Çeyrek asırlık Duman

Çeyrek asırlık Duman
duman

Daha önce bir Duman konserine gitmiş olanlar bana katılacaktır, liseye yeni başlayan 15’lik âşıklarla mesaiyi bitirip gelmiş 30-40’lı yaşlardaki yetişkinlerin yan yana hep bir ağızdan şarkılar söylediği az yer vardır. Bu yüzden onların konserleri biraz da toplu bir ritüel gibi geçer. Bazen eski sevgilinin ardından gözyaşı dökülür, bazen hükümete kafa tutulur, bazen de yıllar öncesinde kalan dostlar anılır. Kişisel tarihiniz Türkiye’nin yakın tarihiyle el ele gözlerinizin önünden geçer. Kaan Tangöze o alıştığımız tonlamasıyla “Çok sağ olun” der, siz içinizden “Asıl siz sağ olun” diye geçirirsiniz. Muhtemelen beklentinizden çok daha uzun süren konser bittiğinde, salonu ana karakterle fazlasıyla bağ kurduğunuz bir film izlemiş gibi terk edersiniz.

Duman, geçen yıl, ilk albümü Eski Köprünün Altında'dan tam çeyrek asır sonra son albümü Kufi’yi yayımladığında sevenleri ve hayranları olarak derin bir oh çektik. Zira önceki albümün üzerinden geçen 11 senede Türkiye’de iktidar dışında neredeyse her şey değişmişti. Dolar 36’yı aşmış, müzik listeleri suç övgülü trap parçalarla dolup taşmıştı. Bizimse belki de tanıdık bir şeylere hiç olmadığı kadar ihtiyacımız vardı.

Adorno, nostaljiyi “sistemin yarattığı hayal kırıklıklarını ve eksiklikleri unutturan bir avuntu mekanizması” olarak tanımlıyor. Tıpkı eleştirel düşünmeyi körelten bir uyuşturucu gibi, bireylerin geçmişe duydukları özlemle meşgul edilmelerinin, mevcut sistemin yarattığı sorunlara karşı politik bir farkındalık geliştirmelerine engel olacağına dikkat çekiyor. Bu bağlamda Duman, özellikle son albümleriyle birlikte bu nostaljiye kapılıp gitme tehlikesine “Yürüyorlar saraya…” diyerek cevap vermeyi başarabiliyor. Yine de yeni albümde “seslenirim 90’lardan” dedikleri yıllara geri dönerken eski Türkiye’nin aynı zamanda faili meçhullerin, boşaltılan köylerin, devlet-mafya ortaklığının, ekonomik krizlerin, banka yolsuzluklarının ve daha nicesinin Türkiyesi olduğunu unutup klişe bir “Ah o Kemancı günleri…” hatırasına düşmemek önemli. Şimdi gelin hikayeyi biraz başa saralım ve Duman’ı bu kadar vazgeçilmez kılan temellere göz atalım.

Müzik yazarı Murat Meriç, Duman’ı “Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük rock grubu” olarak tanımlıyor. Ben de 26 senedir eksilmeyen geniş izleyici kitlesi, senelerdir devam eden hızlı konser temposu, derdini sadelikle anlatabilme başarısı derken “en iyi” göreceli olsa bile “en büyük” konusunda hemfikir olacağımıza katılıyorum. Grup, 1999’da tam anlamıyla şekillendiğinde, Seattle’dan aldıkları grunge, aileden miras blues ve bu toprakların arabeskiyle harmanlanan sound’larının Türkiye rock tarihinde bir yapıtaşı olacağını bilmeseler bile bunu hissettirecek kadar güçlü bir albümle piyasaya giriyor.

Konserlerde hâlâ heyecanla tezahüratla eşlik edilen “Köprüaltı”, gruba adını veren “Halimiz Duman”, bir kent anlatısı olarak çıtayı zirveye çıkaran “İstanbul”, her ayrıntısıyla bir tür gençlik marşı olabilecek “Hayatı Yaşa”, ilerleyen yıllarda çok daha iyi örneklerini göreceğimiz politik yanlarına inceden göz kırpan “Dönek” ve benim tüm zamanlar içinde kişisel favorim olan “Bebek” şarkılarının hepsi bu ilk albümde yer alıyor. Böylelikle yine Murat Meriç’in “grunge alla turca” diye tanımladığı o kendilerine özgü tarz artık bütünüyle oluşuyor.

Takip eden yıllarda Duman nereye baksak orada. İlk albümden sonra hepsi kısa aralıklarla, toplam 10 yılda çıkan Belki Alışman Lazım, Seni Kendime Sakladım, Duman I ve Duman II albümlerinin hepsi “hit” parçalarla dolu. Diğer yandan “Manası Yok”, “Masal”, “Özgürlüğün Ülkesi”, “Rezil” gibi daha kenarda köşede kalan parçalar ise Duman’ın memleketin kültür sahnesinde konumlandığı yeri daha en başından belirler nitelikte. Özellikle Harbiye Açıkhava, Rock N’ Coke ve Bostancı Gösteri Merkezi konserleri o kadar efsaneleşiyor ki kapalı gişe geçen bu konserlere aralarda birer canlı konser albümü de yapılıyor. Bu albümlerde kendi bestelerinin dışında “Kara Toprak”, “Gurbet”, “Çile Bülbülüm”, “Olmadı Yar” gibi cover’lara da yer vererek Müslüm Gürses’ten Erkin Koray’a, Özdemir Erdoğan’dan Neşet Ertaş’a hatta Ebru Gündeş’e selam ediyor ve Türkçe müzikteki yerlerini sağlamlaştırıyorlar.

Bu yıllar boyunca Türkçe müzik sahnesinde dengeler hep değişiyor. Pop müziğin sarsılmaz tahtına rock’ın ardından bir de rap müzik göz koyuyor. Türlerin iç içe geçtiği yepyeni örnekler piyasayı kasıp kavuruyor, “üçüncü yeni” diye anılan alternatif gruplar sahneye çıkıyor. Duman ise bu gündemlerin hiçbirinde özne olmuyor. Hatta göz önünde olmayan, röportaj vermeyi sevmeyen, müzikleri üzerine uzun uzun konuşmaya gerek duymayan bir grup olarak nam salıyor. İşte gönlümüzdeki yerini böylesine sağlama almışken, takvimler Mayıs 2013’ü gösteriyor ve Gezi Parkı’ndan ülkeyi sarsacak bir ses duyuluyor: Eyvallah.

“Eyvallah”, aslında bilinenin aksine doğrudan Gezi Parkı Direnişi için değil, hemen öncesinde ağır polis müdahalesiyle gündeme gelen ODTÜ eylemleri için kaleme alınıyor, o yıl içinde çıkması planlanan Darmaduman albümüne de ekleniyor. Ancak 28 Mayıs’ta başlayan direniş müthiş bir hızla ülke geneline yayılınca, şarkı 31 Mayıs günü YouTube üzerinden yayımlanıyor ve kısa bir sürede adeta direnişin resmi marşı haline geliyor. O günlerde eylemlere katılan, direnişe destek veren birçok ünlü ismin aksine Duman aldıkları bu inisiyatifin sorumluluğunu hiç reddetmiyor, konserlerinde atılan politik sloganları susturmaya kalkışmıyor. “Eyvallah” parçasının da içinde bulunduğu Darmaduman, 2013 yılının Eylül ayında yayımlanıyor ve “Köpekler”, “Kolay Değildir”, “Saldır”, “Gözleri Kanlı”, “Sınana Sınana” gibi parçalarla grubun o güne kadarki en politik albümü olarak tarihe geçiyor.

Aradan geçen 11 senede doğrudan bir Duman albümüyle buluşamasak da grup üyelerinin her biri teker teker kendi solo albümlerini çıkarıyorlar. İlk olarak 2015’te solist Kaan Tangöze’nin Gölge Etme, ardından 2018’de bas gitarist Ari Barokas’ın Lafıma Gücenme ve 2021’de gitarist Batuhan Mutlugil’in Bambaşka albümü geliyor. Grubu oluşturan üyelerin kendi tarzlarıyla ilk defa tanıştığımız bu albümlerle beraber bir yandan Duman’la varmamızın mümkün olamayacağı denizlere yelken açıyor bir yandan da Duman’ı Duman yapan unsurların kaynağını daha iyi anlıyoruz.

Grubun günümüz müzik sektörünün hızına ayak uydurmayı reddettiği birkaç değişmez kararı var. Şarkıları stüdyoda hücum kayıt tekniğiyle kaydediyor, albüm dışında tekli parça çıkarmıyor, kolay kolay röportaj vermiyor (verseler de pek konuşmuyor), albümleri için bir PR çalışmasına ihtiyaç duymuyor, duyuruların haricinde sosyal medyayı kullanmayı tercih etmiyorlar. Bu “geleneksel” bulunabilecek bakış açısı, belki 11 yıldır yeni bir Duman şarkısı duymamızın ya da onları daha yakından takip etmemizin önüne taş koyuyor ama kapalı gişe konserlere ya da müzik platformlarının yıl sonu raporlarına bakarsak bizimle bağ kurmak için sektörün alengirli yollarına sapmalarına pek gerek de yok zaten.

Derken geçen yıl hiç beklemediğimiz bir anda önümüze bir duyuru düşüyor ve Duman yeni albümlerinin yolda olduğu haberini veriyor. Kufi adını verdikleri albüm, 2024'ün ikinci yarısı boyunca belirli aralıklarla yayımlanıyor. Alışkın olduğumuz üzere, bu albümde de grunge, blues ve arabesk arasında salınan Duman sound’u, aşk ve isyan dolu sözlerle bir araya geliyor. “İçimde Aşk Var”, “Bir Güzellik Yapsana”, “Canımsın”, “Teessüf Ederim”, “İçimde Bir Bahar” gibi şarkılar bizi ilk sevgilimize "Bu bizim şarkımız olsun mu?" dediğimiz yıllara götürürken; “Gazze'de”, “Maşallah”, “Zelzele”, “Hele Hele Gur Gur” ve özellikle albüme adını veren “Kufi” önceki 11 yılda başımıza gelenlerin çalkantılı bir özeti gibi. Öyle ki, toplumsal acıların birbirini kovalamadan gün geçmeyen memleketimizde Kufi de tesadüfen elim bir olayın simgesi oluyor. Kadıköy’de arkadaşıyla birlikte gittiği bir pazarda 16 yaşında bir saldırgan tarafından bıçaklanarak öldürülen 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin olaydan birkaç gün önce gittiği Duman konserinde neşeyle eşlik ettiği şarkı, komada yattığı günlerde ona eşlik ediyor. Vefatının ardından ise adıyla özdeşleşiyor, Duman’ın sahnesini bir kez daha adaletin sorgulandığı zeminlerden birine dönüştürüyor.

Elbette herhangi bir müzik grubuna altından kalkamayacağı siyasi sorumluluklar yüklemenin alemi yok. Kültür ürünlerinin veya rock yıldızlarının tek başına dünyayı değiştiremeyeceklerini defalarca konuştuk. Fakat teyzelerimin 90’larda Kemancı’da, benim 2010’larda Bostancı Gösteri Merkezi’nde, küçük kuzenlerimin de şimdilerde spor salonlarında dinlediği Duman’ın yakın müzik tarihimiz ve kişisel hafızalarımızdaki yerini yadsımak mümkün değil. Madem öyle, bu yazı da benim dile kolay doğduğum günden beri kulağımın bir köşesinde daima fısıldayan favori grubuma kişisel bir teşekkürüm olsun. Nice 25 yıllara.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.