Dışarıda ekonomik kriz, evde “canım kocam”

Dışarıda ekonomik kriz, evde “canım kocam”
tradwife

TikTok veya Instagram Reels videolarında şu manzara sık sık karşınıza çıkmaya başlamış olabilir: Evinin geniş, en kötü ihtimalle tezgaha kadar cam olan (belki bir bahçeye ama muhakkak bir yeşilliğe açılan) mutfağında tezgaha geçmiş, 1950’lerden fırlamış gibi görünen, hamur yoğurmaya veya peynir yapmaya pek de müsait olmayan elbisesiyle huşu içinde (sarhoşça bir gülümseme ve yavaşlıkla) kocası ve çocukları için taze ve organik malzemelerle çalışan bir kadın…

Ya da internette gezinirken genç kızlardan duyduğunuz ve muhafazakarlaşan Türkiye’de yaşayan her feminist kadının radarına girecek olan “evinin kadını olma” hayallerine denk gelmiş, “herkese ne oluyor ?” diye merak etmiş olabilirsiniz. Hatta biraz daha ileriye gidip şu soruyu sormuş olabilirsiniz: “Bunlar bireysel seçimlerin bir sonucu mu, yoksa ideolojik bir kuşatmanın mı içindeyiz?”

Neredeyse her alanda aklımızda beliren “bireysel mi, ideolojik mi?” sorusu, konu kadınlar ve yaşam tarzları olunca ortaya çıkması kaçınılmaz bir soruya dönüşüyor. “Geleneksel eş” diye Türkçeye çevrilen “tradwife” hareketiyle Reels ve TikTok videolarında sıkça karşılaşıyoruz, elbette ismi konmadan. “Geleneksel eş” bize uzak veya yabancı bir kavram değil. Akıllara hemen X kuşağı ebeveynlerimiz gelebilir ya da abartılı süslemelerin, içten gelen coşkulu fedakarlıkların sunum tepsilerine veya kahvaltı masalarına yansıdığı o “kocişim de kocişim” diyen yeni gelinlerin “tatlı telaşını” düşünebiliriz.

Ne var ki, bu “kocanı 1950’lerdeki gibi şımart” akımı yalnızca sosyal medyanın gündeminde olan bir mesele değil. Bu geleneksel hareket, Batı’nın aşırı sağcı ve anti-feminist gruplarının savunduğu bir şey olmaktan çıkıp, önce Instagram reels kurgularına, daha sonra ilişki beklentilerine ve gelecek hayallerine musallat olan bir arzuya dönüşmüş görünüyor. Google trendlere göre, “tradwife” kelimesinin popülerliği 2018’in ortalarında artıyor, 2020’lerin başlarında en yüksek popülerlik seviyesine ulaşıyor. Ama geleneksel eşlerin izlerini 2013’e kadar takip edebiliyoruz.

[mailerlite_form form_id=10]

Tam zamanlı ev hanımlığını kutsayan geleneksel eş hareketi, kendini ailesine adayan, “milletini ve kültürünü seven”, böyle daha mutlu bir yaşam sürdüğünü ifade eden kadınlardan oluşuyor. Türkiye’de yıllar içinde edindiğimiz reflekslerle bir yerde “geleneksellik”, “geriye dönüş” veya “muhafazakarlık” görünce bunun Ortadoğu’ya özgü bir problem olduğunu düşünmeye meyilliyiz. Oysa insanların yaşamlarını şekillendirme konusunda oldukça başarılı olan 1950’lerin Amerikan kültürünü ve Hristiyan değerlerini de “geriye dönüş” yolculuğunda küçümsemememiz gerekiyor.

Aşırı çalışmaktan, ekonomik güvencesizlikten, gün geçtikçe hayatta kalmamızı imkansızlaştıran, hatta açık bir şekilde varlığımıza düşman olan kapitalist düzende hayatta kalmanın ve stresten kurtulmanın anahtarı olarak görülen, kadınlara da bir özgürlük vaadiymiş gibi sunulan bu akımı aşırı sağ gruplardan ayrı düşünmek safça bir yaklaşım olur. Aşırı sağın iddiaları arasında yer alan “feminizm kadını mutlu etmez” söylemi, geleneksel eş hareketinin de başvurduğu bir söylem. Feminizm, onlara göre kadınları iş hayatının zorluklarında boğan, sabah 9 akşam 5 mesailerde süründüren, çocuk sahibi olmalarını engelleyen bir ideoloji, kadınları yalnızlığa mahkum eden bir illet.

Aileyi, kocayı ve bunlar sayesinde gelecek lüks bir yaşamı terk eden feminist hareketin aksine, gerçek özgürlüğe giden yolun esasen koca edinmekten, aile kurmaktan geçtiğini savunan, “iffet, evlilik ve annelik” gibi asırlık ve küflenmiş reçetelere dönen geleneksel eş hareketi, cinsel devrimin ve modernizmin yarattığı kadınların nesneleştirilme ve cinsel şiddet sorunlarına da çözüm olacağı iddiasını taşıyor. Elbette bu harekette kadından ayrı düşünülemeyen, hatta kadını kadın yapan “annelik” rolüne, anneliğin kaçınılmaz uzantısı çocuk yetiştirme sorumluluğuna da özel bir önem atfediliyor.

Bu akımın yükselişi ile göçmen karşıtlığının yükselişi de paralel ilerliyor. Bir başka deyişle, Batı’daki tradwife hareketi değişen dünyada “değişimden” (göçmen kadın-erkek-çocuk-aile) korkmanın da bir yansıması olarak taraftar kazanıyor. Peki, Türkiye’de neler oluyor? Neden geçmiş yıllarda verilen bağımsızlık mücadelesinin aksine “geleneksel eş” kavramı böylesine rağbet görüyor?

Polonya, Macaristan ve İtalya’da olduğu gibi, Türkiye’de de hükümet kadınların daha fazla çocuk sahibi olması için hatırı sayılır düzeyde çaba harcıyor. Ama olan bitenler yalnızca devlet destekli bir nüfus artışı talebinin sonucu değil. Çoğu ülke gibi, Türkiye de gençlere kariyer sahibi olmanın, bu kariyerde ilerlemenin ve ekonomik güvenceye sahip olmanın gittikçe zorlaştığı bir hayat vaat ediyor.

Anne babalarımızın yaşadıkları göreceli refahın, emekli ikramiyeleriyle satın aldıkları evlerin ve hafta sonu şehirden uzaklaşabildikleri arabaların bizim için artık öyle kolay ulaşabilecek şeyler olmadığını, tüm bunların artık birer statü meselesi haline geldiğini biliyoruz. Çoğu genç artık biliyor ki ev sahibi olmak gibi hayalleri gerçekleştirebilmek için dahi ya ailelerinden kalmış bir mirasa sahip olmaları ya da yasadışı işlerle özendirilen hayatlara ulaşmak gerekiyor. Hayat böyle kasvetliyken güneş erkenden batıyor, dışarıda polis sirenleri çalarken ve canavar gibi bir ekonomik kriz varken 1950’lerin “huzurlu ve mutlu” görünen yaşantısı bir anda ulaşılması zor ve güzel hayallerden birine dönüşüyor.

[mailerlite_form form_id=11]

Bu manzaraya bir de influencer’ları eklememiz gerekiyor. Çünkü huşu içinde bir gülümsemeyle ve sükunetle ev işleri, mutfak işleri veya bahçe işleriyle meşgul olduğunu gördüğümüz influencerlar, isteyerek ya da istemeyerek, özgürlük ve mutluluğun formülününün “geleneksel eş” olmaktan geçtiğine işaret ediyor. Geleneksel eş hareketi, Instagram, Youtube ve TikTok gibi çoğu mecrada bir “içerik konsepti” haline gelerek takipçi sayısı artırmanın, “keşfet” alanında görünmenin “estetik” yollarından birine dönüşüyor. Haliyle, kaçınılmaz olarak kadınlara mümkün, doğal ya da gerçek olmayan ve ulaşamayacakları bir yaşamın bayat hayalini pazarlıyor.

Geleneksel eşlerin “evin dirliğini sağlamak başlı başına bir iş, annelik aslında hayal ettiğim şeymiş, bir sürü bebek doğurup onlara bakmak istiyorum, kendimi daha sakin ve huzurlu hissediyorum, beni seven ve evimize bakan kocama layık oluyorum” söylemleriyle ürettikleri TikTok videolarına, neredeyse bir “operasyon” gibi yürütülen genç kadınların günlük yaşamlarını, duygusal deneyimlerini, güzellik rutinlerini, kişisel ilgi alanlarını ve benzeri konuları paylaşmalarını içeren “just a girl” videoları da eklenince kadınların nasıl bir fantezi ve hayal dünyasına hapsolduğunu görmek haklı bir endişe yaratıyor. Üstelik, geleneksel eş akımı karşımıza sadece anti-feminist kalıplarla çıkmıyor. Bu hareket “sebze yetiştirmek, tarımla ilgilenmek, ofis işini terk etmek” gibi, bağlamı şayet uygunsa, özgürleştirici olarak da yorumlanabilecek eylemlerin arkasından da çıkabiliyor.

Peki, feministler geleneksel eş hareketi için ne diyor? Bazıları bu hareketi feminizmin reddi ve basit-ilkel-köle zamanlara geri dönüş olarak yorumluyor. Bazıları da kadınların “geleneksel kadın” olma hakkını destekliyor ve seçim yapmayı bir feminist başarı olarak tanımlıyor.

Geleneksel eş hareketinin içinde yer alan tüm kadınların ideolojik bir mesele peşinde koştuğunu veya feminizmin kazanımlarını bile isteye bir bir harcadığını söylemek zor. Bazı kadınlar, bu seçimin ideolojik konumdan ziyade “daha yavaş, daha sakin bir yaşam tarzına” geçişle ilgili kişisel bir karar olduğuna inanıyor, bazıları da cinsiyetçiliği ya da hem cinsiyetçiliği hem de feminizmi reddediyor. Paylaşımlarıyla “kendilerini mutsuz ve yaşamlarında kaybolmuş hisseden kadınlara” ilham olduklarını savunuyorlar. Oysa bu paylaşımların altında aşırı sağcı, homofobik, anti-feminist görüşlerin nefret söylemleri kendilerine yeşerecek yeni alanlar buluyor.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.