Can Atalay hapiste, Alpay Özalan mecliste

Can Atalay hapiste, Alpay Özalan mecliste
TBMM, 30 Ocak 2024. Fotoğraf: Ahmet Umur Öztürk, İHA.

Türkiye gibi politik hatları birbirinden keskin sınırlarla ayrılmış ülkelerde tercih yapmak kolaydır. Kire, pisliğe bu kadar bulaşmış kalabalığın yanında temizi seçmek, beyazı görmek pek de öyle maharet istemez.

14 Mayıs seçimlerinde yıkılmış, talan edilmiş bir kentin vekili olarak seçilen Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliği, siyaset erkinin hukuku çiğnemesi ve “anayasasızlaştırma” olarak adlandırılan bir dizi hukuksuzluk neticesinde düşürüldü. Kararın okunması sırasında muhalefet partilerinin vekilleri önlerindeki sıralara vurarak ve Meclis Başkanvekili’ne yönelerek karara itiraz etmeye çalıştılar. Çıkan tartışmalar esnasında sadece ait olduğu parti ve ideolojik pozisyon özelinde değil kendi kişisel tarihine de çok yakışacak şekilde kararı okuyan Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ’a Anayasa kitapçığı fırlatıldı, dövizler havaya kalktı: "Halkın vekili Can Atalay’a özgürlük!"

Bu kargaşa sırasında dövizlerin arasında gözüme çarpan iki yüz vardı: Bekir Bozdağ ve Alpay Özalan. Hani insan bazen saniyeler içinde bir fotoğraf karesinin içindeymiş gibi bir yere çakılı kalır, bulunduğu mevcut âna yabancılaşır: Can Atalay içeride, Alpay Özalan Meclis’te, arkadan gelen gürültülerin içinde Bekir Bozdağ’ın sesi. Gürültüler mevcut âna duyduğum yabancılaşmayı bastırmaya yetmiyor. Zihnim bu âna sabitlenerek biraz gerilere gidiyor. Hani birini görürsünüz ve önce ona karşı hissettiğiniz duygu, sonra hakkında bildikleriniz gelir ya, öyle. Kirliler diyorum ve temiz kalmayı başaranlar.

Bekir Bozdağ’a bakıyorum, bazı işleri yapmak bazı insanlara ne çok yakışıyor. Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, Meclis Başkanvekili… Ne diyordu Fethullah Gülen hakkında, “Fetullah Gülen, bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir. Seversiniz, sevmezsiniz ama değerli bir insandır. Bilge bir insandır.” Cemaat-iktidar kavgası geliyor aklıma, ihraçlar, Adalet Bakanlığı’ndaki dönüşüm... Şimdi bakıyorum Can Atalay’ın kararını okuyarak tarihe geçiyor biz kez daha. Tarihin terazisi, en güvenilir ölçü birimi.

Bekir Bozdağ’ın hemen önünde dövizlerin arasındaki diğer yüz Fehmi Alpay Özalan, eski futbolcu, “kıdemli” siyasetçi. Olası bir kargaşada başrol, yani fedai olmak üzere yerini almış. AKP’nin iki dönemdir İzmir Milletvekili. Futbol sahalarından da hatırlanacağı üzere kendisinin en önemli özellikleri tehdit yeteneği ve saldırganlığı. Alpay benim gibi bulunduğu âna, mekana yabancılaşmamış olacak ki bu özelliklerini Meclis’te de görüyoruz. Meclis'e geldiği günden bu yana Erdoğan’a övgüler düzerken, TBMM Genel Kurulu’nda yumruklarını esirgemiyor. Bu özelliğiyle gurur duyuyor olacak ki, “Sayın Cumhurbaşkanımıza yapılacak en ufak bir hakarette karşılarına benim çıkacağımdan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Fair Play alınması gerekiyorsa alırım, karşı koymak gerekiyorsa karşı da koyarım,” demeci karakteriyle ve ideolojik pozisyonuyla ne kadar barış içerisinde olduğunu bir kere daha kanıtlıyor.

Sonra dövizlerdeki Can Atalay fotoğrafına bakıyorum tekrar. Bir çalışma için Can Atalay’ın amcası Şerafettin Atalay’ın özgeçmişini araştırmam gerekmişti. TİP Amasya İl Başkanı olan Atalay, 1971'de evinin önünde vurulmuştu. Birkaç kere ölümden dönmüş, tehditler nedeniyle şikayetçi olmuş ama önlem alınmadığı için katledilmişti. Tabii ki katili bulunamadı, cinayet aradan geçen zamana karşın faili meçhul olarak kabul edildi. Bu ölümden sonra doğan Can’a amcasının adı verilmiş. Aklıma düşüyor birden: Adaletsizlik amcadan yeğene geçer mi? Türkiye’deyse neden olmasın.

Can Atalay, toplumsal hafızanın vicdanları yaralayan davalarının cesur avukatı. Hukuksuzluğa karşı kendini adamış; Çorlu’da, Soma’da, Ermenek’te, Aladağ’da, Hendek’te, Gezi’de vicdanların sesi olmuş, mücadelesiyle herkesin aklına kazınmış biri. Kendisine reva görülen tutsaklık bir adım daha ilerletildi ve vekilliği düşürüldü. Depremde yerle yeksan olan Hatay halkı kendisini vekil seçmişti. Sonrasında olanlar oldu. Halkın seçtiği vekili halktan ettiler. Birilerinin “Gezi fobisi”, iktidar ve ortaklarının hukuku tehdit ve yıldırma aracı olarak kullanma sevdası, AYM’nin hak ihlali kararlarına rağmen çeteleşmiş Yargıtay’ın, Bahçeli’nin demeçlerinden derlediği skandal karar ve Meclis iradesi, Anayasa’nın üstünlüğü, hukuk devleti gibi normların ezilmesiyle bugüne kadar geldik.

Can Atalay elbette yalnızca Gezi sebebiyle tutsak değil. Bu tutsaklığın arkasında partileşmiş bir devletin siyasal, ideolojik, ekonomik politikalarının bütünü, yine partileşmiş bu devletin çeperine değecek en ufak bir itirazdan duyduğu derin endişe, zor aygıtları, ideolojik aygıtlar ve sermaye var. Bir de tabii ezilen, hakkı yenen, mağdur edilen herkesin sesini çoğaltan Can Atalay ve onun gibilerden duyulan korku var.

Aklımda bunlar, o anın karanlığından sıyrılmaya çalışıyorum. Ne kadar zor olabilir ki; bunca kirlenmişliğe, adaletsizliğe, sömürüye rağmen haklının, temiz kalanın yanında durmak. Yanında ve yan yana. Aklımızla, vicdanımızla, bütün bir yaşamımızla ve insanlık onurumuzla dalga geçen bu dönemin iktidar sahiplerine direnerek, oturduğumuz yerden kalkarak, kolektif iradeyi örerek. Ne kadar zor olabilir ki! Can Atalay’ın da dediği gibi: “Türkiye, bu kuralsızlık, hukuksuzluk deli gömleğine sığmayacak. Hep beraber göreceğiz…”

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.