Bu hikayenin oyuncusu kim?

Bu hikayenin oyuncusu kim?
oyuncular-sessiz-mi-cover

Bizim sahnemiz her zaman set değildi. Bazen okuldu, bazen sokak, bazen bir tutanak kağıdının üzeriydi. Provalarda ezber yaparken gözaltı haberini alanlar olduk. Bir sahneye çıkmadan önce hangi paylaşım yüzünden diziden atıldığımızı öğrendik. Ve çoğumuz o an sahneyi değil, hayatı oynadığımızı fark ettik. Kamera yoktu ama kayda alınıyorduk. Işık yoktu ama görünür hale geliyorduk. Oyun yoktu ama rol belliydi: sus, unut, devam et.

Bize hep dediler ki: “Oyuncusun sen, rolünü oyna.” Ama kim yazıyor bu rolü? Kim belirliyor ne söyleyip ne söylemeyeceğimizi? Ne zaman bizim repliğimiz geldiğinde ışıklar kararıyor? Kim seyirci kalıyor, kim sahne arkasında güvende kalıyor?

Biz artık replik değil, kendi hikayemizi yazmak istiyoruz. Ama bu hikayeyi yazmak bedelsiz değil. İşten atılmak, fişlenmek, yalnız bırakılmak, hedef gösterilmek... Oyunculuk artık sadece kamera önünde değil, her yerde sınanıyor. Sadece sahne değil, sokak, ev, dijital platform, X hesabı, WhatsApp grubu bile birer performans alanına dönüştü. Ve orada söz alanlar, hep ilk gözaltına alınanlar oldu.

Sahi, bu hikayenin oyuncusu kim? Sadece biz değiliz. Sadece oyuncular değil yani. Bugün konuşmaya cesaret eden herkes aynı sahnede. Hepimiz başka başka rollere doğduk ama aynı suskunluğa mahkum edildik. Konuşanlar cezalandırılıyor. Susturulanlar görünmezleşiyor. Susanlar da yavaş yavaş sessizliğe razı hale getiriliyor.

Bir öğrencinin hikayesi: KYK borcunu ödeyemediği için işe giremeyen, sesi duyulmadığı için çatıdan atlayan... O hikayede oyuncu kimdi? O hikayeyi neden kimse sahiplenmedi? Bugün başka bir üniversite öğrencisi, sosyal medyada paylaştığı bir gönderi nedeniyle disipline sevk ediliyor. Ailesine haber veriliyor. O sahnede kim sustu, kim konuştu, kim yalnız kaldı?

Bir öğretmenin hikayesi: Barış istediği için ihraç edilen, sonra alkışlarla değil suskunlukla karşılanan... O hikayede oyuncu kimdi? Ve o sustuğunda, kim devam etti? Öğrencileri mi? Sendikası mı? Meslektaşları mı? Yoksa sadece ekran karardı mı?

Bir set işçisinin hikayesi: Günde 16 saat çalıştırılıp sigortası bile yapılmayan, bir yangında can veren, üç satırlık haber olan... O hikayede oyuncu kimdi? Ve biz o üç satırın ardından sete dönüp hangi karakteri oynadık? “Devam ediyoruz” dedik, çünkü “yerine yenisini buluruz” diyen sistemin içinde kaybettik onu.

Bir anne, bir LGBTİ+ aktivisti, bir işçi, bir seyirci... Herkes bir şeyin içinde ama kimse anlatmıyor. Anlatan yalnız kalıyor. O yüzden soruyoruz: “Bu hikayenin oyuncusu kim? Ve neden yalnız bırakılıyor?” Oyuncular yalnız kaldığında toplum da yalnız kalıyor.

Bize “rolünü oyna” diyenlere sormak gerek: Bu sahnede seyirci kim, yazar kim, yönetmen kim? Ve sustuğunda aslında kim için alkışlıyorsun? Repliğimizi biz yazmazsak, rollerimizi onlar biçiyor. Hikayeyi onlar tamamlıyor. Ve finalde hep onlar kazanıyor.

Bu hikayeyi biz yazmazsak, başkaları yazıyor. Üstelik bizi yok sayarak, susturarak, yerimize konuşarak. Oysa oyunculuk da, yurttaşlık da, insanlık da ancak kendi sesinle mümkün. Repliğimizi geri almak zorundayız. Kendi hikayemizi yazmak, başkasının yazdığı senaryoda figüran olmaktan daha zor ama daha onurlu.

İfade özgürlüğü bir jest değildir. Kimsenin bize lütfedeceği bir alan değil. Bunu her susturulan arkadaşımızla bir kez daha öğreniyoruz. Ses çıkaran herkes yalnızlaştırılıyor çünkü birlikte olduğumuzda görünür, etkili, sarsıcı oluyoruz. Dayanışma sadece ihtiyaç değil, artık hayatta kalma biçimi.

Bugün sadece bazı oyuncular hedefte değil. Gazeteciler, öğretmenler, işçiler, akademisyenler… Ve izleyici. Evet, izleyici. Artık pasif kalmak da bir pozisyon. İzleyen susarsa, oynayan susturulur. Oyun tek başına kurulmaz. Ve hiçbir oyuncu tek başına sahnede kalamaz.

Bu hikayeyi birlikte yazmak zorundayız. Susmayanları yalnız bırakmamak zorundayız. Çünkü bir hikayenin sonunu değiştirmek istiyorsan, önce orada olup olmadığını sormalısın. Bu yalnızlık kader değil. Bu suskunluk dağılabilir. Ancak dayanışmayla, sahneyi kolektifçe kurmakla.

Seyirciye de bir rol düşüyor artık. Sadece izlemek değil, sorumluluk almak. Susturulanların arkasında durmak, kendi sesini de bulmak. Çünkü bu hikaye yalnızca yazılmak için değil, birlikte oynanmak için var. Belki de en büyük dönüşüm, izleyenin ayağa kalkmasıyla başlar.

Biz buradayız. Anlatmaya devam edeceğiz. Çünkü bu hikayeyi biz yazmazsak, susturulanların sayfaları bir daha hiç açılmaz. Ve her susuş, bir sonraki baskının provasına dönüşür.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.