Evde, hırslı ve öfkeli
Ekmek almaya gönderilen, her akraba ziyaretinde ne kadar boy attığı konuşulan, parlak bir gelecekte havalı diplomalarla büyük işler başarması beklenen aile fertleri evin gençleriydi. O gençler büyüdü, dünya değişti. Aralarında koşullara ve seçimlere bağlı olarak eğitimini yarıda bırakan veya tamamladıktan sonra çalışmayıp ebeveynleriyle birlikte yaşamaya başlayanlar oldu. Onlara artık "ev genci" deniyor.
1990’ların sonunda NEET (not in education, employment or training ifadesinin kısaltması) adıyla anılan bu topluluklar, Türkçede "ne eğitimde ne istihdamda" olan 15-24 yaş grubundaki gençleri tanımlıyor. TÜİK verilerine göre, 2023 yılında yüzde 22,5 olan ev genci oranı 2024 yılında yüzde 22,9’a yükseldi. Daha açık olmak gerekirse, ülkemizde yüzde 30,1’ini kadınların oluşturduğu beş milyondan fazla ev genci var. Böyle olunca Türkiye’deki genç nüfusun yüzde 14,9’la tüm AB ülkelerini geride bırakması, balkonlara bayrak astıracak bir zafer gibi görünmüyor.
Eskiden anne ve babaların komşu çocuğuyla yarıştırdıkları evin gençleri, artık milyonlarca seçenekle karşı karşıya. Ya kendilerinin ya da kendilerine sunulan şartların yetersiz olduğuna inanarak, bir haksızlık hissiyle, evrenle yapay bir mücadele halindeler. Daha fazlasını istemek, hiçbir şey yapmamakla sonuçlandığında arzulanan hayat için "emek verme" tanımı değişiyor, tatmin duygusu da kayboluyor. Freud’un dediği gibi “gerçekleşemeyen arzular nevroza dönüşüyor” ve bu artık fertlerin değil sistemin suçu. Peki, neden böyle?
[mailerlite_form form_id=10]
Başta ekonomik nedenlerin olduğunu tahmin etmek kolay. Ekonomist Ayşe Buğra, Türkiye’de aileyi bireyin ekonomik kriz anlarında sığındığı ilk yer olarak tanımlayıp ekliyor: “Ülkemizde bu sığınma hali geçici değil yapısaldır.” Yani, bir evladın (özellikle kız çocuklarının) kaç yaşında olursa olsun, “köklerine dönmesi” şikayete konu olsa bile garip karşılanmaz. Fakat işler yolunda gitmediğinde dönebilecekleri yuva sıcaklığı bir süre sonra rehavete dönüşünce romantizm ter gibi akar, geriye ortak travmaların soğuk ve nemli izi kalır. Bireysel hayaller kurmakta zorlanan bir ev genci bu kaygı çağının tekil bir patolojisi değil kolektif sonucudur.
Ortalama maaşın yeterli gelmediği bir ekonomide bir genci çalışmaya ikna etmek zor. Yetse de yetmez, çünkü artık her şeyin hep daha fazlası var ve herkes hepsini istiyor. Para kazanma hedefi, Y kuşağının rüyalarındaki gibi bir meslek sahibi olmakla eşleşmiyor. Deloitte’un 2023 raporuna göre, Z kuşağının yüzde 75’i “tutkularını” gerçekleştirebilecekleri bir işi istikrarlı bir kariyere tercih ediyor. Yani onlar için iş artık yalnızca ekonomik değil duygusal da bir kategori, hatta varoluşsal. Gençler bir işe değil, benliklerini haklı çıkaracak bir gerekçeye ihtiyaç duyuyor.
Pew Research Center’ın araştırması, ABD’li gençlerin yüzde 57’sinin influencer'lığın “ideal bir kariyer” olarak kabul ettiğini gösterdi. Sosyal medya, rutin hayatı boşa geçmiş zaman gibi sunarken başarı bir serüven olmaktan çıkıp tekil bir viral âna dönüştü. Kanepede saatler geçmek bilmezken, bu gençler her şeye geç kalmış gibi bir panik içinde "big break" (kişinin dönüm noktası kabul edilen büyük çıkış, kariyerindeki olumlu kırılma) anlarını arıyorlar. Kitlelerce "özel ve önemli" kabul edilmeyen gençler, özdeğer eksikliğini öfkeye dönüşen hayal kırıklığıyla yaşıyorlar. İnternet, biricik olmaya çalışan kalabalıkları kendi hayatlarından ilham alan bir mizah anlayışıyla rahatlatırken, gençlerin içinde bulunduuğu yılgınlık felcini normalleştirip onayan bir tehlike haline geliyor.
Bu döngüyü kırmaya çabalayan bir genç için durum pek parlak değil. Pandemiden bu yana otomasyon sistemlerinin emek-yoğun pozisyonları hızla yok etmesi bir yana, ChatGPT ve benzeri yapay zeka araçları da yalnızca üç senede başlangıç pozisyonlarındaki iş ilanlarında yüzde 30’un üzerinde bir düşüşe yol açtı. Eskiden “deneyimsiz ama hevesli” olmak işe yarardı, şimdi deneyim kazanmak zorlaştıkça heves de kalmıyor. Word belgesi hazırlamak, temel grafik öğeleri düzenlemek, giriş düzeyi metinler yazmak; hepsi artık yapay zekaya devredilmiş işler. Komşunun çocuğuyla kıyaslanma devrinden, dijital personaların kusursuz hayat varsayımlarıyla zehirlenmekten kurtulmayı başaran gençler insanlık tarihinin en önemli teknolojik gelişmelerinden biriyle nasıl rekabet edecekler?
Belki de asıl soru şudur: Neden her nesil kendini bir çeşit rekabetin içinde buluyor? Notlarla başlayan bu matematik, şimdi beğeni sayısıyla veya hesap bakiyesiyle devam ediyor. Kazandığın para kadar değerli, göründüğün kadar önemlisin. Ama ne kadar ve nasıl mutlu olacağımızı belirleyen kim? Sessiz bir akşamda televizyon karşısında meyve yemenin zaman kaybı olduğuna kim karar verdi? Bu özel insan yarışında sıradanlığı tercih etmek hâlâ bir seçenek mi, yoksa sıradan bir sistem hatası mı?
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()