Bazı "yıldız muhalifler" ne işe yarıyor?

Bazı "yıldız muhalifler" ne işe yarıyor?
yilmaz-ozdil-muhalif

AKP dönemi sona erdiğinde uzun zaman tartışılacak. İktidar ve ortaklarının ekonomide, çalışma hayatında, siyasi yaşamda, eğitimde, sağlıkta, kültürde, sokakta, kısacası memleketin hemen her hücresinde sebep oldukları dönüşüm, öncesiyle sonrasıyla incelenecek ve uzun uzun konuşulacak.

AKP’nin sonradan “saray rejimi” diye adlandırılan iktidar yıllarında her şey değişirken elbette memleketin muhalefet etme hali ve muhalif portresi de değişime uğradı. Bazı gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, meslek örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının başındaki isimler toplum nezdinde değer görmeye, kariyer basamaklarında yükselmeye, ihaleler kapmaya, kaşelerini artırmaya, ceplerini doldurmaya başlarken “muhalif” sıfatının da (en basit tabirle) ekmeğini yemeye başladılar.

Peki, nedir bu “yıldız” muhaliflerin özellikleri? Bu türden muhalifler neyin karşısındadırlar, ne yaparlar ve neye itiraz ederler? Dahası, bu muhalif isimler bazılarımızı neden bu denli rahatsız ediyor? Bu basit sorulara yanıt aramaya çalışalım: Bu isimler, teoride AKP’ye karşılar ama AKP dışı bir dünyanın varlığına da razı değiller. Yeri gelince AKP’li bir bakanı, iktidarla iş tutan patronu övebilir, yeri geldiğinde cihatçı terör örgütünü “ılımlı” diye pazarlayabilirler.

Bu isimler mevcut düzenden esasen memnundurlar yalnızca ufak tefek değişiklikler talep (hatta rica) ederler. Bu ufak tefek değişiklikleri de “büyük laflarla” istediklerinden olsa gerek, herkesten fazla ses çıkarırlar. İktidardan rica ettikleri değişiklikler de genelde özel alanlarına müdahaleyle ilgilidir. Zarar kendi evlerine uğradığında gürültü yapmayı tercih ederler. Hemen hemen her konuda fikirlerini beyan etme konusunda fazlasıyla isteklidirler. Mesela az vuruşlu, bol boşluklu, boş içerikli yazılarıyla oradan oraya yüksek ücretlerle transfer olurlarken, aynı yerde çalıştıkları genç meslektaşlarının üç kuruş maaşla sömürülmesine sessiz kalırlar.

Bu dönemin yıldız muhalifleri, iktidar aparatı olma konusunda şüphesiz iktidara yakın isimlerden ve gazetecilerden daha kullanışlıdır. Yandaşların ulaşamadığı kesimlere ulaşıp, örtülü düzen övgüsü yaparak kazançlarına kazanç katabilen bu isimlerin olası bir iktidar değişiminde kapacakları köşelerin pazarlığı da şimdiden yapılmıştır. Kariyer basamaklarını üçer beşer atlarken, oturmayı düşledikleri koltuk için sabahtan akşama kadar “orta” yoldan yürümeye devam ederler.

Peki, tüm bunlar ortadayken bu isimler nasıl oluyor da bu kadar destekleniyor, muhalif olarak kabul görülüyor ya da seviliyor? Herhalde birkaç farklı motivasyon devreye giriyor. Birincisi, mevcut düzen halihazırda bu tarz isimler üzerinde yükseldiği için kendi işine yarayanları daha çok besliyor. Biz de televizyon kanallarında, gazetelerde, sosyal medya mecralarında en çok bu isimleri görüyoruz, bir bakıma bu isimlere maruz kalıyoruz. Yeni bir ekip kurma, kanal açma, gazetelerin ya da kanalların birinden diğerine transfer olma gibi durumlar yalnızca bu yeni nesil yıldız muhaliflere özel. Bugünün emek rejiminde, maddi veya manevi sorun yaşamadan üretim yapmak gibi kimseye nasip olmayacak bir özgürlüğe sahip olabiliyorlar.

İktidara karşı toplumun büyük bir kesiminde biriken öfke bu isimlere duyulan sempatiyi bir anlamda besliyor. “İktidarın karşısındaysa kesin benim yanımdadır” mantığı, esasen korkunç bir mantıksızlığı gizlerken önermenin kendisinin kadük doğduğu gerçeğini de saklıyor. Baskıdan dolayı susmak zorunda bırakılan, elinden politikleşme anlamında tüm hakların alındığı, yurttaşlık görevinin seçimlerde oy vermeye indirgendiği bu dönemde iktidara karşı konuşan herkes “muhalif, cesur, halkın gururu” diye anılıyor.

Elinde ses çıkarabileceği bir oy pusulası veya sosyal medyada beğeni butonu bırakıldığına ikna edilen insanların bu tip isimleri izlerken tatmin duygusu yaşadıkları bir gerçek. Toplumun eyleme geçme, örgütlenme, ses çıkarma refleksleri ve gerçeklikle bağları öyle bir kesildi ki bu medyatik muhaliflerin fikren iktidarın karşısında olması yeterli bulunuyor.

Genelde “iyi insandır” olgusu etrafında şekillenen bu muhalif hat, iyilik kavramının içini boşaltmakla kalsaydı bu yazının yazılmasına gerek kalmazdı. Ama sol siyasetin içinin boşaltılması, toplumun ses çıkarma veya itiraz etme reflekslerinin tıkanması, hakikaten mücadele eden insanların kriminalleştirilmesi ve değersizleştirilmesi neredeyse bir çırpıda oldu. Bu da insanların nerede konumlandığının bulanıklaştığı, kof bir muhaliflik yarattı. İçi boşaltılmış, sadece “iyi, doğru, dürüst” olmaya indirgenmiş, ahlakla ikame edilmiş siyaset algısı da bu isimler tarafından yeşertildi.

Bu durum mücadele tarihini, geçmişi ve bugünü yok sayarken yarının yeniden kurulmasını da güçleştiriyor. AKP gittikten sonra ne yapacağız? Kavgamızın en büyük tarafı AKP ise olası bir iktidar değişikliğinde artık muhalif olmayacak mıyız mesela? Bugünün muhalifleri, yarın iktidar değiştiğinde şimdi eleştirdikleri iktidar medyası elemanlarının pozisyonuna düşmeyecek mi? AKP’siz bir yarını nasıl ve kimlerle kuracağız? İslamcı örgütleri ve İsrail’i yere göğe sığdıramayan, yeri geldiğinde iktidarın bakanlarını övmekten çekinmeyen, 1 Mayıs’ta bile konumlanacağı yeri şaşıran, bu memlekete dair tek derdi mülteciler olan, Kürt sorununu Öcalan’ın özel hayatı üzerinden tartışan, mesela ilgili ilgisiz her yere Kuzey Kore ve Sovyetler nefretini serpiştiren bu isimlerle mi?

Bu tip isimler eleştirildiğinde, karşıdan hep “ama onlar bedel ödedi” hikayesini diniliyoruz. Hikayenin anafikri de genelde hapse girip çıkmak oluyor. Yani adaletsizliğin kol gezdiği böylesi bir dönemde hapse girip çıkmış olmak bütün kirleri hızla temize çekiyor. Halbuki söz konusu şey bedel ödemekse, bugün onun da en ağırını bu memleketin yoksullukla, işsizlikle, borçlulukla sınanan her yaş grubundan emekçileri ödüyor. Bu bedelin faturası maalesef hapse girip çıkmakla bitmeyecek kadar ağır.

Günümüzün yıldız muhaliflerinin izlenmesi veya dinlenmesi en fazla öfkemizi soğurabilir. Halbuki “başka bir dünya mümkün” diyorsak bize dipdiri, her gün tazelenen bir öfke lazım. O öfkeyi de sadece iktidara değil, mevcut düzeni besleyen herkese karşı yeniden üretmeliyiz ki sadece birkaç yılda bir sandıktan çoğalan mücadele değil, her sabah yeniden ördüğümüz hakiki mücadele gerçek olsun.

Yüzümüzü bu muhaliflerin YouTube kanallarından, bir şey söylemeyen yazılarından aylarca direnen ve nihayetinde kazanan Polonez işçilerine çevirmeliyiz mesela. Herkes etrafındaki bu türden muhalifleri bir düşünsün. Kimi izliyoruz, kime prim veriyoruz, kime inanmamızı istiyorlar? Mevcut düzenle en ufak bir sorunu olmayan, yolun ortasından yürümeyi matah sayan, eli sürekli cebinde olan, mış gibi yapan kimseyle bırakın yol yürümeyi, yan yana dahi gelmeyeceğiz.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.