Biz kimiz?

Biz kimiz?
Saraçhane, 24 Mart 2025. Fotoğraf: Erdem Şahin, EPA Images.

Bu soruyu uzun süredir soruyorum. Ya da soruyorum demeyelim, pek de farkında olmadan cevabını arıyorum diyelim. 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun da içinde olduğu 105 kişinin gözaltına alınmasıyla başlayan eylem, direniş, miting, protesto ve boykot gibi pek çok toplumsal harekette ve sosyal medyada bütün bu süreci takip ederken etrafımdaki insanlara bakıp yine bu soruyu sordum: Biz kimiz? Etrafımda oluşan haletiruhiyeyi anlamlandırmak, belki de “biz” olma duygusunun gücünü tekrar keşfetmek için de kendi benliğimin ve etrafımdaki sosyopolitik dinamiklerin farkına vardığım ilk yıllardan itibaren somutlaştırdığım bu biz’i kağıda dökmek istedim.

Biz 1995’ten beri cumartesi günleri Galatasaray Meydanı’ndaki anneleri görüp neden orada olduklarını soran, büyüdüğünde her cumartesi hakkını arayan Cumartesi Anneleri’ne omuz olanlarız. Biz 1996’da Susurluk kazasından sonra karanlığa karşı bir dakika için ışıkları kapatan, belki o yaşlarda ne olduğunu anlamasa da “Susma, sustukça sıra sana gelecek!” diye bağıran çocuklarız. Biz 1997’de—yine o zaman ne anlama geldiğini pek bilmesek de—postmodern darbeyi görmüş çocuklarız. Biz ancak 1998’de "Kürt sorunu" ile tanışmış ve ne olduğunu anlamamış çocuklarız. Biz 1999’da depremde yakınlarını, sevdiklerini, evlerini kaybeden onbinleriz.

Biz 2001 krizini yaşamış, Ecevit’e fırlatılan anayasayı ve yazarkasayı televizyondan izleyen gençleriz. Biz 2002’de Irak için tezkereye karşı çıkan, vicdani reddi savunan, “Savaşa hayır!” demeyi erken öğrenen savaş karşıtlarıyız.  Biz 2003’ten beri onurunu sokaklarda gökkuşağı renklerine boyayan LGBTİ+’lar ve her türlü engele rağmen 8 Mart’ta geceleri yürüyen feministleriz. Biz 2007’de Agos’un önünde katledilen Hrant’ız. Biz 2010 yılında yükseköğretimde başörtüsü yasağının kalkması için eylem yapan ve bunu kimsenin bir lütfu olarak görmeyen gençleriz. Biz 2011 yılında Roboski’de katledilen Kürtleriz, aynı zamanda onların yasını hâlâ tutanlarız. Biz 2013 yılında Emek Sineması’nın yıkılmasını protesto eden binlerce kişiyiz. Biz 2013 yılında bu ülkenin gördüğü en büyük toplumsal tepkiyi oluşturan Gezi Parkı’yız. Osman Kavala’yız, Çiğdem Mater’iz, Mücella Yapıcı’yız, Tayfun Kahraman’ız, Mehmet Ali Alabora’yız. Mehmet Ayvalıtaş’ız. Abdullah Cömert’iz. Ethem Sarısülük’üz. Ali İsmail Korkmaz’ız.

Biz 2014 yılında Soma’daki madende kaybettiklerimizi canlı canlı izleyip gözyaşlarını tutamayanlarız. Biz 2014 yılında polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülünün öldürdüğü Berkin Elvan’ız. Berkin’in cenazesinde bir araya gelen onbinleriz. Berkin’i hiç tanımasa bile ona “Kardeşimsin Berkin” diyen, üstünden on yıl geçse dahi onu her eylemde anan kardeşleriyiz. Biz 2015’te Kobani’deki IŞİD kuşatmasına karşı sokaklara dökülenleriz, Suruç Katliamı’nda hayatını kaybeden 34 kişiyiz ve bu saldırıları kınamak için bir araya gelen ve barış isteyen, Ankara Garı’ndaki saldırıda hayatını kaybeden 109 kişinin her biriyiz.

Biz 2016’dan beri kayyum atanan yüzlerce belediyeye sahip çıkan, kayyumlara karşı sesini yükselten onbinleriz. Ve biz, 2016 yılında tutuklanan ve o günden beri umudunu yitirmeyen ve bize umudumuzu yitirtmeyen Selahattin Demirtaş’ız. Biz 2016 yılında "Bu suça ortak olmayacağız!" diyen ve bunun sonucunda işinden, öğrencilerinden ve hatta memleketinden olan akademisyenleriz. Biz 2016 yılının Temmuz ayında yeni nesil darbeyle tanışan, sonra KHK’larla işlerini ve haklarını kaybeden genç yetişkinleriz. Biz 2019 yılından beri “Ya Kanal ya İstanbul” diyenleriz. Biz 2020’de Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum rektöre karşı çıkan, okuldan atılan akademisyenleriz, onlara destek olan öğrencileriz.

Biz 2021 yılında Türkiye’nin çekildiği İstanbul Sözleşmesi’nin koruyamadığı için öldürülen binlerce kadınız. Biz 2022 yılında Türkiye’nin dört bir yanında çıkan orman yangınlarında seferber olan ve bir toplum olmayı tekrar öğrenen yurttaşlarız. Biz 2023 yılının 6 Şubat’ında depremde bir kez daha yakınlarını, sevdiklerini, evlerini kaybeden onbinleriz. Biz 2024 yılında sokak hayvanlarına karşı sokaklara dökülen onbinleriz. Devletin karşısına aldığı her bir sokak hayvanıyız. Biz 2025 yılında Kartalkaya’da ihmaller sonucu hayatını kaybeden 78 kişiyiz, ve biz hâlâ ölenlerin hesabını soranlarız. Biz 2025 yılında hiçbir delil olmadan tutuklanan seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’yuz. Mahir Polat’ız. Emrah Şahan’ız. Yasalarda belirlenen haklarını kullanırken tutuklanan öğrencileriz. Boykotu desteklediği için gözaltına alınan sanatçılar, öğrencilerine destek olduğu için gözdağı verilen akademisyenler, eylemleri takip edip işlerini yaptıkları için gözaltına alınan gazetecileriz.

Kişisel tarihimden yola çıkarak oluşturduğum bu “biz” elbette monolitik bir biz değil. Türkiye tarihinde bu bizi oluşturan pek çok dönüm noktası daha var. Bu yüzden bu ‘biz’ bitmeyen, kapanmayan, tam olmayan bir “biz”, her türlü katkıya açık. Tıpkı bu metnin de tam bir metin olmaması gibi, çünkü biz de birbirimiz olmadan tam değiliz, yarımız.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.