“Erken ve adaletsiz bir şekilde kaybettiklerimiz”

“Erken ve adaletsiz bir şekilde kaybettiklerimiz”

Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği. Hayatın ve siyasetin akışına bigâne kalmayan insanların içinden günlük olarak geçiyordur sanırım Gramsci’nin bu ünlü sözü. Aklımızın sınırlarının zorlandığı, irademizin geri adım atmamaya direndiği memleket ve dünya ahvali, eh biraz da insan olmanın çelişkisinin hallaç pamuğuna çevirdiği hayatımız, dışarıdan içeriye, içeriden dışarıya, bitmek bilmez bir mücadeleye dönüştürüyor nefes alışlarımızı.

Ankara’da bir ev, evde bir oda, odada bir grup arkadaş. Yatağın üzerinde oturuyorlar, yatağın yanındaki komodinde bir kitap, adı Ah’lar Ağacı.

ve şimdi şöyle dua ediyorum tanrı’ya:
olanlar oldu tanrım
bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!


O olanlar nasıl oldu? Gündelik hayatın kılcal damarlarına nüfuz eden siyaset, tüm kiriyle, pasıyla, ceberrutluğu ve hoyratlığıyla mümkün kıldı olanları. Onur Yaser Can’ı duyanlarınız çoktur. Duymayanlarınız için Yaser’i 2010 yılında gözaltına aldılar. Gözaltında psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldı. Gözaltı süresi sona erdiğinde, polisler peşini bırakmadı ve muhbirliğe zorlandı. Sonunda bu sürece dayanamayarak kendini evinin balkonundan aşağıya bırakarak intihar etti. Ardından Yaser’in canına kasteden polislere karşı bir hukuk mücadelesi başladı. Adaletin bir yudum nefesine hasret bırakıldığımız bu topraklarda somut bir kazanım maalesef elde edilemedi. 2014 yılında, oğlunun acısına ve faillerin cezasız bırakılmasına pamuk yüreği dayanmayan annemiz Hatice Teyze de kendi canına kıydı. Baba Mevlüt Can ise 2019’da ana atardamarında oluşan bir yırtık nedeniyle aramızdan ayrıldı. Geriye Ezgi Sevgi Can kaldı.

Aklımız kötümserliğe hapsoldu. “Ah” ettik, “ah”larımız ağaçlara döndü, ormanlara döndü. Ankara’da bir odadaydık, Didem Madak komidinin üstündeydi.

Onur Yaser Can ve Hatice Can

İstanbul’da bir konser salonu, o konser salonunda bir masa, o masada bir grup arkadaş. Sahnede Ezgi Sevgi Can. Önünde klavyesi, çok sevdiği klarneti yanı başında.

öylece bir sabah uyanır içime sesin, güzün ardından
karanfiller boyu yüzüme dolanır yüzün, karın altından
aah, hiçbir zaman büyümez artık sözlerin, sadece bir fısıldar


Bu sözler, Ezgi’nin 30 Ocak’ta çıkan ilk albümüne adını da veren ve abisi Yaser için yazdığı “Karanfiller” şarkısından. Albümü baştan sona dinlediğimde önce “ah”larını duydum Ezgi’nin. Kendisinin de dile getirdiği gibi, bu albüm bir iyileşmenin ve direnişin ürünü. Ailesinin kaybından sonra Ezgi hukuk mücadelesini bir an olsun aksatmadı. İnadı ve direngenliği yorgunluğun ve kötümserliğin önüne geçti. Bu mücadelede hiç yalnız da kalmadı. “İradenin iyimserliğine” inanan Ezgi ve dostları senelere yayılmış bu adaletsiz hikâyeden haklarını almak için hiç yorulmadan doldurdular mahkeme salonlarını. Şimdilerde bir de konser salonlarını dolduruyorlar.

uç, uçabildiğin kadar güzel kuş, ser kanatlarını önüne
al, alabildiğin kadar yol güzel kuş
ardına bile bakmadan


Albümün açılış şarkısı olan “Güz Düşü”nde böyle diyor Ezgi. Karanfiller, bağımsız bir müzikal anlatı olarak ülkemizde örneğine pek sık rastlamadığımız bir caz albümü. Bu caz tınılarının ortasında, özellikle de şarkıların klarnet partisyonlarının arasına gizlenmiş, folk ezgileri de yakalamak mümkün. “Deniz gibisin, her gün bir başka” diyen albümün son şarkısı olan “Aklın Ruhunla”da ise bizi muzip bir blues melodisi bekliyor. Ezgi’ye, Fransa’da konservatuarda tanıştığı arkadaşları Sylvain Dubert (gitar ve kanun), Ilias Arapoglou (davul) ve Nicolas Fleury (kontrabas) eşlik ediyor. Albümde ayrıca Ezgi’nin klarnetiyle katkı verdiği Collectif Medz Bazar grubunda da birlikte çaldığı Ela Nuroğlu ve hem solo hem de Yasak Helva, Duble Salih gibi gruplardan tanıdığımız müzisyen Salih Korkut Peker’in eşlik ettiği üç şarkı var.

Ezgi, 13 Şubat’ta İstanbul’da verdiği konserinde şarkılarını “erken ve adaletsiz bir şekilde kaybettiklerimize” adadı. Müziğin, karanlığın, kaybın ve haksızlığın içinde ona nasıl ışık olduğundan bahsetti. Albümündeki şarkıların yanı sıra Türkiye ve Yunanistan’dan halk ezgilerine nefes verdi. Konserin sonunda grubuyla selam verirken, hepimize “iradenin iyimserliğini bir kez daha hatırlattı. Bir dost, bir direniş tanığı ve bir müziksever olarak söyleyebilirim ki Karanfiller yasın direngenliğe dönüştüğü nadir işlerden biri.

Onur Yaser Can'ın davasının karar duruşması ise 27 Şubat’ta Çağlayan’da…

sayın okur, sizin desteğiniz sayesinde bağımsızlığımızı koruyabilmek bizim için çok kıymetli. içeriklerimizin daha geniş kesimlere ulaşabilmesi için vesaire’yi patreon üzerinden destekleyebilirsiniz.

ŞİMDİ DESTEKLE