Birkaç elma değil, sepetin tamamı çürük
Türkiye’de “bahis oynayan hakemler” tartışması büyüyor. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) yüzlerce hakemin bahis hesabı olduğunu açıkladı, savcılık soruşturuyor. Bu olayın futbolu tepeden tırnağa temizleyebileceği elbette naif bir beklenti. Çünkü bahis parası yıllardır bu oyunun içinde: Kulüplerin bütçelerinde, yayıncıların reklamlarında, taraftarın kuponlarında. Hakemlik mesleği de bu düzenin en kırılgan noktasında.
Bu nedenle beklentiyi yükseltmek pek gerçekçi değil. Böylesi rejimlerde yolsuzluk ve ahlaki ihlaller, çoğu kez büyük bir arınmanın değil daha derin çatlakların yan ürünü olarak görünür olur; bazen içeride bir güç/gelir paylaşımı kavgasının semptomu, bazen de başka arızaların gürültüsünü bastıran bir sis perdesi. Bu yüzden bahis oynayan hakemlerin deşifre olması, Türkiye’deki futbol düzenini tek başına temizlemeyecek. En fazla görünürde bazı cezalar ve bir süre konuşulacak başlıklar olacaktır. Ardından sistem rayına dönmeye meyledecektir çünkü bu çarkı sadece bir grup çevirmedi, herkes belli ölçülerde besledi.
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun açıkladığı kaba tabloyu biliyoruz: Profesyonel liglerde görevli 571 hakemin 371’inin bahis hesabı, 152’sinin aktif işlem yaptığı tespit edildi; listede üst klasman isimleri de var. Bu veriler akabinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmanın sürdüğünü, üstelik dosyanın aylar önce açıldığını duyurdu. Bu arada TFF, 149 hakeme 8 ila 12 ay arasında hak mahrumiyeti cezası verildiğini açıkladı.
Kim suçlu?
Şunu teslim etmek gerekiyor: “Kim suçlu?” sorusu burada bir tekil faile indirgenemez. Taraftarlar yaptıkları kuponlarla, kulüpler kasalarına giren bahis gelirleriyle, yayın kuruluşlarının ekran önündeki reklamlarıyla, yorumcuların aldığı sponsorluk ücretleriyle, spor ve iş ahlakını ikinci plana atan futbolcular ve hakemlerle, TFF’nin ve bu ilişki ağını engellemeyen siyasal düzenlemelerle herkes kendi yerinden bu kültürün normalleşmesine katkı verdi. Dolayısıyla bu düzen sadece bireysel zaaflardan değil yıllar içinde meşrulaştırılan bir gelir/sponsorluk mimarisinden doğdu.
[mailerlite_form form_id=10]
Dünyada da durum farklı değil. UEFA, 2021-2024 döneminde Avrupa Ligi ve Avrupa Konferans Ligi için uluslararası bir bahis şirketini resmi partner yaptı. Futbol ile bahis sektörü arasındaki mesafenin nasıl törpülendiğini daha görünür kılan bir örnekti bu. İngiltere Premier Lig ise kamuoyu baskısıyla 2026-27’den itibaren forma önünde bahis sponsorluğunu kaldırma kararı aldı fakat kulüplerin şimdiden “dolaylı ve bölgesel” ortaklıklarla boşluğu çevrelemeye çalıştığına dair güçlü haberler geliyor.
Türkiye’de ise bir yandan bahisle teması yasaklayan disiplin rejimi var, diğer yandan futbol ekonomisinin damarlarında bu paranın dolaşımına alan açılmış durumda. FIFA’nın açık hükmüyse basit: Oyuncu, yönetici, hakem dahil kimse futbolla ilişkili bahis faaliyetlerine doğrudan/dolaylı katılamaz. TFF disiplin talimatı da bahis fiili için men cezaları öngörüyor, eylem “müsabaka sonucunu etkileme” boyutuna taşarsa yaptırım kalıcı men etmeye kadar genişliyor. Fakat kağıt üzerinde açık olan bu çizgi, pratikte yumuşatıldığında caydırıcılık filan kalmıyor.
Bundan sonra ne olur?
“Bu kadar hakem bahis hesabı açmayı nasıl göze aldı?” sorusunun cevabı, yalnızca bireysel bir ahlak sorunuyla açıklanamaz. Denetim mekanizmaları çalışmıyorsa, eğitimin dili formaliteye dönmüşse ve en önemlisi çevrede bahis reklamları normalleşmişse, bunun yaşanması son derece doğaldır. Bu, alt liglerde daha da belirginleşir. Zira oralarda görünürlük düşük, finansal kırılganlık yüksek, veri gözetimi seyrektir. Bu yüzden bahis riski her zaman için izleme yoğunluğunun azaldığı yerde büyür. Nitekim TFF’nin disipline sevk listesinde üst klasmandan isimler kadar alt kademeler de ağırlıkta.
Peki, bu dalga nereye varır? Büyük bir temizlik beklememek gerekiyor. Çünkü bu iş, tekil failleri cezalandırınca bitmiyor. Bahis endüstrisiyle futbola yıllardır örülmüş bağları sökmek, ekonomik yapıyı yeniden yazmayı, kulüplerin gelir sepetini çeşitlendirmeyi, yayıncılıkta reklam kurallarını güncellemeyi gerektirir. Aksi halde bugün verilecek cezaların ardından yarın yan kapılardan dolanıldığını görürüz. Bunun örneklerini Avrupa’da da izliyoruz: Ön taraftan çekilen sponsorluklar, dijital/uluslararası mecralarda farklı biçimlerde geri dönüyor.
Sorunun kökü ekonomik mimaride. Bahis endüstrisi futbolun içine yalnızca reklamla girmedi; yayın paketleri, kulüp bilançoları, hatta taraftarın hafta sonu rutinleri üzerinden kültürel bir yer edindi.
Bu halde nasıl konuşalım? Romantik bir “temiz eller” anlatısına değil, “asgari barajları yükseltmeye” odaklanmak gerek. Aktif bahis hesabı olanları hızlı ve şeffaf gerekçelerle sistemden ayırmak, bağımsız bir kurul kurup otomatik kontrolleri devreye almak, alt liglerde gözetimi katlamak, formalarda bahis reklamlarını sıfırlamak, kulüp gelir kalemlerinde şeffaflık sağlamak… Bunlar yapılırsa bile futbol temizlenmiş olmayacak elbette, yalnızca kirli suyun debisi düşürülmüş olacak. Bugünkü dalga da muhtemelen bir dizi men cezasıyla, bazı “örnek” kararlarla, sonra da gündemin başka yere akmasıyla kapanacak.
*Bu yazının ilk versiyonu Evrensel'de yayımlanmıştır.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.
Comments ()