Ben buradayım, sen neredesin?
Joachim Trier, Cannes’daki basın toplantısında şöyle demişti: “Kutuplaşma, öfke ve maço tavırlar ilerlemenin yolu değildir. Şefkat yeni punk’tır.” Türkiye prömiyerini Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin açılışında yapan Manevi Değer (Joachim Trier, 2025) tam da böyle hissettiriyor; kırılganlığında radikal, yumuşaklığında kararlı. Büyümenin, yabancılaşmanın ve sonra —belki artık çok geç olmuşken— yeniden birbirini bulmaya çalışmanın nasıl hissettirdiğini duygusal bir hassasiyetle anlatan, gürültü koparmadan da insanı derinden etkileyebilen bir film.
Joachim Trier’in "Oslo Üçlemesi" (Tekrar, Oslo, 31 Ağustos ve son olarak Dünyanın En Kötü İnsanı) tek tek karakterlerin iç dünyasına odaklanırken, Manevi Değer bakışını parçalanmış bir aileye çeviriyor. Ama bu kırılmışlık sessiz: Bakışlarda, söylenmeyenlerde, uzayan suskunluk anlarında. Joachim Trier ve ortak yazarı Eskil Vogt bizi yalnızca izlemeye değil söylenenleri ve söylenmeden kalanları dinlemeye de çağırıyor.
Renate Reinsve, bir kimlik krizinin eşiğindeki tiyatro oyuncusu Nora’yı oynuyor. Nora, artık inanmadığı bir rolün içinde sendeleyip duruyor. Yetişkin olmanın bir sahne durumu olarak tasviri tam kalbinden vuruyor: Sana uymayan bir kostüm taşırsın, yakıcı bir ışığın altında durursun, metnin nerede bittiğini, kendi düşüncelerinin nerede başladığını bilemezsin. Alkışa özlem duyarsın ama gerçekte istediğin görülmektir. Seyirci tarafından değil sana en yakın olanlar tarafından. Ailen tarafından. Geçmişin tarafından.
Joachim Trier bu duygusal tiyatroyu büyük bir açıklık ve incelikle sahneliyor. Nora’nın yabancılaştığı babası Gustav (Stellan Skarsgård) —ünlü bir yönetmen— ona bir rol teklif ederek hayatına girdiğinde, bu yalnızca mesleki bir öneri değildir. Yakınlaşma girişimi, sessiz bir af çağrısı, sanatın gerçek yakınlığın yerini alıp alamayacağının bir sınavıdır. Peki, ya bu bile fazlaysa? Gustav, duyguları ifade etmektense sahnelemeyi daha iyi beceren bir adam. Dünyaya erişimi senaryolar ve sahneler üzerinden işliyor. Belki de karakterinin trajedisi, bunun yeterli olduğuna inanmasında yatıyor. Sonunda rolü üstlenen Amerikalı oyuncu Rachel (Elle Fanning) ile ilişkisi hem dokunaklı hem de rahatsız edici görünüyor. Ona karşı ilgili, teşvik edici, neredeyse babacan. Tam da bu yüzden, kızlarıyla arasındaki duygusal mesafe daha da acıtıyor.
Joachim Trier, sessizlikte karakterlerinin nefes almasına izin veriyor; kimi zaman sancılı, kimi zaman büyüleyici. Stellan Skarsgård ve Renate Reinsve ölçülü ama sarsıcı performanslar sunuyor. Bir sahnede, yalnızca bir sigaranın elden ele geçişi sessiz bir ateşkese, kısa bir yakınlık ânına dönüşüyor. Neredeyse şefkatli görünecek, araya gölge gibi giren geçmiş olmasa. Filmin tamamına, sözcüklere sığmayan derin bir yalnızlık sinmiş. İnsan kendini daha parlak, daha emin, daha canlı görünen başkalarıyla kıyaslamaya başlıyor. Kendinde neyin eksik olduğunu, yolda neyi yitirdiğini soruyor.
Ama belki de mesele, başkalarının seni nasıl gördüğü değildir. Belki perde kapandığında senin neyi fark ettiğin önemlidir. Bazen anne babanın yüzüne bakar, seni gerçekten görüp görmediklerini düşünürsün. Belki de görüyorlardır. Belki de hep gördüler. Belki de yalnızca doğru kelimeleri hiç bulamadılar. Sen de öyle. Çoktan suskunluğa gömülmüş bir evin içinde hatıralar hâlâ havada asılıdır: Geçmiş günlerin kokusu, solmuş bir fotoğraf, tanıdık bir oda... Acıtsa da tutunursun onlara. Mükemmel oldukları için değil, bir zamanlar bir şey ifade ettikleri için. Belki hâlâ ettikleri için…
Nihayetinde Manevi Değer sessiz bir vahiy gibi duruyor. Salt nostalji değil olup bitene dair hüzün ve olacak olana dair kırılgan bir umut. Yok olup gitmemiş, yalnızca saklanmış bir sevgi. Artık konuşmayan ama hâlâ dinleyen bir yuva. İçine daha yeni büyüyerek sığacağın bir rol. Belki de bunu tek başına yapmak zorunda değilsin. Çünkü bazen sadece denemek bile yeter. Joachim Trier’in söylediği gibi, en radikal eylem budur.
*Bu yazının ilk versiyonu Mecra'da yayımlanmıştır.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()