Doğa ve gelecek, madenciliğin gölgesinde nasıl yok ediliyor?
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan 7552 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, enerji yatırımlarının hızlandırılması amacını taşır gibi görünse de doğanın hukuki koruma rejimini parçalayarak piyasa önceliklerine açan ve önceki dönemin hukuka aykırı uygulamalarını geriye dönük olarak meşrulaştıran bir istisna rejimi inşa etmektedir. Teklif, kamusal denetimi zayıflatan ve yatırım önceliğini merkeze alan çok yönlü bir dönüşüm girişimidir.
Kapitalist üretim tarzı, Marx’ın ifadesiyle “her sınırı aşılması gereken bir engel” olarak görür. Bu çerçevede sermaye, yalnızca coğrafi değil hukuki ve toplumsal sınırları da dönüştürerek genişler. Lefebvre’in belirttiği gibi, mekan yalnızca fiziksel değil aynı zamanda toplumsal ilişkilerin üretildiği bir alandır. Dolayısıyla doğaya dönük böylesi bir müdahale aynı zamanda toplumsal yaşamın yeniden kurgulanması anlamına gelir.
Teklifin gerekçesinde de doğru bir okumayla net biçimde anlaşılacağı üzere amacı açıktır: yatırım lehine bir istisna hukukunun yerleştirilmesi. “İdari süreçlerin hızlandırılması” gibi teknik ifadelerle örtülmeye çalışılan düzenlemeler, kamu kurumlarını yetkisizleştirmekte, yerel halkı karar süreçlerinden dışlamakta ve doğayı yatırımın nesnesi haline getirmektedir. Anayasa’nın açık hükümleriyle Zeytincilik, Orman, İmar ve Çevre Kanunu gibi temel düzenlemelerle doğrudan çelişen maddeler mevcuttur.
David Harvey’in tanımıyla kapitalizm, mekansal genişleme yoluyla içsel çelişkilerini yönetir. Bu yasa teklifi de 9 Temmuz’da yürürlüğe giren İklim Kanunu gibi diğer düzenlemelerle birlikte doğayı ve toplumu sermaye birikiminin yeni evresine göre yeniden düzenlemektedir.
Bu noktada, Tayfun Kahraman’ın İstisna Mekan: Hukukun Eşiğindeki Kent başlıklı çalışması kritik bir kavramsal çerçeve sunar. Kahraman’a göre, istisna çoğu zaman hukukun dışından değil içinden türetilerek olağanlaştırılır. Bu bağlamda 7552 sayılı teklif, yalnızca geçici kolaylık sağlayan bir düzenleme değil yatırım önceliğini hukukun meşruiyet ölçütü haline getiren bir dönüşüm sürecidir. Hukuk, piyasa uyumluluğu ölçüsünde geçerli hale getirilirken, toplumsal yaşam alanları olağanüstü hukuki araçlarla sermaye mantığına göre yeniden biçimlendirilmektedir.
Teklifin 3. maddesiyle, 3213 sayılı Maden Kanunu’nda yapılan değişiklikle kamu kurumlarının üç ay içinde görüş vermemesi durumunda görüş “olumlu” kabul edilecektir. Bu düzenleme, bilimsel değerlendirme süreçlerini süreye indirgemekte, doğa koruma, kültürel miras ya da tarımsal üretimi temsil eden hiçbir yapının yer almadığı bir kurulun karar yetkisini öngörmektedir. Sonuç, hem merkezileşme hem de yerelin dışlanmasıdır.
Teklifin 16. maddesiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na imar planı yapma ve onama yetkisi verilirken, ilan süresi yalnızca 15 günle sınırlandırılmıştır. Bu, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun askı ve itiraz süreleriyle açıkça çelişmektedir. Planlama süreçleri yatırımın teknik gereklerine indirgenmekte, yurttaşın itiraz hakkı fiilen ortadan kalkmaktadır.
En dikkat çekici düzenlemelerden biri zeytinliklerin, ormanların ve tarım alanlarının statüsünü ilgilendirmektedir. “Alternatif alan bulunmaması” ya da “eşdeğer alan gösterilememesi” gibi belirsiz kriterlerle bu alanlar madencilik yatırımlarına açılabilecektir. Oysa “eşdeğer” ifadesi doğayı mekansal olarak yeniden düzenlenebilir, taşınabilir bir kaynak haline getirir. Örneğin zeytinlikler yalnızca bir tarım alanı değil aynı zamanda toplumsal bellek, üretim biçimi ve müşterek yaşamın taşıyıcısıdır. Doğanın eşdeğeri olmaz.
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin kamuoyuyla paylaştığı veriler, teklifin sahadaki etkilerini somut biçimde ortaya koymaktadır. Yasa kabul edildiğinde, yalnızca Muğla’da 25 köy maden sahasında kalacak, 57 köy doğrudan etkilenecek, 5.670 bina yerinden edilme riski taşıyacak, 820 bin zeytin ağacı, 18.762 hektar orman, 10.490 hektar tarım alanı ve 1.298 hektar doğal sit alanı yatırım gerekçesiyle dönüşüme uğrayacaktır.
Teklifin acele kamulaştırma hükümleri Anayasa’nın “kamu yararı” ilkesini sermaye lehine yeniden tanımlamaktadır. Kamulaştırma, yurttaşın rızası alınmadan, itiraz süreçleri tamamlanmadan, yalnızca “ivedilik” gerekçesiyle uygulanabilecektir. İkizköy örneği bu durumu açık biçimde gözler önüne sermektedir.
Yine teklifin 19. maddesiyle ruhsatsız enerji tesislerine uygunluk belgesi verilmesi, yıkım kararlarının hükümsüzleştirilmesi ve açılmış davaların düşmesi öngörülmektedir. Bu yalnızca bir af değil hukukun, sermaye birikiminin yönetsel aracına dönüştürülmesidir. Kriz dönemlerinde düşen kâr oranlarını yeniden elde etmek amacıyla yasal düzenlemeler aracılığıyla sermaye tahkim edilmektedir.
Ortaya çıkan tablo, yatırım önceliği lehine esnetilmiş doğa, boşaltılmış kamu yararı ve sembolikleştirilmiş yurttaş katılımıyla kurumsallaştırılmış bir istisna rejimidir. Oysa toplumun ve doğanın ihtiyacı daha fazla yatırım değil adil, sağlıklı ve müşterek bir yaşamdır. Yasa ancak bu ihtiyaca hizmet ettiği sürece meşrudur.
Teklif 13 Haziran 2025’te Meclis’e sunulmuş, yalnızca bir hafta sonra 20 Haziran’da Komisyon’da kabul edilmiştir. Görüşme süreci yalnızca içerik değil yöntem bakımından da son derece sorunludur. Komisyona katılmak isteyen yurttaşlara ve avukatlara yönelik şiddet uygulanmış, itiraz hakkı fiilen engellenmiştir.
3 Temmuz’dan bu yana Cemal Süreya Parkı’nda nöbet tutan yurttaşlar, yalnızca bir yasa teklifine değil müşterek yaşam alanlarına sahip çıkmaktadır. Köylülerin, kadınların, gençlerin, doğa savunucularının direnci, hepimizin ortak hikayesidir. Bu hikayeye omuz vermek her yurttaşın sorumluluğudur. Ve belki bir umut: Yasa teklifi geri çekilir.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()