Filistin'den geriye kalan
Ekim 1970’te, Beyrut’ta bulunduğu sırada Mossad’ın düzenlediği bir suikastla hayatını kaybetmesinden iki yıldan az bir süre önce, büyük Filistinli yazar ve gazeteci Gassan Kanafani —o dönemde Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin sözcüsüydü— Avustralya’nın ABC kanalına bir röportaj vermişti. İnternette kolayca bulunabilen bu söyleşiden, Kanafani’nin dile getirdiği ve Filistin kökenli Amerikalı oyuncu Cherien Dabis’in üçüncü filmi Senden Geriye Kalan (All That’s Left of You, 2025) ile kusursuz biçimde örtüşen iki düşünce süzülebilir.
Kanafani, röportajın ilk bölümünde şöyle der: “Bizim için ülkemizi özgürleştirmek, onurumuzu korumak, saygı görmek, basitçe insan haklarımızı elde etmek, hayatın kendisi kadar temel bir şeydir.” İkinci bir anda ise şunu ifade eder: “Dünya tarihi her zaman zayıfların güçlülerle mücadelesinin tarihidir; zayıfların, güçlülerle savaşmak için haklı gerekçelere sahip olduğu, güçlülerinse güçlerini zayıfları sömürmek için kullandığı bir tarihtir.”
Yaklaşık 80 yıldır milyonlarca Filistinli “onurunu korumak, saygı görmek, insan haklarına kavuşmak” için mücadele ediyor. Buna rağmen, Dabis’in filmi 2025’te üretilmiş olmak yerine yalnızca on yıl önce yazılmış, düşünülmüş ve çekilmiş olsaydı “sessiz çoğunluk” tarafından nasıl karşılanacağını sormamak elde değil. Çünkü acı gerçek şu ki, İsrail ordusunun yürüttüğü ve inkarı imkansız hale gelen soykırımın kanıtları ortaya saçılana kadar, pek çok kişi aslında onyıllardır Batılı demokrasilerin sessizliği içinde süren planlı bir nüfus boşaltımının sahnelenişi karşısında kaşını kaldırır, yaşananlara kuşkuyla bakardı. Bugün ise çoğu insan Dabis’in çizdiği aile dramı karşısında duygulanır görünüyor.
Hikaye, Birinci İntifada’nın tam ortasında, 1988’de Batı Şeria’da başlıyor. Ardından zaman içinde iki kez geriye sıçrıyor: Önce 1948’de Yafa’ya, sonra da 1978’de işgal altındaki Batı Şeria’daki bir mülteci kampına. Ne var ki, sadece iki yıl önce, 7 Ekim’deki katliamın hemen ertesinde aynı insanların büyük kısmı, yüksek ihtimalle, itiraz ederdi. Sonuçta Antonio Gramsci’nin de söylediği üzere, tarih ders verir ama öğrencisi yoktur.
Kırk yıl… Bu zaman aralığı, yalnızca aynı ailenin üç kuşağı arasında dolaşmak için değil, aynı zamanda bugün Gazze’de yaşananların —katliamın, aç bırakmanın, sürgün etmenin— 7 Ekim 2023’e verilmiş belki “aşırı” bir karşılık olduğunu düşünenlere, bunun ne denli ağır bir yanılgı olduğunu göstermek için de var.
[mailerlite_form form_id=10]
Filmin hikayesi üç kişide düğümleniyor: 1948’de Yafa’daki evini ve görkemli portakal bahçesini, İsrailli askerler tarafından tutuklanıp bir toplama kampında zorla çalışmaya mecbur bırakıldıktan sonra terk eden Şerif, Batı Şeria’daki sürgününde şiire ve öğretmenliğe tutunmaya çalışan oğlu Salim, İsrail zulmünü daha çocukken yaşayan ve sonrasında Birinci İntifada çatışmalarının ortasında kalan Salim’in oğlu Nur.
Dabis, anlatı bakımından aile melodramına özgü, bilindik malzemeleri nasıl yöneteceğini biliyor, çizdiği rotadan sapmadan ilerliyor. Acıyı, yasın kabullenilişini, barbarlığın içinde bir insani ölçü bulma çabasını, bazı temel hakikatleri yeniden vurgulama gereğini inceliyor, bunların başında da şu geliyor: Bugün kimi yerlerde denize yürüyerek birkaç dakika uzaklıktaki, İsraillilerin yaşadığı o topraklar “kimsenin malı” değildi, arkasında onyıllara, hatta yüzyıllara yayılan bir aile hafızası ve yerleşik bir tarih vardı.
Senden Geriye Kalan tam da bu kesintiye uğratılmış hatıralarla ilgileniyor. En mutlu, en sahici tonunu 1948 ile 1978 arasında gidip geldiğinde buluyor, final bölümünde ise özellikle temsil güncelliğe yaklaştığında biraz daha zorlanıyor, zira filmin zaman sıçraması çok. İsrail dünyasının sahnelenişi ise özellikle ilginç: Bir yandan askerlerin temsili “kötü adam” kavramından sapmıyor, öte yandan tek tek yurttaşlar, hatta askerlik yapmamış olanlar bile ya kayıtsız ya da devletlerinin varlık hakkını kurumsal düzeyde bile tanımadığı bir halka karşı işlediği adaletsizlikleri bütünüyle kavrayamaz halde anlatılıyor (hastanedeki küçük sahneler ya da bilge ama uzlaşmacı olmayan Hanan’ın —Salim’in eşi, Nur’un annesi, rolü bizzat yönetmenin kendisi canlandırıyor— ailesiyle ortak bir yanı olan bir adamla karşılaşması buna örnek).
Filmde İsrail toplumu uyuklayan bir halk olarak çiziliyor, Holokost’un tarifsiz trajedisinden sonra gücü kullanmaya öylesine alışmış ki uyguladığı şeyin ne olduğu üzerine en küçük bir kuşku dahi duymuyor. Dabis ise çatışmayı körüklemektense, başkahraman ailenin acısıyla özdeşleşmemek neredeyse imkansızken seyircinin boğazına düğümlenen o ağır kederi derinleştirmeyi tercih ediyor.
Her şeyini kaybetmiş bir aileden söz ediyoruz, geri almayı umabilecekleri neredeyse hiçbir şey kalmamış. Ellerinde yalnızca sahte bir deniz fonu önünde ya da bir zamanlar kendilerine aitken yaklaşık seksen yıldır artık başkalarının olan evin önünde fotoğraf çektirebilmek var.
Senden Geriye Kalan, her yönüyle “popüler” bir anlatı üzerinden, kendi tarzınca coşkun ve uzun soluklu bir film. Filistin’in ve halkının maruz kaldığı bitmek bilmeyen adaletsizliği hatırlatmaya çalışıyor. Elbette bu, hiçbir şeyi yerinden oynatmayacak ama yine de yapılması gereken bir iş.
Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.
Comments ()