Böyle çocuk mu olur?

Böyle çocuk mu olur?
boyle-cocuk-mu-olur

Ahmet Minguzzi’nin katledilmesi, ardından annesi Yasemin Minguzzi’nin suça sürüklenen çocukların yetişkin gibi yargılanmasına yönelik kampanyası gündemi epeydir meşgul ediyor. Destekçileri hâlâ kampanyanın yeterince gündem edilmediğini iddia etse de Yasemin Minguzzi cumhurbaşkanıyla görüşebildi. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç yeni dönemde konuyla ilgili yasal değişiklik yapılacağının sinyalini verdi.

Cumartesi Anneleri’nin gözaltına alındığı, Berkin Elvan’ın annesinin yuhalatıldığı, Şaban Vatan’ın hapse atıldığı bir ülkede çocuğu katledilen birçok ailenin elde edemediği şanslar bunlar. Kampanyanın bizzat çocukların haklarını hedef alması, davaya dahil olan avukatlar (önce rüşvetten tutuklanan Rezan Epözdemir sonra mafya Sedat Peker’in avukatı Ersan Barkın), sosyal medyadaki troll desteği, katilin Kürt olmasından dolayı olaya dahil olan ırkçılarla birlikte her yerinden pis kokular gelen bir süreç var ortada. Yasemin Minguzzi’nin yanlış kampanyası suçun kökenini bireylere indirgeyen, çocukların suça karışmasında devlet politikalarını örten daha büyük bir kampanyanın parçası olmuş durumda.

15-20 yaşlarındaki yoksul çocuklar daha iyi yaşam standartları vaadiyle kandırılıp Daltonlar, Redkitler, Casperlar gibi çetelere dahil oluyorlar. Minguzzi kampanyasının destekçileri sık sık soruyorlar: Böyle çocuk mu olur? Doğru soru, “bir çocuk nasıl bu hale gelir?” olmalı. Eylem Nazlıer, Daltonlar’a katılan 18 yaşında bir çocukla röportaj yapmış. Aslında röportajın kendisi uzun uzun bir şeyler söylemeye gerek bırakmadan her şeyi anlatıyor. Çocuğun kurduğu her cümlede onu suça sürükleyen ayrı bir etkeni (yoksulluk, aile şiddeti vs.) görüyoruz.

Minguzzi olayında katilin Kürt kimliğinden dolayı ortaya atıldığı gibi “özü kötü” olduğu için değil her çocuk gibi doğdukları çevreden, ailelerinin statülerinden, genç yoksulluğu ve geleceksizliğin seçeneksiz bırakmasından buralara sürükleniyor. İsteyen iyi özlere, yetimhanede büyüyüp Londra’nın en pis yerlerinden geçmesine rağmen her daim asil ve soylu ruhlu olabilen Oliver Twist’lere inanabilir ama eğitimin gereksiz uzun olduğunu ve daha çok çocuğun mesleki “eğitime” teşvik edilmesi gerektiğini iddia eden MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir’in çocuklarının aynı seçeneksizliğe mecbur kalmayacağını biliriz mesela. Bir çocuğun başka bir çocuğu katlettiği Minguzzi davası, olayın yaşanmasına sebep olan toplumsal nedenleri perdeleyen bir gündeme dönüşmüş durumda.

Minguzzi kampanyasına verilen desteğe çok benzeyen başka bir tepki yine sosyal medyada metroya binen “balici” bir çocuğun fotoğrafının paylaşılması üzerine verilmişti. Birçok aklıevvel sistem eleştirilerinin “acil” sorunlara cevap vermediğini, balici çocuğun da “normal” insanlar, “dümdüz” insanlar için tehdit oluşturduğunu söylüyordu. Burada bazı tanımlara ihtiyaç var. “Acil” sorun nedir? Balici çocuklar şehirde göz önünde olmadıkça acil bir sorun teşkil etmiyorlar belli ki. Suça sürüklenen çocukların çete savaşlarında birbirini infaz etmesi veya suça sürüklenmeyip iş kazasında hayatını kaybeden çocukların aciliyet teşkil etmemesi gibi. Ancak “normal” insanın hayatında bir sapmaya sebep olunca bir aciliyet teşkil edebilirler. Normal insanlar kimler peki? Orta sınıf, kentli Türkler. Veya üretim ve mülkiyet biçiminin sebep olduğu toplumsal özelliklerin evrensel ve doğal olan olduğu algısında olup geri kalan her şeyi normdan bir sapma olarak görenler. Minguzzi kampanyasına destekte ve balici çocuğa karşı verilen orta sınıf tepkilerine öfke kusmak kolay iş. Bu yanlış tepkilere karşı hakikati açıklamak, düzenin her yeri saran ideolojik hegemonyasına karşı mücadele etmekse esas sorumluluğumuz.

Eylem Nazlıer’in röportajının başka bir önemli noktası ise şu: Suç çetelerinin yaygın olduğu bir mahallede “eskiden bu duvarlarda devrimcilerin adı olurdu, şimdi çete savaşlarında infaz edilen çocukların ismi yazıyor” deniyor. Devrimcilikle mücadele etmek için devlet kendi eliyle suç ve uyuşturucu çetelerini bu mahallelere sokuyor. Özellikle Gezi’nin ardından Gazi, Nurtepe, Okmeydanı gibi yerlere saldırıldı. Kürt ve Alevilerin yoğun olduğu mahallerde de aynı taktiği uyguladıkları iyi bilinir. 2021’de Boğaziçi eylemleri devam ederken polis yoğunluğunun Hisarüstü Mahallesi’nde en fazla olduğu dönemde aynı şekilde uyuşturucu satışının da önceki ve sonraki dönemlere göre daha fazla olduğuna şahit olmuştum. İsyan potansiyelinin oluşabileceği yerlere suç ve uyuşturucu çetelerinin sokulması devletin geleneksel bir taktiği. Suç ve uyuşturucu çetelerinin çocukları ve gençleri örgütlemesini halka karşı bir savaş taktiği olarak kullanan devletten cezaları arttırmanın kısa veya uzun vadede sorunları çözebileceği beklentisi de boşa düşüyor.

[mailerlite_form form_id=10]

Devletin yoksul çocuklara sunduğu tek seçenek ise her sene gittikçe artan, sermaye sınıfının çeşitli temsilcilerinin sık sık dillendirdiği çocuk işçilik. Çok çalışıp üniversite okuyup iyi yerlere gelip sınıf atlama hikayesinin artık bir inandırıcılığı yok. Onun yerine it kopuk olacağına meslek öğrenip para kazansın diyerek işçi sınıfını yeniden üretmek düzenin yeni programının bir parçası. Peki, suça sürüklenmeyen çocuklar ne durumda? TÜİK verilerine göre eğitimine devam etmesi gereken 1,578,941 çocuk okula gitmiyor. Liseyi tamamlayan çocukların oranı ortaokula tamamlayanlardan yüzde 15.3 daha düşük. Çocuk işçi sayısı ise 2 milyon. Bunların 510,613’ü MESEM kapsamında çalışıyor. Son 11 yılda iş cinayetinde ölen çocuk sayısı ise 754.

Devlet eliyle mesleki eğitimin ortaokula kadar indirilmesi, sosyal imkanların yokluğu proleterleşmeyi 11-12 yaşlarına kadar indirmiş durumda. Mesela geçtiğimiz haftalarda 16 yaşında çalışırken tırın altında kalarak hayatını kaybeden Emir Kılınç 8 yıldır sanayide çalışıyordu. Esas soruyu şimdi sormak gerekiyor: Böyle çocuk mu olur? Gençliğin tanımlanması kişinin kapitalist üretim biçimindeki yeri ve proleterleşmeyle doğrudan bağlantılı. Kişi proleterleştikçe toplumsal olarak gençlikle/çocuklukla ilişkilenen özellikleri artık göstermez olur. Ancak kişi proleterleşmenin dışında kalabilirse halen gençlik özelliklerini taşıyor olabilir.

Suç ve uyuşturucu çetelerine dahil olmak da bu proleterleşme dalgasına karşı “kolay” para kazanmanın bir yöntemi olarak karşımıza çıkıyor. Bu lümpen proleterleşme, proleterleşmenin erken yaşlara çekilmesiyle artan sınıf çelişkisine karşı bir unsur olarak ivmeleniyor. 2024 yılındaki suça sürüklenen çocuk sayısı 285,292. Bu çocukların bir kısmının birden fazla dosyası bulunuyor. Bir önceki yıla göre yüzde 9.3’lük bir artış olmuş. Mesela Daltonlar hakkında hazırlanan 1676 sayfalık iddianamedeki 105 şüphelinin 72’si 25 yaş ve altında. Suça sürüklenen çocuklarla ilgili gündemlerin daha görünür olması da bu yönde çocuklara “istihdam” sağlayan bir ekonominin büyümüş olmasının payı var.

Bugünün proleterleştirme, geleceksizlik, güvencesizlik dalgası günümüz gençlik hareketinin de ruhunu belirliyor. Gençliğin küçük burjuva karakteri gibi eski analizlerin geçerli olduğu pek bir mevzi kalmadı. Bugünün gençleri ve çocukları proleterleşmeyi en şiddetli yaşayan kesim. Çocuklar tarikatların, ülkü ocaklarının etkinliğinin artırıldığı eğitim, çocuk işçilik, suç ve uyuşturucu çeteleri ablukasının altında bir hayat kurmaya çalışıyor.

Başa geri dönersek, eğer Minguzzi kampanyası hedefine ulaşırsa dahi Ahmet Minguzzi’nin katilleri eski yasaya göre yargılanacaklar. Kampanya sürekli yeni anne babalar bu zulme maruz kalmasın denerek destekleniyordu. Bu kampanya devam ederken kızının katillerinden hesap sorma arayışında olan Şaban Vatan’ın hapiste olduğunu, Berkin Elvan’ın katili polis çocuk öldürmüş olmasına rağmen cezasının gerekli şekilde artırılmadığını hatırlatmakta fayda var. Egemen sınıfın gücü yettiği ölçüde yasaları istediği gibi eğip bükebildiğini görüyoruz. 18 yaşın altında birçok genç 19 Mart isyanının bir parçasıydı. Cezalandırmadaki olası bir yasal değişiklik dönüp dolaşıp yaşadığı koşullara isyan eden gençlere vurması çok olası.

Hukukun uygulanması, adaletin yerini bulması, çocukları çetelerin elinden kurtarılması yasa meselesi değil bir güç meselesidir. Bu yüzden de hem kısa vadede hem de uzun vadede Ahmet Minguzzi olayı gibi vakaların tekrar yaşanmamasının garantörü daha ağır cezalar olmayacak. Bu ağır sorunların çözümü, çocukları takke-torna-torba üçgenine sıkıştıran düzene karşı güvencesiz gençlerin güvencesi olacak örgütlülüğü ve mücadele hattını yaratmaktan, geleceksizliği yaratanların karşısına bir toplumsal güç olarak çıkmaktan geçiyor.


*Bu yazının ilk versiyonu e-komite'de yayımlanmıştır.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.