Cıstak cıstak… derken?
Yılın o zamanı geldi de geçti. Spotify, bu yılın merak edilen dinleme verilerini biraz gecikmeli de olsa bizimle paylaştı. Son yılların vazgeçilmezi rap müzik bu sene de zirvede. Lvbel C5, Blok3, Uzi, Motive, Cakal, Sefo gibi yeni nesil rapçiler listenin gediklileri. Ancak bu yıl listede ilgi çeken, tartışma yaratan bir güncelleme var: 2024’ün favori şarkısı “Cıstak” önceki yılların aksine bir “aşk şarkısı” değil.
Era7capone, Batuflex ve Narco üçlüsünün ortak parçası "Cıstak", aşk şöyle dursun adeta bir mizojini manifestosu. Yalnızca mahlaslarından bile kendilerini mafya zannetmekle övündükleri belli olan bu tipler için tüm kadınlar parayla ulaşılabilecek birer seks objesi, yaşam ise paraları bir yerlere saçıp uyuşturucu kullanmaktan ibaret. Gram anlam ifade etmeyen şarkı sözlerini yeniden dile getirmenin alemi yok. İsteyen kısa bir araştırmayla bulabilir. Zira “Cıstak” kadınlardan nefret eden ilk rap şarkısı değil, belli ki son da olmayacak. Bu yüzden benim meseleye dair ilgilendiğim kısım, her şeyin en başında gettodaki isyanın sesi olarak ortaya çıkan bir müzik türünün nasıl bir suç övgüsü ve kadın nefreti aracı haline geldiği.
Akademik içerik araştırmalarına göre ABD’de icra edilen rap müzik sözlerinin alt türlere göre değişken olmakla beraber ortalama yüzde 22 ile 37 oranındaki bir bölümü doğrudan kadın düşmanı. Bunların bazıları kadınları yalnızca seksle bağdaştıran sıfatlarla tanımlarken bazıları da erkekleri kullanan kötü niyetli kimseler olarak nitelendiriyor. Şarkı sözlerinde kadınlara “orospu”, “sürtük”, “gold-digger” (zengin koca avcısı) gibi yakıştırmalar yapılırken erkekler de “pezevenk”, “mafya”, “çete lideri”, “kral” gibi sıfatlarla karşımıza çıkıyor. Bu şarkılar yapıldıkça dinleniyor, dinlendikçe yenileri yapılıyor. Bu sırada kadınların gündemi ise bir türlü ölüm, şiddet, nefret döngüsünü aşıp bu şarkılardaki eril dil meselesini konuşmaya ulaşamıyor.
Elbette bu rahatsız edici şarkı sözlerinin tek sebebi icra edenlerin kadın düşmanı olmaları değil. Hatta muhtemelen kendilerine bunu soracak olsak şiddetle karşı çıkar, kendilerinin de kız kardeşleri ve anneleri olduğu savını öne sürer, ülke gündemi kadın cinayetleriyle çalkalandığında yaptıkları paylaşımları kanıt olarak sunarlardı. Ancak kadın nefretinin ticari bir avantajı olduğu su götürmez bir gerçek. Formül basit: Ağır laflarla şok etkisi yaratan, hakaret dolu şarkı sözleri kolay dikkat çeker. Dikkat daha fazla dinlenme, daha fazla dinlenme ise daha fazla para getirir. Peki, para rapçiler için neden bu kadar kritik bir motivasyon kaynağı?
[mailerlite_form form_id=10]
Hemen hemen tüm coğrafyalarda rap müziğin tarihsel çıkış noktası yoksullukla yakından bağlantılı. Ancak kültür popülerleştikçe rap dışlanan, bastırılan, yoksul bırakılan toplum üyeleri için yalnızca bir mücadele yöntemi olmaktan çıkıp aynı zamanda bir vurgun aracına da dönüşüyor. Şarkı sözlerine bakılırsa, hemen herkes sistemin acımasızlığının ve varoşlardan gelenlerin zengin olabilmesinin yegane yolunun illegal işler yapmak olduğunun fazlasıyla farkında. Ancak kimileri buna kolektif bir başkaldırı yürütmek yerine bireysel bir fırsat kollamayı tercih edebiliyor. Bu yüzden mafya, uyuşturucu, çete, silah gibi motifler şarkılarda sıkça tekrar ediliyor. Bütün bu döngü o kadar erkeksi ki elbette lafın ucu kendiliğinden kadınlara da dokunmaya başlıyor. Kapitalizm ile kol kola yürüyen ataerki burada da birdenbire kendini gösteriveriyor. Rolex’ten platin saçlı kızlara giden yolun taşları metalarla döşeniyor.
Peki, şarkıyı yapanı anladık ama dinleyiciye ne oluyor? Kapitalist dünyada her şey gibi müzik de bir arz-talep meselesi. Rap müziğin Türkiye’deki yükselişinde elbette siyasal kültürün de büyük bir payı var. Her gün yeni bir kadın cinayetine uyandığımız, buna tepki göstermek isteyenlerin binlerce polis tarafından meydanlarda yaka paça gözaltına alındığı, siyasi yetkililerin alenen kadınları hedef gösterdiği güzide ülkemizde kadın nefreti belli ki pek de şaşırtıcı bir eğilim değil. Kültür ve toplum ilişkisi adeta bir “yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?” meselesi. Bu yüzden bu şarkıları yapanlar kadar dinleyenler ve onların ilişkilendiği sosyokültürel ortamlar üzerine de konuşmalıyız. Çünkü biz konuşmadıkça birileri bu şarkıları bangır bangır dinlemekten en ufak bir esef duymamaya devam edecek.
Çözüm elbette şarkı yasaklamak ya da rapçi yargılamak gibi faşist uygulamalarda değil, olamaz da. Neredeyse birkaç yıla sığan bu eğilim değişikliği aslında estetik kaygılarımızın değil, kısmen “toplumsal çürüme” diye anılan koşulların bir parçası. Bu yüzden bahsettiğim görüşlerin hiçbirinin altkültür dışlayıcılığı üzerine kurulu olmadığını tekrar etmek istiyorum. Niyetim “Neden caz değil de rap dinliyoruz?” gibi bağlamsız bir çıkış yapmaktan ziyade “Patronlardan hesap soran, sevgilisine serenatlar yapan rap müziğe ne oldu?” diye sormak.
Kendilerine öyle cesur, böyle güçlü damgası yapıştırıp duran, kadınların karşısında aslan kesilen kimi rapçilerin konu iktidara gelince tir tir titremeleri tesadüf değil. Dinleyici kitlelerinin bazı sözde muhalif kafatasçı partilerin seçmen kitlesiyle bu kadar paralel olması da. Her ikisi de ırkçılık, yoksulluk, kadın düşmanlığı gibi temel sorunların üstünü örtmek için iktidarlar tarafından kullanılan siyasi ve kültürel maşalar. Bu yüzden siyasetini korku, şiddet ve yolsuzluk üzerine kuranlar, bunun yozlaşmış uzantılarının toplumun her kesimine sirayet etmesini gülen gözlerle izlerken, şarkılarında mizojini barındırmayan nadir rapçilerden Ezhel’i de ne hikmetse senelerdir “toplumu özendirme” suçuyla sürgünde yaşatıyor.
Ne kadar unutturulmaya çalışılırsa o kadar tekrar etmemiz gerekenlerden biri de siyasi duruşumuzun yalnızca dört yılda bir verdiğimiz bir adet oydan ibaret olmadığı. Aldığımız nefes de, kimi sevdiğimiz de, geçtiğimiz yıl en çok kimi dinlediğimiz de fazlasıyla politik.
Maalesef “Cıstak” şarkısını bangır bangır dinleyenlerin cinsiyet dağılımına dair bir veri bulamadım. Yine de Batuflex çok merak ediyorsa söyleyeyim, feminizmle bir gün bile yan yana gelme fırsatı bulmuş hiçbir kadının herhangi bir paraya kendisine “hoş bakacağını” pek sanmıyorum.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()