Gazze yeryüzündeki cehenneme döndü

Gazze yeryüzündeki cehenneme döndü
Bir yardım kuruluşu İsrail'in ablukası ve devam eden saldırıları altındaki açlığa mahkum edilen Filistinlilere yemek dağıtıyor. Gazze, 28 Temmuz 2025. Fotoğraf: Ali Jadallah, AA.

İsrail, yirmi aydan fazla süren soykırımın ardından Gazze'yi yeryüzündeki cehenneme çevirdi. Bu cehennem tanrının gazabı, doğal afet ya da olan bitenlerin kaçınılmaz sonucu değildir; insan yapımı bu cehennemi İsrail planlanmış, ABD finanse etmiş, Batılı siyasi elitler de ayakta alkışlamıştır.

Son beş aydır cehennemden beter günler yaşayan Gazze'ye ağır bir abluka uygulayan İsrail, açlıkla boğuşan neredeyse yarısı çocuk iki milyon Filistinlinin tüm gıda yardımlarını engelledi, yüzlerce insanı ağır ve kahredici bir ölüme mahkum etti. Filistinlileri açlığa mahkum etmekle yetinmeyen İsrail güçleri, Gazze'de geçen seneki un katliamının bir benzerini neredeyse her gün yaparak yiyecek arayan binden fazla Filistinliyi katletti.

27 Temmuz’da yüzden fazla uluslararası hak ve yardım örgütü, bu barbarlığın devam etmesi halinde yüz binden fazla çocuğun kitlesel ölüme maruz kalacağı Gazze'de acil önlemlerin alınması için hükümetlere çağrıda bulundu. İnsani felaket öylesine korkunç bir halde ki, Birleşmiş Milletler’in üst düzey yetkilileri her zamanki ölçülü üsluplarını bir kenara bırakıp öfkeli ve duygusal kınama açıklamaları yaptı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Filistinlilerin acılarına aldırmayan uluslararası toplumu topa tutarak durumu “küresel vicdanı sarsan ahlaki bir kriz” olarak nitelendirdi.

Guterres, insan hakları örgütü Uluslararası Af Örgütü'nün küresel toplantısında katılımcılara “Uluslararası toplumda çok sayıda kişinin sergilediği kayıtsızlığın ve eylemsizliğin boyutunu, gerçeği görememesini, merhamet ve insanlıktan yoksunluğunu kelimelerle ifade edemiyorum” dedi.

[mailerlite_form form_id=11]

Bu esnada İsrail liderliğinin üst kademeleri soykırım söylemini sürdürüyor. Bir bakan, İsrail'in “Gazze'yi haritadan silmek için uğraştığını” iddia etti. Bu soykırım cinnetinde, Donald Trump'ın korkunç Gazze videosunun İsrail versiyonu da var. Yapay zekayla oluşturulan distopik senaryoda etnik olarak temizlenmiş Gazze'nin daha az insanın yaşadığı bir manzarasının ortasında Trump Tower parıldıyor.

ABD Başkanı Donald Trump Gazze'deki etnik temizliği defalarca alkışladı. Yakın zamanda verdiği bir röportajda, İsrail'e Gazze'yi “temizlemeye” çağırırken Filistinlileri kendi ölümlerinden sorumlu tuttu. İsrail'e de Gazze'deki “işini artık bitirmesini” söyledi.

ABD'nin bu soykırımdaki suç ortaklığı, iki partinin de desteğiyle İsrail'e finansman ve silah sağlamanın ötesine geçiyor. Son zamanlarda basında yer alan haberler, Netenyahu ve Trump yönetiminin Filistinlileri yerinden etmek için yeni bir planı koordine ettiğini ortaya çıkardı, bu plana Etiyopya, Endonezya ve Libya gibi ülkeler de dahil olabilir. Bu, Moshe Dayan ve Levi Eshkol gibi siyonist liderlerin ortaya attığı, Filistinli mültecileri Kuzey Afrika ülkelerine (Libya Operasyonu), hatta hava yoluyla Latin Amerika'ya (Moshe Dayan planı) göndermeyi öngören, İsrail'in kendisi kadar eski de olsa yeniden canlanan siyonist bir hayaldir. Bir İsrail bakanı da yakın zamanda “Gazze'nin tamamı Yahudi olacak” diye yemin etmişti.

Avrupa’da durum pek de farklı değil. Batı'nın siyasi sınıfı, yirmi aydan fazla süredir İsrail'in Gazze'deki soykırımını durdurmayı reddediyor. Fransa'nın Filistin devletini tanıması ama Gazze'deki soykırımı ve Filistinlilerin açlığa mahkum edilmesini durdurmak için acil ve somut adımlar atmayı reddetmesi, özellikle Birleşmiş Milletler’in eski yardım şefinin “yüzyılın en büyük suçu” olarak nitelendirdiği bu durum karşısında büyük ölçüde bomboş bir jestten ibarettir.

İngiltere’nin siyasi liderleri, İsrail'in sonuçlarını düşünmeden hareket edebileceğine ve Filistinlilere karşı işlediği suçların her zaman cezasız kalacağına inanıyor gibi görünüyor. Almanya ise Yahudilere karşı işlediği geçmiş suçların bedelini Filistinlilere ödetmekten çekinmiyor, geçmişte Yahudilere yaşattığı korkunç zulümleri tekrarlıyor. Onlar için durum belki de işgal altındaki Polonya'nın Nazi valisi Hans Frank'ın günlüğünde yazdığı gibidir: “1,2 milyon Yahudiyi açlıktan ölüme mahkum etmemiz sadece bir kenar notu olarak kayda geçmelidir.”

Batılı liderler, onyıllardır İsrail'in Filistin halkına uyguladığı baskıya göz yumarak Filistin'in işgali ve Gazze'nin kuşatılmasının yanı sıra Batı Şeria'da Filistinlilerin durmaksızın mülksüzleştirilmesi, öldürülmesi, her gün insanlık dışı muameleye görmesi, zorla yerinden edilmesi, sistematik işkenceye maruz kalması, yerleşimcilerin kontrolsüz şiddetine uğraması ve tarifi olmayan başka adaletsizliklerle var edilen apartheid rejimine karşı tavır almayı reddettiler. Tüm bunlar Gazze soykırımıyla doruğa ulaştı.

[mailerlite_form form_id=10]

Uluslararası hukuka göre, kuşatma yoluyla açlığa mahkum etmek, hem savaş suçu, hem insanlığa karşı suç, hem de soykırımdır. Küresel konsensüs, kuşatmaların “barbarca ve ortaçağdan kalma” ve insanlık tarihinin karanlık dönemlerine ait olduğu yönündedir. Ama İsrail yirmi yıldır Gazze'ye yıkıcı ve boğucu bir abluka uyguluyor, yaptıkları da yanına kâr kalıyor.

Modern tarihin en uzun süren bu acımasız ve insanlık dışı ablukası, Batı'nın desteği ve onayıyla sürdürülüyor ve normalleştiriliyor. Batılı siyasi liderler, Filistinlilerin mültecilerle dolup taşan toplama kamplarına doldurulmasını, kesime gönderilecek koyunlar gibi küçük bir bölgede kafeslere kapatılmasını, sürekli bombardıman ve işgal altında tutulmasını, defalarca yerlerinden edilmesini görmeye alışmıştır. Gazze, soykırımdan önce bile yaşanmaz bir yerdi, şimdi de Uluslararası Kızılhaç Komitesi başkanının ifadesiyle “yeryüzündeki cehennemden bile beter” bir yer haline geldi.

Gazze’deki soykırım, insanlık tarihinin en iyi belgelenmiş soykırımıdır. Gelecekte bu meseleyi inceleyecek tarihçiler, bu “aydınlanmış” yüzyılda böylesine bir vahşetin nasıl gerçekleşebildiğini, kurbanların yayımladığı gerçek zamanlı görüntülere rağmen medeni dünyanın nasıl hiçbir şey yapmadan izlediğini ve durdurmak için neden hiçbir şey yapmadığını merak edeceklerdir. UNICEF sözcüsü James Elder'ın dediği gibi: “Gazze’de insanlık tarihinin en karanlık sayfaları yazılmıştır. İnsanlık artık acilen yeni bir sayfa açmalıdır.”

Gazze’deki soykırımın dehşeti, yalnızca buna izin verilmiş olmasından değil aynı zamanda yakın tarihteki çoğu soykırımdan çok daha uzunca bir süre Batılı güçlerin açık ve ısrarlı desteğiyle izin verilmiş olmasından kaynaklanyor. Bu ay 30. yılını dolduran Srebrenitsa soykırımı, 1995 yılının temmuz ayının birkaç korkunç gününde gerçekleşti ve Batı'nın hızlı müdahalesine yol açtı. İsrail'in Gazze'deki soykırımı Bosna'daki Srebrenitsa soykırımının en az on katı kurban verirken, hiçbir soykırım Batılı elitlerin böylesine suç ortaklığını ve kayıtsızlığını görmedi. Arap liderlerin de Filistinlilerin direnişini ve özgürlük mücadelesini varoluşsal bir tehdit olarak gördüklerden bahsetmeye bile gerek yok.

Yazar Kurt Vonnegut Mezbaha No.5 adlı romanında, seksen yıl önce iki gece süren Dresden bombardımanını “Avrupa tarihinin en büyük katliamı” olarak nitelendirir. İsrail’in neredeyse iki yıldır gözlerimizin önünde, sonu da görünmeyen bir biçimde devam eden bitmek bilmeyen katliamları hakkında ne derdi acaba? Filistinli bir mahkumun açlık grevi dünya çapında öfkeye neden olduğu günler geride kaldı. İsrail ve Batılı müttefikleri tarafından Gazze'de belirlenen yeni eşik, bir parya devletin bütün halkı açlıktan öldürürken yine de Birleşmiş Milletler üyesi kalabileceği oldu.

Yirmi bir aydır, ABD öncülüğündeki Batılı güçler Filistinlilere en ufak bir insani yardımı sunmadan, İsrail'in Gazze'de neredeyse her gün yeni bir barbarlık boyutuna ulaşmasına izin veriyor. Filistinlilerin Batı’nın desteğiyle yaşadıkları yıkım, bütün küresel düzeni ve savaş sonrası ahlaki mirası çöküşün eşiğine getirmiş olsa bile, Batılı güçler aynı tutumu sürdürüyor. İsrail'in uluslararası adaletin temel ilkelerine gösterdiği mutlak saygısızlık karşısında asla sarsılmıyorlar, böylece Gazze'yi de önde gelen bir Filistinli insan hakları avukatının ifadesiyle, “uluslararası hukukun mezarlığı” haline getiriyorlar.

Bu soykırım artık durmalıdır. İnsanlığın kendisi tehlikede. Birleşmiş Milletler Filistin Mültecilerine Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA) başkanı Philippe Lazzarini'nin de ifade ettiği gibi: “Bir daha asla demekten fazlasını yapın. Gazze'deki Filistinlilere yardım etmezsek, gelecekte başkaları da yardım alamayabilir.”


*Bu yazı, Cüneyt Bender tarafından Seraj Assi’nin Jacobin’de yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.