Eurovision'ın utanç şarkısı
Bu seneki Eurovision Şarkı Yarışması tartışmalar ve gerginlikle başladı. Bütün dünyanın gözü Malmö sokaklarındaki protestolar ve yarışmacılar arasındaki kargaşaya odaklanmışken, Gazze'de devam eden soykırımına rağmen İsrail'in yarışmaya katılmasına izin verilmesinin kaçınılmaz sonuçları kimseyi şaşırtmadı.
Eurovision'ın yönetim organı olan Avrupa Yayın Birliği (EBU), yarışmanın “siyasi olmayan bir müzik yarışması” olduğunu öne sürerek İsrail'in yarışmanın dışında bırakılması yönündeki talepleri reddetmişti. Oysa bu mesajı kabul etmeyen taraflardan biri de İsrail'di. EBU, siyasi tarafsızlık kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail'den, yarışmacısı Eden Golan'ın "Hurricane" (Kasırga) adlı şarkısının sözlerini değiştirmesini talep etti. Şarkının orijinal adı geçen yılki Hamas saldırısına atfen "October Rain" (Ekim Yağmuru) idi. Revize edilen propaganda şarkısına izin verildi.
Eurovision'ın sözde “politik olmayan” doğası yarışmanın izleyicilerini biraz şaşırtabilir, zira diğer tarafta Ukrayna işgali nedeniyle Rusya yarışmada tam iki senedir yasaklı. EBU, bu ikiyüzlü hamlesini, Rusya'nın dahil edilmesinin “yarışmanın itibarını zedeleyeceğini” söyleyerek gerekçelendirmişti. Bu doğrultuda geçen yılki organizasyon hem bir müzik yarışması hem de Ukrayna'yla dayanışma etkinliği işlevi gördü. Her şarkıdan önce Ukrayna'nın simge yapıları kutlandı, her yer mavi-sarı bayraklarla donatıldı ve programın 161 milyon izleyicisine sürekli dayanışma mesajları yayımlandı.
Eurovision'ın ne zaman siyasi olup ne zaman siyasi olmadığına ilişkin kararlar elbette başlı başına siyasi. Ukrayna'da iki yıldan uzun bir süre içinde 10 bin sivil öldürüldüğünde siyasi olan Eurovision, Gazze'de sadece 7 ay içinde çoğu kadın ve çocuk 40 bin kişi öldürüldüğünde siyasi değil. Mesaj açık: Yarışma, masumlar ancak Batı'nın düşmanları tarafından öldürüldüklerinde politik bir hal alıyor.
Eurovision'un İsrail'i yarışmadan menetme çağrılarına kulak asmamasının ardından, protestocular sanatçılardan Filistin ile dayanışma amacıyla yarışmadan çekilmelerini talep etmeye başlamışlardı. Bu baskı, aralarında Birleşik Krallık temsilcisi Olly Alexander'ın da bulunduğu bazı sanatçıların yarışmada kalmaya dair son derece utanç verici mazeretler sunmasına da yol açtı. Alexander yaptığı açıklamada “sessiz kalmaktan rahatsız olduğunu” ve “ezilenlerle dayanışma içinde olduğunu” belirttikten hemen sonra “müziğin birleştirici gücü” nedeniyle şarkısını söylemeye devam edeceğini açıkladı. Elbette Filistinliler, İsrail'in soykırımı kültürlerinin yok edilmesine kadar uzandığı için sanatlarını “birleştirmek” için kullanma fırsatına pek de sahip değiller.
[mailerlite_form form_id=10]
Şarkıların savaşları sona erdirip ezilenleri özgürleştirebilme gücü olsaydı, bu çoktan yapılmış olurdu. Mesela Elton John ve Paul Simon gibi müzisyenler, Güney Afrika’da apartheid rejiminin çöküşünü hızlandırabilirlerdi. Ama yapamadılar. Anti-Apartheid Hareketi yaptı.
Müziğin sözde birleştirici gücünün altını çizip duran açıklamalar, düpedüz bir kendini beğenmişlik ve bencillik hissiyle yapılıyor. Alexander'ın daha sonra yapılan bir röportajda kullandığı “yüz milyonlarca insana karşı şarkı söylemek çok sık elinize geçen bir fırsat değil” cümlesi de bunun üstü kapalı bir itirafıydı. Bu yüzden benzeri birlik çağrıları aynı zamanda kibir kokuyor ve açıkça tersini, yani boykot, tecrit ve yaptırım yoluyla İsrail’in izole edilmesini talep eden Filistin kamuoyundan daha iyisini bildiğini iddia ediyor.
İsrail'in ise elbette Filistinlilerle “birleşme” gibi bir niyeti falan yok. Eurovision'a katılımı, Gazze'de acımasız bir imha kampanyası yürütürken kendisini sıradan bir ulus olarak göstermenin kılıfı. 11 Mayıs gecesi müzisyenler sahnede performanslarını sergilerken, İsrail bombaları Refah'a sığınan erkek, kadın ve çocukları öldürecek, binlerce Filistinli İsrail'in hapishanelerinde zincirlenerek işkence görecek.
Eurovision'ın İsrail'e uyum sağlama konusundaki ısrarı yarışmayı çoktan lekeledi. Sokaklardaki protestolarda kendini gösteren öfke, yarışmacılar arasında da düşmanlığa dönüştü. Hollandalı popüler yarışmacı Joost Klein, İsrail medyasının anne ve babasının ölümüyle alay etmesinin (evet, aşağılık bir şaka ama Filistinli çocukların yetim kalmasından zevk alanlara yakışan bir şaka) ardından çıkan bir tartışma nedeniyle yarışmadan diskalifiye edildi. Zorbalık ve kendini acındırmanın karakteristik bir bileşimi olan İsrail heyeti ise yarışma boyunca özellikle Yunan ve İrlandalı adayları hedef alarak Filistin'e destek verenlere hakaret ve tacizle saldırmakla meşguldü.
Bunların hiçbiri sürpriz değil. Hem siyasette hem de kültürel alanda soykırımı kabul ettirmenin nelerle karşılaştığını gördük: siyasi liderler yalan ve ikiyüzlülükle kendilerini küçük düşürdü, hukukun üstünlüğü alay konusu haline geldi ve insanlar saldırganlaştı. Ancak sıradan hayat ile olağanüstü vahşet arasındaki çelişkiler sonsuza dek sürüp gidemez, suç ortağı birey ve kurumlar da sonunda kendilerini küçük düşüşürler. Eurovision da bir istisna değil.
Final gecesindeki gibi olaylar, tarihe tıpkı 1936 Berlin Olimpiyatları gibi geçecek ve evlerinde coşkuyla izleyenler de dahil olmak üzere tüm suç ortakları da eninde sonunda aynı utancı taşıyacaklar.
*Bu yazı, Ece Balekoğlu tarafından Fianna Coleman'ın Tribune'de yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()