“Feminist” bir eylem olarak kişisel bakım
Kişisel bakım dendiğinde aklımıza gelen ilk şey bedeni iyileştirmekten ziyade düzeltmek ya da kusurları gizlemek. Hatta doğrudan mağazalarda kişisel bakım reyonlarındaki raflarca ürün gözümüzün önünde canlanıyor. Tükettikçe kendimizdeki "iyilik halini" pekiştiriyoruz. Artık görünür kusurlarımızın hepsi biraz daha bakımla çözülebilir. Kendimizde fiziksel olarak eksik bulduğumuz ya da daha iyi olabilecek her ne varsa belirli ürünleri kullanarak kendimize “bakmış” oluyoruz (ama bu bakım daha çok mevcut normlara uyum sağlamak üzerinden gerçekleşiyor).
Belki de en ilgi çekici yanı, bu yaptığımız dışsal bakımın yarattığı içsel tatmin. Sabah ve akşam cilt bakım rutininize 15 dakika ayırmak, bütün gün çalıştığınız işinizden artakalan zamanı da kapsıyor. Üstüne üstlük çok aşamalı bu rutinin gerektirdiği ürünleri almak için epey de para harcadınız. Kendinize vakit ayırdınız, baktınız, değer verdiniz. Bir tür yavaşlama illüzyonu yaratan bu durum aynı anda hızlı tüketimi de körüklemiyor mu? Sabah akşam yapılan rutinler bir tür "meditasyon" gibi sunulsa da bu rutinlerin her bir adımı yeni bir ürün kullanmayı, böylece tüketmeyi körüklüyor. Böylece iyilik hissinin ardında hızla yeşeren tüketim kültürü de gizlenmiş oluyor.
Kimi zaman da sağlıklı ve bakımlı olma vaadinin dışına çıkıp bu ürünleri kullanmanın feminist bir eylem olduğu yanılsamasına da kapılıyoruz. Bu durumun güncel örneklerinden biri, bana kalırsa, “kız neşesi” söylemi aracılığıyla kadınlara pazarlanan ürünlerin aşırılık düzeyinde tüketilmesine meşruiyet üretmek. Hailey Bieber’ın Rhode markası da “temiz” estetik sunumu, “hem makyaj hem bakım” vaadi, tüketimiyle kadınlarda "iyilik hali" yaratan, neşe veren, bu sebeple de özünde "feminist" diye anılan bir yerde konumlanıyor. Sırf anlık bir tatmin sağladığı için kadınların aşırı tüketime angaje olmaları, bir tür neşe yaratsa bile "feminizm" adı altında pratik edilmemeli. "Kız neşesi" kalıbı bu durumu örtüyor çünkü aşırı tüketim bütün sömürü pratiklerini gizleyip safi mutluluk veren bir eyleme dönüşüyor.
İyilik halini “kız neşesi” söylemi aracılığıyla üretmenin yanı sıra aynı duyguyu "nostalji" aracılığıyla yaratmak da mümkün. Son yıllarda nostalji temelli ürünlerin de öne çıktığını görüyoruz. “İçindeki çocuğu iyileştirme” kişisel bakımın yeniden ekonomiye döküldüğü noktalardan biri nostalji. Son zamanlarda epey popüler olan “blind box” oyuncakların ve Labubu’nun neden bu kadar sevildiğinin cevabı da burada yatıyor. Yetişkinlere sürpriz ya da peluş oyuncaklar satmak, nostalji duygusu sayesinde “içinizdeki çocuğa bakmayı” mümkün kılıyor.
[mailerlite_form form_id=10]
Sonny Angel, Labubu ve Smiski gibi figürleri çocukluğunda satın alamamış yetişkinlerin bunlara yönelik ilgisi hem ekonomik hem de duygusal tatmin duyabilecekleri bir alan yaratıyor. YouTube’da vlog, video-makale tarzlarında içerikler üreten Nicole Rafiee de benzer bir durumdan bahsediyor. Miffy, Kewpie ve Sonny Angel koleksiyoneri olan Rafiee, kanalında obsesif kompulsif bozuklukla verdiği mücadeleyi senelerdir açıkça anlatıyor. Figürleri biriktirmenin "içindeki çocuğu mutlu ettiğini" ve hastalığıyla mücadele ederken ona destek sağladığını söylüyor ama koleksiyonerliğinin aşırı tüketime kaçan halini de es geçmiyor. Anlık ya da kısıtlı bir süre için mutluluk sağlayan bu tarz ürünler yalnızca satın alma üzerinden iyileşmeyi ve özbakım sağlamayı vaat ediyor. Bu vaat, belki de iyileşme sürecinde alınamayan yetersiz yardımları, hatta tedaviye ulaşamamayı da gizliyor. Nihayetinde özbakım da ürün tükendikçe ya da eskidikçe azalan bir nitelik kazanıyor. Böylece tüketim döngüsü durmadan devam ediyor.
Elbette bu döngü belirli düşünce pratikleriyle kırılabilir. Anlatısında ırk, cinsel yönelim gibi tabu haline getirilmiş meselelere kafa tutan, özellikle beyaz feminizme türlü biçimlerde eleştiriler getiren Audre Lorde, kişisel bakım konusuna doğrudan bahsettiğim açıdan eleştiri getirmese de özbakım tanımını irdeliyor. “A Burst of Light: Living with Cancer” başlıklı yazısında “Kendime özen göstermek kendimi şımartmak değil, kendimi korumaktır ve bu bir siyasi savaş eylemidir” der. Bu cümle 2025 yılındaki özbakım anlayışımızı tartışmaya açmak için elverişli çünkü şu anda bize sunulan çoğu kişisel bakım ürünü insanın kendisini şımartmasıyla ya da “normalin” dışında bir şey yapmasıyla ilişkilendiriliyor.
Kendimizi nesnelere yönlendirirken mutluluğun zamansallığına çeken feminist teorisyen Sara Ahmed, mutluluğun “henüz mevcut olmayan bir şeye işaret eden belirli nesnelere yönelik” olduğunu söyler. Mutluluk artık bir “vaat” haline gelmiştir. Sara Ahmed nesneyi daha geniş bir çerçevede okusa da günümüzdeki kişisel bakım anlayışını eleştirirken ben daha dar bir tanımla alınıp satılabilen, kişisel gelişim aracı olarak pazarlanan ürünlerden bahsediyorum.
Sara Ahmed’in The Promise of Happiness (Mutluluk Vaadi) kitabında, oyunbozan feminist özne bize vaat edilen mutluluğu ve mutluluğa ulaşılması gereken yolda yapılanları sorgulamaya tabi tutuyor. Mutluluğu ticari ürünlerde arama merakının da ötesine geçip toplumsal normlara uyumun vaat ettiği "ideal ve huzurlu" hayatın eleştirisine odaklanıyor. Kişisel bakımın anlamını ve genişliğini düşündüğümüzde gerçekten ihtiyacımız olanlara ulaşabiliyor muyuz, yoksa daha büyük sorunlarla uğraşırken ufak tefek, uçucu ve geçici mutluluk vaatleriyle hayata tutunmaya mı çalışıyoruz, Sara Ahmed'in oyunbozan yaklaşımı sayesinde işte bunu fark etmek kolaylaşıyor.
Kaynaklar
Lorde, Audre. (2017). A Burst of Light and Other Essays (2nd ed.). Ixia Press.
Ahmed, Sara. (2010). The Promise of Happiness. Duke University Press.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()