Filistin davası yoldaşlarına geri döndü

Filistin davası yoldaşlarına geri döndü
filistin-davasi-tunel-chp

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Filistin'e özgürlük mücadelesi, tarihsel olarak Türkiye’de devrimcilerin, sosyalistlerin omuzlarında yükselen bir mücadeledir. Her zaman böyle olmuştur. Dün akşam itibarıyla Filistin davası bir kez daha Türkiye’deki gerçek yoldaşlarıyla buluştu. AKP iktidarı tarafından yürütülen sözde Filistin savunuculuğunun iç siyasette araçsallaştırılan, göstermelik ve ikiyüzlü bir tutumdan ibaret olduğu deşifre oldu.

Gazze halkının yaşadığı zulüm ve katliamlar, AKP için siyasi bir malzemeden öteye geçmezken, pratikte her zaman ABD ve İsrail’in çıkarlarına hizmet eden politikalar yürütüldü. Dolayısıyla iktidarın Filistin'le kurduğu bu ilişkiyi teşhir eden her sokak eylemi, AKP tarafından potansiyel bir tehdit olarak algılanıyor ve sistematik biçimde bastırılıyor. Bunun son örneklerinden biri, dün akşam CHP’nin Tünel’den Taksim'e gerçekleştirmek istediği ve arkasına üniversite öğrencilerini de aldığı yürüyüşün polis saldırısıyla engellenmesinde görüldü. Polis barikatlarıyla karşılaşan kitle "Özgür Filistin, tam bağımsız Türkiye!" sloganı atarken, polisten "Attığınız slogan kanunsuzdur!" anonsu duyuldu. Anayasal haklarını kullanarak Filistin halkının yanında yer almak isteyen insanlar, Trump ve Netanyahu’nun dostları tarafından engellendi.

AKP’nin söylem açısından İsrail karşıtı görünmesine rağmen eylemlerinde ABD ve İsrail’in çıkarlarına uygun davranması, siyasi bir ikiyüzlülüğün ötesinde bu üç ülkenin çıkar ortaklığının bir sonucu olarak görülmeli. Bugün İsrail Savunma Bakanlığı’nın elektrik ihtiyacı Zorlu Holding tarafından üretiliyor, Gazzelileri bombalayan İsrail jetlerinin yakıtlarını SOCAR sağlıyor. Gazze’de ölü sayısı 50 bini aşmışken, Türkiye’nin İsrail ile ticareti hâlâ sürdürmesi, saray rejiminin gerçekte kimlerin yanında olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

İktidarın "Filistin savunuculuğu" üzerinden yürüttüğü sahte vicdan gösterileri, siyasi tabanını konsolide etmek için bir araç olarak kullanılıyor. Filistin meselesi üzerinden sözde dini hassasiyetleri harekete geçiren AKP, bunun için Filistin halkının acılarını sömürmekten geri durmuyor.

Son dönemde İslamcı medya kuruluşlarının Gazze'deki soykırımı fırsat bilip "hicret" adı altında Trump’ın Filistinlileri topraklarından sürme planını olumlayarak gündeme getirmesi, iktidarın tutumunun kendini gösterdiği başka bir örnek. Tüm bunlar, esasen Gazze'de gerçekleşen soykırımın normalleştirilmesine zemin hazırlıyor.

Buna karşın Filistin'in özgürlük mücadelesinin Türkiye’deki gerçek savunucusu olan sosyalist hareket ise Filistin davasını her zaman için emperyalizme karşı enternasyonalist bir direnişin parçası olarak görmüş, Filistin halkıyla dayanışmayı pratiğe dökmüş ve daima Filistin halkının yanında durmuştur. Altmış yıllık bu mücadele geleneği, Deniz Gezmiş’ten, Mahir Çayan’dan Ayşenur Ezgi Eygi’ye kadar devam ediyor.

Bu anlamda solun yürüttüğü her eylem ve sokaklara taşan her dayanışma girişimi, saray rejiminin ve genel olarak İslamcı geleneğin Filistin konusundaki göstermelik ve manipülatif politikalarını teşhir ediyor. AKP’nin iktidarını koruma adına sokak eylemlerini bastırması, onlar için kendi siyasi çıkarlarının Filistin halkının hayatından ve özgürlüğünden çok daha değerli olduğunu gösteriyor.

Sokağa çıkmanın, anayasal haklarını kullanmanın iktidara yarayacağını iddia eden düzen içi muhalefet, yıllarca toplumsal dinamizmin açığa çıkmasının ve halkın siyasete müdahil olmasının önüne geçti. Ancak 19 Mart’tan beri tanık oluğumuz hareketlilik göstermeye devam ediyor ki kitlelerin sokağa çıkması, taleplerini dile getirmesi ve kolektif bir şekilde direnişe geçmesi, iktidarı en fazla korkutan, varlığını tehdit altında hissettiren şeydir. Bununla birlikte muhalefeti de harekete geçmeye, dönüşmeye zorlayan yine bu sokak hareketidir.

CHP daha önce "sağın kalesi" olarak görülen Yozgat’ta binlerce çiftçinin traktörleriyle katıldığı kitlesel eylemler örgütleyebiliyorsa, ardından İstanbul’da Filistin için Taksim’e yürüme iradesini gösterip iktidarın bu konudaki ikiyüzlülüğünü teşhir etmeyi ve iç siyasetteki kullanışlı bir kozunu elinden almayı başarıyorsa, bunların hepsini sokağa ve kitlelerin siyasete el koymasına borçlu.

Bu yüzden Yozgatlı çiftçi abimizden mülhem şöyle diyebiliriz sanırım: Sandıkınan, oyunan, meclisinen muhalefet yapılmaz. Sokakla, eylemle, direnişle, isyanla muhalefet yapılır. Bu muhalefet biçimi halkın biricik kurtuluş umudu, iktidarın ise yegane korkulu rüyasıdır.


Bu yazının ilk versiyonu Mecra'da yayımlanmıştır.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.