE MOON (Richard Linklater, 2025).

Amerikan bağımsız sinemasının güçlü temsilcilerinden Kelly Reichardt’ın Cannes’da Altın Palmiye için yarışan filmi The Mastermind, 1970’li yıllarda Amerika’da geçiyor ve bir sanat soygununu konu alıyor. Reichardt’ın minimal sinemasının etkisiyle alışıldık bir soygun filminden ziyade karakter odaklı bir dönem filmine dönüşüyor. Josh O’Connor, Alana Haim, Hope Davis, Bill Camp, Gaby Hoffmann ve John Magaro gibi güçlü oyuncuların yer aldığı The Mastermind bireyin içinde yaşadığı dünyayla, geçmişle ve kendisiyle kurduğu kırılgan bağlara dokunan zarif ve etkileyici bir film.

Richard Linklater’ın Berlinale’de Altın Ayı için yarışan filmi Blue Moon, Broadway’in altın çağında geçen tek gecelik bir içsel hesaplaşmayı beyazperdeye taşıyor ve ünlü söz yazarı Lorenz Hart’ın yaşamının en kırılgan anına odaklanıyor. 31 Mart 1943’te, ortağı Richard Rodgers ile yolları ayrıldıktan sonra Hart’ın bir New York barında geçmişiyle, yalnızlığıyla ve kaçırdığı fırsatlarla yüzleştiği film; Ethan Hawke, Andrew Scott ve Margaret Qualley’nin etkileyici performanslarıyla güç kazanıyor. Yaratıcılıkla yalnızlık, başarıyla kırılganlık arasındaki ince çizgiyi işleyen film, Linklater’ın en kişisel işlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Festival bu yıl da yalnızca filmlerle değil, film gösterimleri sonrası gerçekleşecek söyleşiler, farklı temalarda paneller ile izleyicilere zengin bir içerik sunmaya hazırlanıyor. Festival kapsamında Diageo Türkiye’nin katkılarıyla dördüncü kez verilecek “Yeni Bir …” Ödülü seçici kurulu da belli oldu. 100 bin TL değerindeki ödülün sahibi Serra Yılmaz, Nermin Er, Tolga Karaçelik, Ayris Alptekin ve Hasan Nadir Derin’den oluşan seçici kurul tarafından belirlenecek ve festivalin açılış gecesinde açıklanacak. Seçici kurul, ödül sahibini (başvuru olmaksızın) son bir yıl içinde Türkiye’de gösterime girmiş veya ulusal festivallerde gösterilmiş filmler arasından belirleyecek.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.