Gençler isyan etmekten neden vazgeçti?

Gençler isyan etmekten neden vazgeçti?
Paris, Mayıs 1968. Fotoğraf: Gökşin Sipahioğlu, SIPA.

Her kuşağın kendinden sonraki kuşağa burun kıvırmasının elle tutulur, ciddiye alınır bir yanı pek yok. Dolayısıyla baştan söyleyelim, bu bir Z kuşağı eleştirisi olmayacak. Ancak gençliğin dünya genelinde yükselen kültürel eğilimlerden siyasi hareketlere kadar hemen her alanda gözlemleyebildiğimiz savruluşunu açıklayabilmek için onları anlamaya ihtiyacımız var.

Gençlik, doğası gereği tarih boyunca hep ilerici bir rol üstlendi. ABD’ye Vietnam’da kaybettiren de, Beatles ile müziği kökünden değiştiren de gençlikti. Gençliğin belki de sadece duygusal bir refleks olarak ortaya çıkan başkaldırısı değişimlerin en büyük tetikçilerinden oldu. Dünyada yükselen çoğu furyanın arkasında kimine anlamsız, hatta tehlikeli gelebilecek bir “ergen cesareti” görmek tesadüf değildi. Çünkü gençlerin sahiden de zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri yoktu.

Henüz kendi paralarını kazanmıyorlardı, patrona hesap vermiyorlardı, aileyi kutsamıyorlardı. “Asi olmak” baş edilmesi gereken bir şey değil, yaşın ve dünyanın getirdiği olağan bir refleksti. Yanlış yapmak, deneyip yanılmak, konfor alanının dışına çıkmak, karşı gelmek nefes almak kadar doğaldı ve cesaret bulaşıcıydı. Bir zamanlar günümüze kıyasla çok daha kolektif olan yaşam, gençlerin birbirlerinden etkilenmelerine, yan yana olabilmelerine daha çok olanak tanıyordu. Gençliğe yönelik eleştiriler hep vardı, ama onları ehlileştirmek daha zordu.

İletişim dijital ekranlara sıkıştırıldıkça bu dışarıda olma, birbirinden cesaret bulma hali gitgide sekteye uğradı. Dostluklar mesajlara, eylemler gönderilere doğru daraldı. Kapitalizmin perçinlediği bireyselleşme sağ hükümetlerin sesini iyice açtı. Ergenlik ile yetişkinlik arasındaki köprü her geçen gün kısaldı. Kısaldı, çünkü belirsizlikle bezenmiş yetişkinlik hayatında tutunmak zorlaştı. Gençliği daha sağlıklı, daha düzenli, daha geleneksel olmaya iten (ve başta gayet olumlu görünen) her şey aslında onları kısa sürede yetişkinliğe ve onun getirdiği ağırbaşlılığa davet etmenin birer kılıfıydı. Sonuçta gelecek kuşakların geçmesini umduğumuz hiçbir sınır geçilemedi, hatta belki de geriledi.

Gençliği bekleyen geleceksizlik endişe veren bir çığ gibi büyüdü. Empati duygusu yok oldu. Artık itibarını kaybeden yüksek eğitim bir zorunluluğa dönüşürken iş bulma kaygısı gençlerden özgürlüğü aldı. Yaşamak için iş bulmak, iş bulmak için her şeyden önce “uslu olmak” gerekiyordu. TEDx konuşmaları sabah 5’te kalkan, 18 yaşında ilk işini kuran, neredeyse henüz bebekken okuma yazma öğrenen sözde dehaların çalışkanlık hikayelerini parlattı durdu. Ama kimse çoğunun ailesinin milyarder olduğundan bahsetmedi. İnsandan aylaklık, gençlikten karşı çıkma hakkı çalındı. Punk sustu, sosyalist olmak ayıplandı, moda akımları görünmez oldu. Konser, içki, seyahat planları karşılanamaz derecede pahalılaştı. Gençlerin ortak mekanları kapanmak zorunda kaldı, festivaller tekelleşti, hatta yasaklandı. Artık herkes aklını başına toplamalıydı. Oysa yalpalamak da bir haktı, bu hak en çok da gençlik yıllarına yakışıyordu. Hiçbir unutulmaz anı “Ben arkadaşımla latte içerken…” diye başlamadı.

Şimdi bıkkın bir nesil yetişiyorsa, patronlar çalıştıracak gençler bulamamaktan şikayet ediyorsa, mekanların kitlesi giderek yaşlanıyorsa bu bir kuşağın vazgeçişinden çok vazgeçirilmeleriyle ilgili. Çünkü kısacık ömürlerini iş hayatına hazırlanarak geçiren gençler, kendilerinden önceki kuşaklarından çok daha düşük ücretlerle, insanlık dışı koşullarla, en ufak bir yatırım yapmanın dahi mümkün olmadığı yaşam standartlarıyla karşı karşıya. Kendilerine uslu durmak ve çalışkan olmak karşılığında vaat edilen her şeyin birer yalan olduğunu henüz fark ediyorlar, tüm beklentileri yıkılırken doğal olarak geleceğe dair bir umutları kalmıyor. Üstelik bu umutsuzluk kolektif bir hesap sorma isteğinden ziyade tembelliğe, depresyona, vazgeçişe gebe oluyor. Çalışma hayatındaki sıfatlar itibarsızlaşırken, maaşlar komikleşirken bunlara verilen tepkiler öfke yerine kaygı ve hüzün oluyor. Herkes sorunun bireysel başarısızlıktan ibaret olduğuna inandırılmış durumda çünkü kendini komşu çocuğuyla karşılaştırıp duran kuşak, komşu çocuğuyla dayanışma örmeyi hiç öğrenmedi.

Genç işçiler arasında yükselen “sessiz istifa” furyası hayatımıza henüz birkaç yıl önce girdi. Bu kavram, çalışanın işinden ayrılmak yerine kendisinden beklenen eforu en aza indirmesi ve inisiyatif almaması anlamına geliyor. İşyeri zindana dönüşen gençler, geleceksizlikten çekindikleri için pasif bir mutsuzluğu istifa edip yeni bir çalışma planı oluşturma girişimine tercih ediyorlar. Kendilerinden önceki kuşaklar ise bireyselleştikçe depresifleşen bu yaş grubunu büyüten toplumsal gerçeği görmeyi reddederek onları basit bir tembellikle suçluyor.

Tarih kapitalizmin çıkmazlarını ifşa eden birçok ekonomik kriz gördü, ancak böylesine bir sorunla muhtemelen karşılaşmadı. Öte yandan, kimi sosyalistlerin koşullar kötüleştikçe isyanın artacağı yönündeki ezberi de bu örnekte çuvalladı. Çünkü ekonomik koşullardan memnun olmayan genç kuşak, çareyi düzeni değiştirmekte değil, ya hayata dair çabalardan tamamıyla vazgeçmekte ya da koşullardan faydalananlardan olmanın etik dışı yollarını aramakta buldu. İlk olasılık potansiyel sosyalistleri kaybetmemize neden olurken ikinci olasılık da sağın yükselişine kayda değer bir katkı sağladı.

Depresyona sürüklenen bir kuşağa umut aşılamanın kolay olmadığını kabul ediyorum. Hele ufukta umut beslenecek parlak olasılıklar görünmüyorsa. Ancak onları tembellikle ve kayıtsızlıkla suçlamak yerine her şeyden önce kendilerinden çalınan koca bir gençlik olduğunun altını çizmekle yükümlüyüz. Vazgeçmeye zorlandıkları her şeyin yaşama dair olduğunun hatırlatılmasına ihtiyaçları var. Belki de en başta öfke duygusunun yaratıcı potansiyeline yeniden inanmaları gerekiyor.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.