Bugün siz nasılsınız?
Sergilediğimiz yaşamların kalp yağmuruna tutulmasını beklediğimiz sosyal medyada uzun süredir fırtınanın ortasındayız. Her birimiz kolektif bir anksiyeteyi filtreleyerek yaşamaya çalışıyoruz. Çünkü burası Türkiye, burada hepimizin ortak takipçisi, toplumsal travmalar.
Kültür eleştirmeni Byung-Chul Han, neoliberal toplumda bireyin her an bedenini, kimliğini ve mutluluğunu sergilemek zorunda olduğunu söyler. Zevk, keyif, hatta yaşam enerjisi de materyalist kazanımlar kadar kişisel rekabete açıktır. Bu bireysellik, “gerçek” kişiyi olduğu kadar, artık onun bir uzantısı haline gelen sanal kimliği de kapsar. Sosyal medya profili de sahibinden bağımsız olarak istediği gibi gösterişte, görünmekte ve görmezden gelmekte özgürdür.
Beraberinde getirdiği “yeni nesil ruhsal problemleri” bir yana bırakacak olursak, bu umursamazlık hem sistemin başarısının hem de dijital hayattaki mutluluğun sırrıdır. Sanal kimlik yalnızca görünmez, nasıl hatırlanmak veya neleri unutmak istediğini de inşa eder. Bir kaygı krizinin ortasında çekilmiş kahve fotoğrafı, dingin bir sabahın taklididir. Gerçek duygu tasarlanmış biçimiyle sergilenir, buna mutsuzluk da dahil.
Öznenin derdi, sosyal medya personası tarafından bir içerik olarak paylaşıldığında anonimleşerek kitleselleşir. Yaşadığımız bir sorunla ilgili şakaları, motivasyon videolarını veya “başkalarının saçmalıklarını” görmek, sorunla yaşamayı kolaylaştırır ve “normal” hissetmeye odaklanırız. Sosyal medya akışının yanılsaması içinde "herkes aynı dertten muzdarip" algısı, sorunumuzu çözüp düzeltmese bile yalnız olmadığımızı fark ettirerek geçici bir huzur sağlar. Topluluğun bir parçası olduğumuz kadar kendisi de oluruz. Bu temsiliyet dijital platformların kolektif hareketin merkezi olduğu bizimki gibi ülkelerde başka bir anlam taşıyor.
[mailerlite_form form_id=11]
Türkiye gibi apolitikliğin erişilemez, nostaljik bir lüks sayılabileceği ülkelerde bireysellik çabası da yeni problemleri tetikleyebilir. Bizi bir arada tutan amaç, kolektif varoluşumuzu güçlendirirken öznelliğimizi aşındırır. Kitlesel kaos bizi yutuverir, başkalaşmış bir organizma olarak kendi adına konuşmaya başlar. Bu noktada sosyal medyanın tek kişilik şık sahnesi, toplumsal travmanın ilkel arenasına dönüşür. Edilgen bir izleyici olarak sesimizin ait olduğu tarafı belirler ve üzerimize düşen görevi kabul ederiz.
Depresif bir konfor alanı haline gelen algoritmik akışlarda tepkilerimizin onanması, bize belirsizlik karşısında güven ve güç verir. Araştırmacı Bernard Rimé, “Yaşadığımız duyguyu sosyal ortamda paylaşmak, özellikle yoğun deneyimlerde hem bize hem de çevremize psikolojik rahatlama sağlar” der. Diğer yandan, Stanford Üniversitesi'nin bir araştırması, yaklaşık 30 milyon gönderinin analizine dayanarak, duygusal ve negatif içeriklerin daha hızlı viral olduğunu ve "olumsuz haber sarmalını" canlı tutarak panik ve anksiyeteyi artırdığını gösterdi. Bizim gündemimiz zaten kelimenin tam anlamıyla yangın yeri… Rüzgarın yönü değişiyor, biz hep yanıyoruz.
Kriz döngülerinde yaşayan topluluklarda, birey kendi duyguları ve kamusal sorumluluk arasında bocalamaya başlar. Sosyal medya, hem kişisel ruh halini hem de politik aidiyeti aynı anda teşhir etmesini beklerken, özne sonunda kendi sesine en uygun yankıyı paylaşır. Bu noktada toplumsal travma, artık paylaşım kanalları üzerinden temel duygu durumumuzu belirleyen bir denetim aracı haline gelmiştir. Keyif almak, kimliği belirsiz bir gücün iznine tabiymiş gibi hissettirerek tekil sorunları maskeler ve tüm asık yüzleri kendine benzetir.
[mailerlite_form form_id=10]
Şahsi ihtiyaçlarımızdan suçluluk duyarız. Çünkü her örgütlü hareket gibi politik öfke de kendi temsilcilerini üretir ve aynı safta yer aldığımız profillerin karşısında “kayıtsız görünmek” kayıtsızlaşmanın kendisinden bazen daha korkutucu olabilir. Bizi kendimize ve grubumuza yabancılaştırır. Hem iç dünyamıza hem de savunduğumuz anlatıya yetemedikçe, eylemsizlik sessiz fakat yoğun bir anksiyete olarak takibe başlar.
Doomscrolling’in (sosyal medyada olumsuz haberleri durmadan tüketme alışkanlığı) nihai sonu psikolojik tükenme ve atalettir. Psikolog Martin Seligman’ın tanımıyla birey, defalarca denediği halde etkili sonuç alamadığında “boşverme” tepkisini içselleştirir. Boşvermek, çoğu zaman umursamazlık değil umutsuzluktan doğan bir savunma biçimidir.
“Gündemi tut” paylaşımları, iyi niyetli bir dikkat çekme gayreti olarak bu refleksle başlamıştı. Kişisel dertlerimizin anılarını, bir süreliğine toplumsal travmanın takvimiyle değiştirdik. Bu canlı organizma da doğal sürece uyum sağlayıp dönüştü ve bireysel normalleşme dönemi başladı. “Nasılsın?” sorusuna coşkuyla “iyiyim” demek zor olsa da, sörf yapmayı öğrendiğimiz dijital dalgalarda düşe kalka ama yine de iyi ilerliyoruz. Kendi ihtiyaçlarımızı unutmadığımızda empati kurmamız da kolaylaşıyor. Suni teneffüs yapabilmek için önce nefes alabilmek gerek. Paylaşım kelimesinin “gerçek” anlamını hatırlasak yeter.
Gündem, zaten ya yakamızdan tutmuş gözümüzün içine bakıyor ya da her son dakika bildiriminde parmağımızın ucundaki bir kıymık gibi hep orada. Alışmanın anlamını onun için seçtiğimiz bağlam belirler. Psikoterapist Nathaniel Branden’ın da dediği gibi alışmak adaptasyonun ilk adımıdır. Gündemi akışına bırakıp moralleri yüksek tutmalı. Şafak operasyonlarının günbatımı manzaralarına karışmaya başlaması bu yüzden çok da kötü bir haber olmayabilir. Biraz sahil, biraz Silivri, bazen dikkat kesilerek, bazen ahraz, kediler, sen, ben, biz; ama sonunda ya hep beraber, ya hiçbirimiz…
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()