Faşizm etkisi altında İtalyan modası

Faşizm etkisi altında İtalyan modası
Milano'nun kurtuluşu sırasında sokaklarda yürüyen kadınlar, Nisan 1945. Fotoğraf: Getty Images.

Her otoriter rejim, hangi çağda olursa olsun, dünyanın neresinde bulunursa bulunsun, kontrol edilemez olanı kontrol etmek için derhal harekete geçer, yani kadınları. İlk adımda, kadınların kazandığı hakların (modern çağda oy kullanma hakkı veya kendi bedenini kontrol etme hakkı) mümkün olduğunca çoğunluğunu ellerinden alınır. İkinci adımda, kadınlar kamusal yaşamın dışına itilirler, işlerinden uzaklaştırılırlar, bağımsızlıkları ellerinden alınır, tekrar eviçi alana dönerler, kocalarının, babalarının veya erkek kardeşlerinin egemenliğine mecbur bırakılırlar. Bu iki adımın ardından bir üçüncü unsur daha ortaya çıkar: toplumdan koparılan kadınların artık toplumda hiçbir payı yoktur. İfade hakları ellerinden alınan, kendi kültürel ifadelerini yaratmaları engellenen kadınlar sessizliğe mahkum edilirler ve kamusal hayata katılmalarına izin verilmediği için kendilerini dışlayan şeyi desteklemekte hiçbir çıkarları yoktur. Bir başka deyişle, devlet kendi kapılarının içinde yeni bir düşman yaratır.

Erkekler ile kadınlar arasında kompozisyon açısından yaptığı net ayrımla, Jacques-Louis David’in Horas Kardeşlerin Yemini (Le Serment des Horaces, 1784) adlı resmi dikkate değerdir. Resmin merkezinde kırmızı peleriniyle oğullarını ölüme gönderen baba ile ayakta duran iki oğlunun kapladığı üçte ikilik alan ve arkada eğimli, gevşek hatlarıyla ağlayan ve gelecek kayıpların yasını tutan kadınlar… 18. yüzyıldan bir masal anlatan Horas Kardeşlerin Yemini, 1920’lerdeki İtalyan faşist kültürü bağlamında düşünüldüğünde referans olabilecek bir eserdir. Antik Roma gibi, modern İtalya da bir imparatorluğu yeniden inşa etmek amacıyla savaşa hazırlanan militarist bir kültür arzusuyla kendini biçimlendirmiştir.

[mailerlite_form form_id=10]

Benito Mussolini (1883-1945) 1922’de genç ve acımasız bir başbakan olarak iktidara geldiğinde, niyeti İtalya’da “huzursuzluğa” neden olan komünizmin rahatsız edici unsurlarını ortadan kaldırmaktı. Her ne kadar kendisine “rahip yiyen” lakabı takılsa da, Vatikan Roma’daydı. Mussolini’ye ihtiyatlı gözle bakan Papa XI. Pius, “Totaliter bir rejim varsa, aslında ve haklı olarak, bu kilisenin rejimidir; çünkü insan tamamen kiliseye aittir,” dedi. Ancak Papa daha sonra dini faşizmle ilişkilendirerek kendisinin ve kilisenin Mussolini tarafından seçilmesine izin verdi. Lucy Hughes-Hallet, David I. Kertzer’in Papa ve Mussolini: XI. Pius’un Gizli Tarihi ve Avrupa’da Faşizmin Yükselişi adlı kitabını değerlendirdiği, İtalya’da kilise ile devlet arasındaki ilişkiyi ele aldığı makalesinde Mussolini’nin şu sonuca vardığını yazdı: “Nazi Almanyası’ndaki yeni müttefiklerine kiliseyi manipüle etmenin kolay olduğunu söyledi. Birkaç vergi imtiyazı ve din adamları için bedava tren biletleriyle Vatikan’ı ele geçirmiş olmakla övünüyordu. Hatta Habeşistan’a yönelik soykırımcı işgalini ‘kutsal bir savaş’ ilan etmişti.” Öyle ki, faşistlerin tasarladığı ritüeller gittikçe kiliseninkileri andırmaya başladı, kutsalın aura'sını kendi davalarına tahsis ettiler. Bu nedenle İtalyanlar için Il Duce’nin kutsal davası ile dine bağlılık arasında gidip gelmek zor olmadı.

Mussolini’nin kiliseyle birlikteliği, kadınları ve onların özgürleşme fikirlerini kontrol etme mücadelesinde, ona beklenmedik bir müttefik kazandırmıştı. Ancak Il Duce eşi benzeri görülmemiş bir sorunla karşı karşıyaydı: Büyük Savaş’taki bağımsız rolleriyle özgürleşen ve erkeklerin gölgesinden kurtulan, Fransa’dan gelen yeni ahlak standartlarının ödüllerinin tadını çıkaran genç kadınlar. Eskisinin yarısı kadar uzun etekler giyiyorlar, kısa kesilmiş saçlarıyla renkli makyajlar yapıyorlar, sigara ve içki içiyorlar, araba kullanıyorlardı. Mussolini, kontrolden çıkmış ve devletin hizmetine sokulması gereken bir kadın nüfusuyla karşı karşıyaydı. Papa, kadınları bastırmak için dini öğretilerin görüşünü ödünç vermede değerli olacaktı. Hughes-Hallett’ın değerlendirmesine göre “açık giyinen kadınlar bir dert, sırtı açık balo elbiseleri ve kadın jimnastikçilerin daracık kıyafetleri özellikle endişe vericiydi. Mussolini, büyük bir ciddiyetle, gelecekte kızların jimnastik derslerinin sadece faşist oğulların annelerine uygun olacak şekilde tasarlanacağını ilan etti. Papa’nın “sapkınlığa karşı” açtığı savaşa (protestan kitap ve dergilerini talep üzerine yasaklayarak) yardımcı oldu.

Hem kilise hem de devlet Chanel kıyafetler giyen ve kamusal alanlarda kendini gösteren “Caz Çağı” kadınının dizginlenmesini istiyordu. Natasha V. Chang, 2015 tarihli Kriz-Kadını: Beden Politikaları ve Faşist İtalya’da Modern Kadın kitabında faşist ve dinci yöneticiler tarafından takdir edilmekten çok uzak olan modern kadının bir adı olduğunu belirtir: donna-cirisi. Chang’e göre bu "kriz kadını", faşist tahayyülde, kozmopolit, evcimen olmayan, anaç olmayan ve faşist olmayan çıkarlarını sözde doğrulayan son derece ince ve dolayısıyla steril bir vücuda sahip, hali vakti yerinde modern kadının tehlikeli bir örneğiydi… Kriz kadını ne beyefendi ne de hanımefendiydi, yani ne erkek ne de kadındı, anlaşılmaz bir üçüncü cinsiyetti. Faşist İtalya’da kriz kadınının inceliği ve kısırlığı, doğal olarak kıvrımlı ve doğurgan kadın bedeninin sapkın bir erkekleşmesi olarak görülüyordu.

Olumsuz donna-crisi, olumlu donna-madre’nin, yani yapay ve kozmopolit her şeyin mekanı olan şehirden değil, İtalya’nın kendi toprağından, taşradan geleneksel kadın figürünün muadiliydi. Donna-madre dolgun kalçalı ve dolgun göğüslüydü, pembe yanaklı tombul yüzüyle bir doğurganlık imgesiydi. Ancak tüm kapsamlı değişimlerde olduğu gibi, devrimler de her zaman yeni bir bakış açısı bulmayı uman ve toplumsal cinsiyet eşitliğini özleyen kadınları cezbetti. Giglia Gori’nin İtalyan Faşizmi ve Kadın Bedeni: Spor, İtaatkar Kadınlar ve Güçlü Anneler adlı kitabında yazdığı gibi, “Faşist rejim, örgütlerinin kadın üyelerine modaya uygun kıyafetler giydiriyordu. Örneğin 1926-1929 yıllarında, o zamanlar Fasci Femminili tarafından kontrol edilen Piccole Italiane ve Giovani İtaliane’nin üyeleri siyah kısa etekler, siyah kravatlar ve kalçalarını ve göğüslerini küçük gösteren uzun düz beyaz bluzlar giyiyor ve à la garçonne kesilmiş saçlarını renkli kurdelelerle gözlerinden uzak tutuyorlardı.”

Faşistler, paradoksal yeni İtalya’da asi kadını geleneksel rolüne geri döndürmeye çalıştılar. Amaçları da rejimin bilgi akışını (medyayı ve siyaseti), sanatı ve edebiyatı kontrol etmek olduğu gibi kadınları dizginlemek ve eylemlerini kontrol etmekti. Faşist teoride bağımsız kadınlar “kadın-erkek”, “üçüncü cins” ve doğal dehasının gelişebileceği sosyal bir alan olan eş ve anne rolünü reddeden "sapkınlar" olarak nitelendirildi. Faşist yazarlar, beyinleri toplumun erkek kesiminde yer almaktan aciz kadınların aşağılık olduğuna dair eski 19. yüzyıl argümanlarını tekrarladılar. Rejim, bu eski kafalı fikirleri pekiştirmek ve kadınlara empoze etmek için kadınları özgürleşmekten vazgeçmeye, geleneksel eş ve anne rollerine dönmeye ikna etmek için bolca propaganda yaptı.

[mailerlite_form form_id=11]

1939’daki Büyük Kadın Kuvvetleri Geçit Töreni propagandanın dikkat çekici bir örneğiydi. Bu yürüyüşte, Mussolini de hükümeti ve faşist ideoloji adına kadınlarla dayanışma içinde yürüdü. Bu yürüyüş filme alındı, daha sonra faşizmi ve ideal İtalyan kadınının Mussolini'nin yanında durup geleneksel kıyafetler giymesini teşvik etmek için kullanıldı. Kadın Kuvvetleri Büyük Geçit Töreni'ne ait fotoğraflar ve videolar, Mussolini'nin gözünde kırsal İtalyan kadınını tasvir ediyordu.

Aynı dönemde Nazi Almanyası da “faşist moda” denemeleri yapıyordu. Hitler, kendi kadın ve moda görüşleriyle çelişen Fransız ve diğer yabancı moda akımlarına karşı koymak için Alman Moda Enstitüsü'nü kurdu. Kültür eleştirmeni Walter Benjamin, Nazi rejimi güç kazanırken kaleme aldığı 1936 tarihli “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı” başlıklı dönüm noktası niteliğindeki makalesinin sonsözünde, faşizmin estetiği siyasi hayata sokmadaki başarısının kısmen yeni teknolojiden kaynaklandığını yazmıştı. Radyo yayıncılığı ve görüntü çoğaltma, antidemokratik rejimlerin propagandayı daha önce görülmemiş düzeyde yaymasına olanak sağlıyordu. Moda, dergiler gibi basılı medya aracılığıyla, Benito Mussolini'nin faşist devletinin bir yandan kontrolü tamamen elinde tutarken diğer yandan filizlenmekte olan feminist harekete göz kırpma girişimi olan la nuova Italiana'nın, yani yeni İtalyan kadınının tarzını ve tavrını oluşturmaya öncülük etti. Yeni İtalyan Kadını, o dönemde kadınların giymeye başladığı daha erkeksi kıyafetlerin aksine “göz alıcı, sofistike, hiperfeminen” kıyafetler giymeliydi.

Jennifer Linda Monti tarafından kaleme alınan “1930’ların Faşizmi Altında Çelişken İtalyan Kadın İmajı” başlıklı makalede belirtildiği gibi, “faşizm özellikle kadınların ailede ve toplum içinde oynadıkları role ilişkin güçlü ve geleneksel inançları muhafaza etmişti. İtalyan toplumunu, İtalyan kültürünü ve İtalyan modasını modernleştirmeye çalışırken, Mussolini aynı zamanda kadınların çekirdek İtalyan ailesinin merkezinde yer alan geleneksel anne ve eş rollerinde kalmalarını istiyordu.”

İtalya’da kadınlar yüzyıllar boyunca, diğer Avrupa ülkelerinde olduğundan çok daha fazla marjinalleştirilmiş ve baskı altında tutulmuştu. Fahişe olmadıkları sürece devlet tarafından korunmuyorlardı ve bu durumda devlet erkeğin hizmetindeki bedenden sorumlu oluyordu. Eğitimli kadınlar tarafından örgütlenen kadın hakları örgütü Lega Promotrice degli Interessi Femminili 1880’de kurulmuş, ancak sadece orta ve üst sınıf kadınlarla ilgilenmiş ve 1970’lerin feminist hareketine benzer şekilde kırsaldaki ve/veya alt sınıftaki kadınlara daha az ilgi göstermişti. Büyük Savaş sırasında her sınıftan kadının yaşadığı deneyimler hayatlarını sürdürme biçimlerini ve kendilerini kadın olarak görme biçimlerini değiştirmiş olsa da, iktidardaki erkekler kadınların kısa süreli bağımsızlıklarını bir sapma olarak görmüş; eşlerini, annelerini ve kızlarını ait oldukları yere, erkeklere boyun eğmeye geri itmeye niyetlenmişlerdi.

Mussolini kadınların kırsal kesimin güçlü köylü kadınları gibi “itaatkar kadınlar ve güçlü anneler” olmaları, sade ve mütevazı giyinmeleri ve çok çalışmaları gerektiğini ilan etti. Ancak Amerikan filmlerinden, yabancı modalardan ve erkekler olmadan daha ilginç hayatlardan etkilenen pek çok İtalyan kadın, Mussolini’nin çiftliklerdeki köylü kadınlar gibi giyinmeleri yönündeki isteğini görmezden geldi. Şehirli kadınlar Paris moda dergilerini okuyorlardı. Mario Lupano ve Alessandra Vaccari’nin 2009 tarihli Faşizm Döneminde Moda: İtalyan Modernist Yaşamı 1922-1943 kitabında da işaret ettiği gibi, her sınıftan kadının gelişen kalıp ve dikiş makinesi endüstrisine erişimi vardı. Mussolini’nin kızı gibi Paris’e gidip alışveriş yapamayan İtalyan kadınlar, bu makinelerin başına oturduklarında köylü kadınların giydiği kıyafetleri değil, dergilerde gördükleri kıyafetleri kopyalıyorlardı.

Takvimler 1925’i gösterdiğinde Mussolini, bu isteksiz kadınları yüksek görevlerine teşvik etmek umuduyla ‘Doğum için Savaş’ı yani ONMI (National Organisation for Maternity and Infants - Anneler ve Çocuklar Ulusal Örgütü) himayesinde devlet tarafından anneliğin desteklendiği programı ilan etti. Sözde evliliği ve ebeveynliği teşvik etmeye yönelik ekonomik bir plan olan bu politika, evli olmayan erkeklerin vergilendirilmesini, kadınların doğum kontrol ve kürtaj yaptırmalarının zorlaştırılmasını içeriyordu. 1927’ye gelindiğinde, doğum oranını artırma arzusunu dile getiren Il Duce, çocuk sahibi olmak için mali teşvikler sağladı ve boşanma üzerindeki kısıtlamaları artırdı. Yaklaşan savaşı aklının bir köşesinden ayırmayan Mussolini, İtalya’nın nüfusunu yirmi milyon kişi artırmak istiyordu. Bu rakam, milyonlarca kadının bir şekilde istemedikleri ya da sahip olamadıkları çocuklara sahip olmaya ikna edilmesi gerektiği anlamına geliyordu. Her ne kadar İtalyan ulusu 24 Aralık’ta anne ve çocuk gününü kutlamaya teşvik edilse ve yedi çocuk sahibi olan kadınlara devlet tarafından maddi ödüller verilse de, çok az kadın birden fazla doğum yapmaya gönüllü görünüyordu. Tüm çabalarına rağmen, Mussolini’nin hedefleri daha geç evlenen, işgücünde aktif olmaya devam eden ve daha az çocuk sahibi olan kadınları etkilememiş gibi görünüyordu.

Mussolini “kadınlar melek ya da şeytandır, eve bakmak, çocuk doğurmak ve boynuzlanmak için doğmuşlardır…” diyordu ama kadınların kontrol altına alınmaları da gerekiyordu. 1930’da, kontrolden çıkan ve hâlâ faşizme boyun eğmeyen kadınlar karşısında alarma geçen Papa XI. Pius, "Casti Conubi" adlı papalık genelgesini yayımlayarak evde erkeğin egemenliğini yeniden ilan etti. Devlet, buhran yıllarında üretken işgücünün yarısını oluşturan kadınları iş piyasasının dışında tutma çabalarına dahil oldu. Öyle ki, hem faşist rejimin hem de Katolik Kilisesi’nin aklında İtalya'nın ekonomik durumunu iyileştirmek gibi bir pratik amacı yoktu.

Sürekli diyet yapan yeni zayıf kadınlardan endişe duyan faşist rejim, İtalyan kadınını yeni faşist bedeninin arzu edilen şekli konusunda yeniden eğitmeye çalıştı. Giglia Gori, Mussolini’nin “kadınsı şişmanlığı sevdiğini ve doktorları, özellikle şehirlerde yaşayan ve bu nedenle tehlikeli yabancı modalarla temas halinde olma olasılığı daha yüksek olan kadın hastaları, zayıflığın sağlıksız, konforlu bir şekilde ağır olmanın ise iyi bir sağlık işareti olduğuna ikna etmeye teşvik ettiğini,” belirtmişti. Modaya uygun kadın imajlarının ve Hollywood film yıldızlarının damgalanması için çaba sarf edildi ama yine iç çelişkiler mevcuttu. Rejim aynı zamanda, kadınların atletik olarak formda ve sağlıklı olmalarını istiyordu. Altı yaşından itibaren erkek çocuklarına faşist düşünce ve ideolojiyi aşılamak amacıyla 1926'da Opera Nazionale Balilla kuruldu. Küçük kızlar için de benzer büyük ve kapsamlı faşist gençlik örgütleri vardı ve onları askeri bir geleceğe hazırlamaktan ziyade annelik gibi kadınsı uğraşlar konusunda eğitiyorlardı.

İtalya'da moda endüstrisini kontrol etmek, 1935'teki Etiyopya işgalinin ardından ülkeye ekonomik yaptırımlar uygulandığında faşistler için daha kolay oldu. Öyle ki, bu durum yeni İtalyan kimliğini güçlendirmek için insanlara İtalyan malı ürünler almalarının tavsiye edildiği bir "İtalyan malı al" kampanyasının yolunu açtı. Bu, faşistlerin hoşuna gitti çünkü ülkeye giren ya da çıkan kumaşları ve tekstil ürünlerini kontrol edebiliyorlardı. Hükümet ayrıca İtalyan modasının tüm yönlerini kontrol etmek için Ente Nazionale Della Moda (İtalya Ulusal Moda Kurulu) gibi kurullar oluşturdu ve insanlara ne giyip ne giyemeyeceklerini dayattı. Bu kurumun genelgesinde şöyle deniyordu: "İtalyan kadını, İtalyan modasını takip etmelidir. Zevk, zarafet ve özgünlük bu girişimin başarılı olabileceğini ve olması gerektiğini göstermiştir." Kurul ayrıca tüm moda terimlerini İtalyancaya çeviren Commentario Dizionario Italiano della Moda'yı (İtalyanca Yorumlu Moda Sözlüğü) da hazırladı. Bu hamlenin arkasındaki amaç İtalyancanın daha saf olabilmesi için başka dillerden ödünç alınan tüm kelimelere yeni bir İtalyanca çeviri sağlamasıydı. Modada olduğu gibi, dil de kişinin kendini ifade etmesinin ve dünyaya bakışının bir yoluydu. Yalnızca İtalyanca konuşmak ulusal kimliği korumanın harika bir yoluydu.

Modern çağ tüm hızıyla ilerliyordu. Sanayi çağında geliştirilen teknolojiler ve bunların I. Dünya Savaşı'nda kullanımı insanlığın hem zulüm hem de yenilikçilik kapasitesini ifade ediyordu. Faşizm, kapitalist şiddet olarak kısa zamanda dünyaya yayıldı. Kadınlar da bundan nasibini aldı, kısa sürede Mussolini'ye yönelik umutlarını yitirdiler. Kadınlar artık bağımsız yaşıyor, anneliği erteliyorlardı. Ne var ki, faşizm kadınların özgürlüğünü sınırlıyor, kadınlara türlü roller biçiyor ve onları geleneksel konumlarına çekmeyi deniyordu.

Mussolini kadınların kontrol edemediği isteklerine karşı büyük bir savaş verdi. Diktatör, askeri ve sosyal olarak ifade edilecek bir 20. yüzyıl gerçekliği olan modernizmi vurgularken, kadınlara eşitlik veya dünyada bir yer yoktu. Çok sayıda faşist örgüt aracılığıyla, İtalya’nın dört bir yanında kadınlar faşizm davasına hizmet etmek için az ya da çok istekli bir şekilde bir araya getirildi. Ancak Mussolini’nin kadınlar için hazırladığı sonu gelmez faaliyetler listesi, kadınları eviçi izolasyondan çıkararak modern tarihte ilk kez kitlesel ölçekte bir araya gelmelerini sağladı. Çoğu tarihçi ve akademisyen, Mussolini ve faşistlerin moda endüstrisini kontrol etme çabalarında başarılı olamadıkları konusunda hemfikirdi.

Mussolini İtalyan halkını yeni İtalyan devleti altında birleştirmeye çalışsa da, kuzey ve güney hâlâ bu "İtalyanlık" duygusunu hissetmiyordu. İtalyan'dan ziyade, kendi şehirleri ve bölgeleriyle özdeşleşmeye devam ettiler. İnsanlar istedikleri gibi giyinerek, Fransa ve ABD'den yabancı parçalar satın alarak, trendleri takip ederek moda talimatlarına ve tavsiyelerine direndiler. Bazı moda dergileri hâlâ faşistlerin silmeye çalıştığı Fransızca terimleri kullanıyordu. Elsa Schiaparelli gibi tasarımcılar kurallardan saparken, diğerleri yeni kurallara uyarak suç ortağı oldular. İtalya'daki faşist moda hareketi kadınları kontrol etmeye yönelik büyük bir girişimdi ama başarısız oldu. Prada, 1988 Sonbahar (ilk) defilesinde, Mussolini’nin İtalya modasında bıraktığı tüm izleri taşıdığı için doğası gereği faşist olan ancak derinliği beklenenden çok daha öteye giden, dahası faşizme dev bir orta parmak gösteren koleksiyonuyla yeni bir şey söyledi. Faşist kadınlar için siyah üniformalar ne kadar şık olursa olsun, direniş yine moda aracılığıyla dışavurulan bireysellik ifadeleriyle kendi çıkış yolunu buldu.


Kaynaklar

  • Natasha V. Chang. The Crisis-Woman: Body Politics and the Modern Woman in Fascist Italy, 2014.
  • Gigliola Gori. Italian Fascism and the Female Body: Sport, Submissive Women and Strong Mothers, 2004
  • Jennifer Linda Monti. The Contrasting Image of Italian Women Under Fascism in the 1930’s, 2011.
  • Mario Lupano ve Alessandra Vaccari. Fashion at the Time of Fascism: Italian Modernist Lifestyle 1922-1943, 2009.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi tek seferliğine veya düzenli desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.