Barikat aşıldı artık, buradan geri dönüş yok
Türkiye’de iktidarın toplumu sindirmeye yönelik girişimleri artık rutinleşmiş bir hal aldı. En temel haklarımızın bile elimizden alınması, hukukun bütünüyle araçsallaştırılması, seçim güvenliğinin yok edilmesi ve muhalefete karşı kurulan baskı mekanizmaları toplumun büyük bir kesiminde umutsuzluk yaratırken aynı zamanda tepkileri de biriktiriyor. Son olarak Ekrem İmamoğlu’nun önce üniversite diplomasının iptal edilmesi ve dün sabahın erken saatlerinde evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınması, Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisinin ve kurduğu istibdat rejiminin varlığını sürdürebilmesi için her yolu deneyeceğini kanıtlar nitelikte.
Şurası kesin ki Türkiye’de artık “seçim” adı verilen süreç fiilen bir onay mekanizmasına dönüştürüldü. Buna karşın ana muhalefet partisi, toplumun özgücüne ve kitlesel eylem potansiyeline güvenmek yerine neredeyse tek çıkış yolu olarak sandığı göstermeye devam ediyor. Bu da milyonlarca insanın baskı ve korku altında sindirilmesine neden olduğu gibi, kararlılık ve mücadele ruhunun da zayıflamasına yol açıyor.
Öte yandan, dün İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin polis barikatını yıkarak Saraçhane’ye yürümeleri bu kısır döngüyü kırabilecek iradenin ipuçlarını verdi. Sokaklarda, üniversitelerde, işyerlerinde insanların bir araya gelerek kuracakları mücadele ve dayanışma ağları, geniş kitlelere umut aşılayan en etkili araç olarak karşımızda duruyor. Bu dayanışma, yalnızca günü kurtarmak veya sembolik çıkışlar yapmakla sınırlı kalmamalı, uzun soluklu bir mücadele hattının örülmesine hizmet etmeli.
Mevcut sistemin kendi içinde “reforme edilebileceği” hayaline kapılmamak, kalıcı çözümün ancak toplumun kolektif iradesiyle gerçekleşeceğini unutmamak gerekiyor. Toplumun en örgütsüz kesimleriyle bağ kurabilen, onlara gerçek bir alternatifi anlatan, eylemlerinde ve karar alma süreçlerinde çoğulcu ve demokratik işleyişi ilke edinen bir hareket bu karanlık tabloyu tersine çevirme şansına sahip. Tıpkı kadınların her 8 Mart’ta gösterdiği olağanüstü irade gibi ya da dün üniversite gençliğinin barikatı aşıp sokaklara taşırdığı mücadele azmi gibi toplumsal muhalefetin her kesimi aynı kararlılığı göstermek zorunda.
Sürekli dile getirilen “sivil darbe” veya “yargı darbesi” gibi tanımlamalar, gerçek bir toplumsal dirençle karşılaşmadığı müddetçe, iktidarın elinde canı istediğinde kullandığı bir enstrümana dönüşüyor.
Muhalefetin arkasını boşaltan, toplumun büyük çoğunluğunu edilgenliğe iten korku duvarlarının aşılması artık bir zorunluluk. Bu duvarlar, yalnızca iktidarın baskı aygıtlarıyla değil, pasifliği besleyen, tüm umutlarını sandığa bağlayan muhalefetin basiretsizliğiyle de inşa ediliyor.
Oysa demokrasi yasal metinlerde yazan haklardan ibaret değildir. Halkın kendi gücüne inanıp, kendi kaderine sahip çıkarak, eyleme geçmesiyle anlam kazanır. Bugün yaşananlar, yasaların bir gecede hiçe sayılabildiği, halkın iradesinin kağıt üzerinde silinebildiği bir düzenin kaçınılmaz sonucudur. Ancak bu durum, aynı zamanda, her türlü baskıya karşı kitlesel bir karşı duruşun potansiyelini de içinde barındırır.
Sonuç olarak, giderek daralan siyasal alana rağmen, sokaklarda yürütülen mücadelelerin ve dayanışma pratiklerinin gösterdiği gibi, değişimin anahtarı yine ve her zaman halkın kendi ellerindedir. Bu gücün harekete geçirilmesi, örgütlenmesi ve toplumun tüm kesimlerinin mücadelenin öznesine dönüşmesi içine saplandığımız karanlıktan yegane çıkış yoludur.
Dün Beyazıt’ta polis barikatlarını aşıp Saraçhane’ye yürüyen üniversite gençliği, bu ablukanın nasıl dağıtılacağını hepimize gösterdi. O cesaretin, kararlılığın ve umudun arkasına sıralanmak ve giderek kalabalıklaşmak zorundayız. Birbirimizin ellerinden ve o ellerin birbirine sıkı sıkıya kenetlenmesinden başka bir çaremiz yok.
*Bu yazının ilk versiyonu Mecra'da yayımlanmıştır.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()