Buna ateşkes denemez

Buna ateşkes denemez
gazze-ateskes-2025

Ateşkes anlaşmasını her iki tarafın da resmen onaylanmasıyla, Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana süregelen acımasız vahşetin ardından coşkuya kapılmak pekâlâ cazip gelebilir. Ama temkinli olmaya devam etmeliyiz. Reuters’a göre, “Anlaşma altı haftalık ilk ateşkes aşamasının anahatlarını oluşturuyor, İsrail güçlerinin Gazze'den kademeli olarak çekilmesini ve İsrail’in elindeki Filistinli tutuklulara karşılık Hamas’ın alıkoyduğu rehinelerin serbest bırakılmasını içeriyor.”

Gazze üzerindeki acımasız abluka halen devam ederken, bu anlaşma soykırıma son vermeyecektir. Eski Uluslararası Ceza Mahkemesi başsavcısı Luis Moreno Ocampo'ya göre, abluka başlı başına bir soykırım eylemidir. Uluslararası hukuka göre, abluka uygulamak savaş eylemi kabul edilir. Bu da boğucu kuşatma kaldırılmadan, İsrail'in yıllardır sürdürdüğü acımasız ve hukuksuz Gazze ablukası sona ermeden herhangi bir ateşkesin kalıcı olamayacağı anlamına gelir. Birleşmiş Milletler, İsrail’i halen işgalci bir güç olarak görmektedir çünkü İsrail Gazze’yi karadan, havadan ve denizden kontrol etmeyi sürdürmektedir.

Esasen bu anlaşma İsrail'in askeri işgalini kuvvetlendirmesine olanak tanıyor, Gazze’de kalıcı bir askeri varlık bulundurma ısrarına hizmet ediyor. Gazze’nin Mısır sınırı boyunca uzanan hayati toprak şeridini, İsrail’in Gazze’yi kuzey ve güney bölgelerine ayırmak için inşa ettiği Netzarim Koridoru’nu ve İsrail’in askeri kontrolü altında genişletilmiş bir “tampon bölgeyi” kapsıyor. Gazze’nin doğu ve kuzey sınırlarındaki bölgelerde yıkılmış Filistinli evlerinin ve yerlerinden edilmiş ailelerin kalıntıları üzerine inşa edilen bu tampon bölge, daraltılmış Gazze toprağını baştan uca kesiyor. Gazze’yi de gitgide küçülen ve mültecilerle dolup taşan bir gettoya çeviriyor.

CNN'in Filistinli yetkililere atıfta bulunarak bildirdiği üzere, “İsrail güçleri anlaşmanın ilk aşamasında Mısır-Gazze sınırı boyunca uzanan dar bir toprak şeridi olan Philadelphia Koridoru boyunca askeri varlığını sürdürecek.” Halihazırda İsrail tarafından işgal edilmiş bu koridor Gazze’nin dış dünyaya açılan yegane köprüsüydü.

Dahası, “İsrail, Gazze’nin İsrail sınırı boyunca bir tampon bölgeyi daha koruyacaktır ancak bu bölgenin ne kadar geniş olacağı açık değildir.” Başka bir deyişle, İsrail Gazze’deki iki stratejik koridor üzerinde kalıcı kontrol talep etmektedir. Bu, önceki ateşkes görüşmelerini baltalayan bir taleptir. Ayrıca “Kuzey Gazze sakinlerinin şeridin kuzeyine serbestçe dönmelerine izin verilirken… açıkça belirtilmemiş ‘güvenlik düzenlemeleri’ yürürlükte olacaktır.” Bu durum, kuzeydeki evlerine dönmek isteyen yerlerinden edilmiş Filistinliler için ölümcül sonuçlar doğurabilir. Kasım 2023’ün sonlarında, Gazze soykırımının ikinci ayında, Hamas ve İsrail geçici bir ateşkes anlaşmasına varmış ancak ateşkesin ilk gününde İsrail Savunma Kuvvetleri Kuzey Gazze’deki evlerine dönmeye çalışan yüzlerce Filistinliye ateş açmıştı.

Bu ateşkes akan kanı durdurabilir ama Gazze'nin acılarını sona erdirmeyecektir. İsrail'in kuşatma altındaki şeritte yarattığı bütün yıkımı açığa çıkaracaktır. Bir Birleşmiş Milletler raporuna göre, abluka altında kalırsa Gazze'nin yeniden inşası 350 yıl sürebilir. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu UNRWA'ya göre Gazze'nin yalnızca enkazını temizlemek bile on beş yıl sürebilir; Gazze Şeridi’nin dört bir yanına dağılmış binlerce ton patlamamış mühimmat da cabası. İsrail'in UNRWA'ya yönelik devam eden saldırıları ise acil yardım çabalarını engelleyecektir.

Bildiğimiz Gazze artık yok. İsrailli liderler ve generaller Gazze'yi “taş devrine döndürmekle” övünürken mecazi anlamda konuşmuyorlar. İsrail Gazze'yi yok etmiş, gelecek nesiller için “bütünüyle yaşanmaz” hale getirmiştir.

Anlaşmada evlerini, okullarını, hastanelerini, barınaklarını, camilerini, su kuyularını ve tahıl değirmenlerini kaybeden, kentsel altyapıları yerle bir olan Filistinliler için tazminattan da söz edilmiyor (İsrail bir yılda Gazze'ye 85 bin tondan fazla ABD yapımı bomba attı, bu çok sayıda nükleer bombaya eşdeğer). Bu anlaşma, daha çok bir rehine anlaşması. Filistinli Mahkumlar Derneği'ne göre, yaklaşık yüz İsrailli rehine karşılığında İsrail’in işkence kamplarında içler acısı koşullarda tutulan on binden fazla mahkumdan sadece üç bin Filistinli mahkum aşama aşama serbest bırakılacak (bunların çoğu Ekim 2023'ten sonra Gazze'den kaçırılmışlardı).

Bu anlaşma art niyetle müzakere edilmiş, içler acısı bir anlaşmadır. Buna “ateşkes” demek yanıltıcıdır. Anlaşma, Gazze'de tutulan İsrailli rehinelerin serbest bırakılması için soykırıma ara verilmesinden başkaca bir anlam taşımamaktadır. Hiçbir şekilde kalıcı değildir, geçici bir duraksamadan ibarettir, bilhassa İsrail müzakerecilerinin Gazze'deki askeri birliklerini tutmakta ısrar etmesi ve İsrail güçlerinin Lübnan'daki ateşkes anlaşmasını yüz defadan fazla ihlal etmesi göz önüne alındığında (İsrail’in Gazze’deki ateşkes anlaşmalarını ihlal etme konusundaki uzun geçmişi iyi bir şekilde belgelenmiştir) İsrail'in anlaşmaya bağlı kalacağının da garantisi yoktur.

Netanyahu, çeşitli vesilelerle niyetini birkaç kez açıkça dile getirdi. New York Times’ın bildirdiğine göre, rehinelerin serbest bırakılmasını sağlarken İsrail’in savaşa daha sonra devam etmesine olanak tanıyan "kısmi" bir anlaşma istiyor. Hamas'ın müzakerecileri sürekli olarak kalıcı bir ateşkes talep ederken, İsrailli liderler ne olursa olsun  anlaşmanın İsrail ordusuna Gazze’de saldırıya ve işgale olanak tanıması gerektiğini ısrarla savundu. İsrail’in Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Gazze’deki etnik temizliği sürdürme sözü vererek şu açıklamayı yaptı: “Artık bütün gücümüzle devam etme, bütün Gazze Şeridi’ni işgal etme ve temizleme, insani yardımı nihayet denetleme, Hamas tamamen teslim olana ve tüm rehineler geri dönene kadar Gazze’ye cehennemin kapılarını açma zamanıdır.”

Rehinelerin serbest bırakılması elbette hiçbir zaman İsrail'in önceliği olmadı. İsrail’in Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir bıkmadan usanmadan “defalarca” rehine anlaşmasını engellemekle övündü. Netanyahu da siyasi kariyerini kurtarmak için ateşkes görüşmelerini hep sabote etti. İsrail, son müzakereler sürerken bile Filistinlileri fütursuzca ve barbarca katletmeyi sürdürdü, son yirmi dört saat içinde üç kuşaktan oluşan bir Filistinli ailenin tamamı da dahil olmak üzere en az 62 Filistinliyi öldürdü.

ABD Başkanı Joe Biden, “çatışmaları durduran” anlaşmanın İsrailli rehinelerin serbest kalmasını sağlamaktan başkaca bir işe yaramadığını kabul etti. 13 Ocak’ta yaptığı konuşmada, İsrail'in güvenliğine ilişkin basmakalıp sözleri tekrarlarken Filistinlilere yönelik “insani yardım” konusuna da değindi. “Yaptığımız anlaşma rehineleri serbest bırakacak, çatışmaları durduracak, İsrail'e güvenlik sağlayacak ve Hamas'ın başlattığı bu savaşta korkunç acılar çeken Filistinlilere insani yardımı önemli ölçüde arttırmamıza olanak tanıyacak. Onlar cehennemi yaşıyorlar,” dedi.

Ama Gazze cehennemini Biden kendi elleriyle yarattı. İşin garibi, Donald Trump'ın Netanyahu üzerindeki baskısı sayesinde ya da Netanyahu'nun yeni başkana hediyesi olarak ilerleme kaydeden ateşkes anlaşmasının altı ay önce Gazze'de on binlerce Filistinli daha katledilmeden önce Hamas'ın kabul ettiği ve İsrail'in reddettiği anlaşmayla hemen hemen aynı olması trajiktir.

Ateşkes, İsrailli liderleri ne savaş suçlarından ne de insanlığa karşı işledikleri suçlardan aklamalıdır. Hükümeti bir yılı aşkın bir süredir soykırım makinesini finanse edip silahlandırırken İsrail'in zulmünü dizginlemeyi ya da kan dökülmesini durdurmayı reddeden Joe Biden'ı da temize çıkarmamalıdır.

İsrail işgalinin acımasız gerçekliği, Gazze'de son yıllardaki sayısız ateşkesin neden ihlal edildiğini ve bitmek bilmeyen bir kan döngüsüne yol açtığını açıklıyor. İki milyon insanı 365 kilometrekarelik bir alana hapsettiğinizde, onları sonu görünmeyen acımasız bir kuşatma altında bıraktığınızda, giriş ve çıkış yollarını kapattığınızda, gece gündüz tepelerinde insansız hava araçlarının ve roketlerin dolaştığı sürekli gözetim ve taciz altında yaşattığınızda, günlük yaşamlarının üzerinde neredeyse hiçbir kontrollerinin olmadığı ve her açıdan cehennemdeki gibi yaşam sürdükleri koşullarda, bu sorunların hiçbirini ele almayan bir barış anlaşması da uzun süreli olamaz.

Gazze'deki soykırım İsrail'in vahşi yerleşimci sömürgeciliğinin en çirkin tezahürüdür, temel hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılmış devletsiz bir halka yönelik onlarca yıllık işgalin ve baskının trajik bir sonucudur. Şiddet, temel nedenleri ortadan kaldırılmadıkça (kuşatma kaldırılmadıkça, apartheid sistemi ve işgal sona erdirilmedikçe), hem Filistinlilere hem de İsraillilere yıllarca musallat olmaya devam edecektir.


*Bu yazı, Cüneyt Bender tarafından Seraj Assi’nin Jacobin’de yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.