Dünyanın yeni illeti: Yalnızlık salgını

Dünyanın yeni illeti: Yalnızlık salgını
yalnizlik-salgini

Son zamanlarda dünya çapında bir “yalnızlık salgınından” (loneliness epidemic) söz ediliyor. ABD Kamu Sağlığı Dairesi Başkanı Vivek Murthy ABD’de artan yalnızlığı “yalnızlık salgını” olarak adlandırdı, yalnızlığın bir his olmanın ötesinde halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. Sağlık Dairesi’nin yayımladığı tavsiye niteliğindeki raporda yalnızlık, “bireyin tercih ettiği deneyim ile gerçek deneyimi arasındaki fark veya karşılanmamış ihtiyaçtan kaynaklanan, algılanan izolasyon ya da yetersiz anlamlı bağlar sonucu ortaya çıkan öznel, sıkıntı verici bir deneyim” olarak tanımlanıyor. Yalnızlık ile sosyal izolasyonun farklı kavramlar olduğunu da belirtmek gerek. Sosyal olarak bağlantısız olmanın ölüm oranı üzerindeki etkisinin, günde 15 sigara içmenin neden olduğu etkiyle eşdeğer olduğu, hatta obezite ve fiziksel hareketsizlikten bile daha büyük olduğu tespit edilmiş. Bununla birlikte, yalnız insanlarda kaygı, depresyon, demans gibi hastalıklar diğerlerine oranla çok daha fazla görülüyor, kalp krizi ve felç riski artıyor, yaşam süresi kısalıyor. Hal böyle olunca, Dünya Sağlık Örgütü Sosyal Bağlantı Komisyonu, yalnızlık ve sosyal izolasyon sorununun küresel bir halk sağlığı önceliği olarak tanınmasını ve kaynaklandırılmasını hedefleri arasına çoktan koydu.

Japonya’da ise “hikikomori” olarak adlandırılan bir sendrom var. Kendini toplumdan soyutlayan ve evden çıkmadan yaşayan insanlara “hikikomori” deniyor. Japonya Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre Japonya’da yaklaşık 1 milyon hikikomori var. Çin’de ise bu sayı 24 milyona ulaşmış durumda. Yaş ortalaması 31 olarak belirlenen hikikomori'lerin günde ortalama en az sekiz saat dijital cihaz kullandığı biliniyor. Japonya polis teşkilatının aktardığı verilere göre, Japonya’da 2024 yılının ilk altı ayında yalnız yaşayan 37 bin 227 kişi evde ölü bulunmuş. Bu sayının yaklaşık yüzde 10’u ise ölümlerinin üzerinden bir ay dan fazla zaman geçtikten sonra bulunmuş. Bu sendrom yalnızca Japonya’ya özgüymüş gibi görünse de zamanla dünya genelinde olan bir problem olduğu anlaşıldı. Kore’de yalnız ölümlerine “godoksa” deniyor ve bu sorunun çözümü için başkent Seul'de şehir yetkilileri gelecek beş yıl içinde "kimsenin yalnız kalmayacağı bir şehir yaratmak" için yaklaşık 327 milyon dolar harcayacaklarını duyurdu. Japonya’da hem yalnızlıkla ilgili sorunlara hem de artan intihar vakalarına çözüm üretmek adına “Yalnızlık Bakanlığı” kuruldu. Aynı şekilde İngiltere’de de Yalnızlık Bakanlığı kuruldu ve birçok Avrupa ülkesinde bu konuda komisyonlar oluşturuldu.

Türkiye bakımından da durum pek farklı değil, hatta dünyaya kıyasla daha vahim olduğu söylenebilir. Ipsos’un geçen yıl dünya genelinde yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye’de yalnızlıktan muzdarip olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 54 iken, Almanya’da bu oran yüzde 36, Japonya’da ise yüzde 23. Bir başka deyişle, Türkiye muhtemelen insanların en çok yalnız hissettiği ülkelerden biri. Bununla birlikte, Türk Dil Kurumu geçen yıl “yılın kelimesi” uygulamasını başlattı. 2024 yılı için “kalabalık yalnızlık”, “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zeka” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri oylandı. Oylama sonucunda “kalabalık yalnızlık” 2024 yılının kelimesi seçildi. Değerlendirme Kurulu, kelimenin seçilmesine gerekçe olarak araştırmaların sosyal medya ve dijital teknolojilerin kullanımının artmasıyla insanların kendilerini daha yalnız hissettiklerini gösterdiğini, dijital ortamın geçici ilişkiler önerdiğini ve yalnızlık hissini derinleştirdiğini, toplumsal bağların zayıflamasıyla bağ kurmakta zorlanan bireylerin kendilerini kalabalıklar içinde yalnız hissettiğini ifade etti.

TDK’nın belirttiği gerekçeye benzer şekilde, araştırmalar neticesinde yalnızlık salgınının en önemli sebebinin teknoloji veya dijitalleşme olduğu görülüyor. Bunun dışında, aşırı çalışmak, aileyle yeterince zaman geçirememek, ruh sağlığı sorunları, aşırı bireyselci bir toplumda yaşamak gibi etkenler de önemli sebepler olarak sayılıyor. Covid-19 salgınının da dünya genelinde yalnızlık hissini tetiklediği bilinen bir gerçek. Türkiye’de yalnızlık hissinin diğer ülkelere nazaran daha fazla olmasının ise ülkenin yıllardır içinden geçtiği zorlu süreçlerle ilgisi var elbette. En başta ekonomik kriz sebebiyle insanların beli bükülmüş durumda. Geçim sıkıntısı, işsizlik, ağır enflasyon derken insanlar sıradan sosyal aktivitelere dahi bütçe ayıramaz hale geldi. Dışarı çıkıp arkadaşlarıyla yemek yemekten veya bir şeyler içmekten imtina ediyorlar. Barınmak gibi temel bir ihtiyacı bile karşılamakta güçlük çekiyorlar, her yıl kira zammı stresi yaşıyorlar. Hobi malzemelerine dahi hayat pahalılığı sebebiyle ulaşamıyorlar. Ekonomik krizin yanı sıra deprem, halkın kutuplaşması ve şiddetin tırmanışı, adaletsizlik duygusunun artması ve korkunun toplumun her kesimine yayılması insanların kendini daha çok izole etmesine yol açtı. Diğer yandan, siyasi anlamda kendini azınlık gibi hisseden umutsuzluğa sürüklenmiş ülkenin yarısı oranında bir muhalif kesim var. Sivil toplum deseniz hem salgının etkisiyle hem bahsi geçen umutsuzluk hissiyle büyük oranda sönümlenmiş durumda. Neticede, kolektif depresyonla boğuşan yalnız kalabalıklar ya da kalabalık yalnızlar olarak yaşamıyoruz da hayatta kalmaya çalışıyoruz denebilir.

[mailerlite_form form_id=10]

Bu hayatta kalma çabası esnasında dijital dünyada kendimizi kaybetmek stresten kaçınmak ve düşünmemek için bir çeşit uyuşturucu görevi görüyor. İstatistiklere göre, insanlar Instagram’da günde ortalama 80 metre ekran kaydırıyor ve ayda ortalama 15 saat vakit geçiriyor. Türkiye’de bu istatistik günde ortalama 160 metre kaydırma, ayda en az 32 saat (yalnızca Instagram). Ancak gelinen noktada “doom scrolling” (sosyal medyanın dibini sıyırmak) veya “binge-watching” (dijital platformlarda bir dizinin tüm bölümlerini arka arkaya seyretmek) gibi eylemlerin insanlığa bir faydasının dokunmadığı, hatta hem zihinsel hem fiziksel anlamda büyük zararlar verdiği kanıtlanmış durumda.

Yalnızlık salgınıyla ve sebep olduğu anlamsızlık hissiyle baş etme yöntemlerinden biri de dünyayı ele geçiren spiritüel yöneliş. Bu yönelişi tamamen “iyi” veya “kötü” olarak nitelemek doğru olmaz. Bununla birlikte, insanların duygularını sömüren, ticarileştiren ve insanları gerçeklikten uzaklaştıran kötü niyetli kişilere elverişli bir alan açtığı da yadsınamaz. Yalnızlık hissiyle boğuşan kişilerin kendilerini yalnız hissetmemek için bir topluluğa yönelmesi son derece makul fakat bu topluluğun nasıl bir topluluk olduğu da oldukça önemli. Bu noktada sağduyu ve bilgi devreye giriyor. Aksi halde, insanların kendini “tuhaf” iddiaları olan ve kişilerin zaaflarından faydalanan tarikat benzeri oluşumların içinde bulması işten değil.

Dünya yalnızlık salgınına çözüm arıyor. Bu anlamda çokça girişim, fikir ve öneri de var. “Dijital dünyadan göç”, sosyal medya kullanımını sınırlama veya dopamin bağımlılığını azaltma bu önerilerden birkaçı. Elbette kolay değil. Öte yandan, “dijital dünyadan göç” kavramı yine son dönemde hayatımıza giren bir kavram olmakla beraber gerçekçiliği tartışılır. Kabul etmek gerekir ki dijital dünya artık hayatımızın bir parçası. Bütünüyle çevrimdışı bir yaşama dönüş artık mümkün değil, işin doğrusu pek akılcı da değil. Bu noktada, tek çaremiz dijital dünyada akılcı ve kontrollü şekilde var olmak gibi görünüyor. Özellikle sosyal medya kullanımını minimuma düşürmek neredeyse hayati önem taşıyor.

Bununla birlikte, insanların sosyalleşmesine yardımcı olmak için bazı girişimler de başladı. Örneğin Hollanda’da “The Offline Club” isimli bir kafeye telefon sokmak yasak. Bu kafede insanlar birbirleriyle yalnızca sohbet ediyor, tanışıyor veya çalışıyor. Yayılması gereken iyi bir fikir olabilir. Son zamanlarda dünyaya yayılan "sabah partileri" de sosyalleşme için yeni bir vesile gibi görünüyor. Ayrıca, insanlar yalnızlık hissini aşmak, birebir teması artırmak için bireysel girişimlerde de bulunuyorlar. Örneğin, doğada ve açık alanda vakit geçirmeye, marketten fiziksel alışveriş yapmaya, dijital yerine basılı yayınlar okumaya, toplu halde yapılan spor aktivitelerine katılmaya çalışıyorlar. Bu faaliyetlerin hepsi günümüzde daha fazla anlam ifade ediyor. ABD’de ABD'de yalnızlık salgınına ilişkin bir ankete katılanların en az dörtte üçü çözüm olarak şunları vurguluyor: Aileyle veya arkadaşlarla iletişimde olmak, kendini sevmeyi öğrenmek, başkalarına karşı daha affedici olmayı öğrenmek, başkalarına yardım etmenin yollarını bulmak. Bu anlamda, bağlantı içeren kamusal alanlarda bulunmak, bir anlam ve amaç geliştirmek, topluma hizmet amaçlı yardım kuruluşlarında yer almak tüm araştırmacıların önerdiği ortak çözümlerden başlıcaları. Ayrıca, bu konuda yerel siyasete de önemli görevler düşüyor. İnsanların sanat, kültür, müzik, spor gibi ihtiyaçlarını veya hobilerini paylaşmak için bir araya gelebilecekleri alanların yaratılmasının desteklenmesi gerekiyor.

Bunların ötesinde hatırlanması gereken en önemli şey şu: Siz de yalnız hissediyorsanız bilin ki yalnız değilsiniz. Yalnızlık artık bir salgın ama insanların birlikte üstesinden gelebileceği, çözümü olan bir gerçeklik. Yalnız hissediyorsanız hem kendinize hem de yalnız hisseden başkaca insanlara yardımcı olabilmek için çareleriniz var ve daima oradalar. Yalnızca uzanıp almanızı bekliyorlar.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.