Hasçelikler, mizah ve memleket
Sosyal medya dehlizlerinin dibindekiler muhtemelen Sude Belkıs’ı ve yenilikçi Twitch yayınlarını çoktan yakın kadrajlarına almışlardır. Ancak Belkıs TV’yi daha geniş bir kitlenin gündemine yerleştiren asıl içerik, çok konuşulan Hasçelikler and The City isimli amatör mini-dizi oldu. Dizinin ortaya çıkış sürecini de izlediğimiz ilk bölümün ardından düşündüğüm tek şey, Sude Belkıs’ın yanına arkadaşlarını da alarak evcilik oynayan bir yetişkin olabilmenin keyifli bir yolunu bulduğuydu. Bu samimi dinamik, ekibin muazzam toplumsal gözlem yeteneğiyle de birleşince, ben de sıkı bir Hasçelikler and The City takipçisi oluverdim.
Memleketin komedyen enflasyonuna gark olmuş güncel mizah sahnesi, uzunca bir süredir etliye sütlüye dokunmadan “şaka yapmaya” çalışırken can çekişiyor. Bir yanda 2000’lerin başında kurdukları konforlu dilden vazgeçmemekte kararlı eski isimler, diğer yanda güldürüyü absürtlüğe sıkıştırarak toplumsallıktan sıyrılmaya çalışan yeni isimler derken ortalama bir Twitter akışında karşımıza çıkan cümleler ya da üzerine pek de düşünülmeden yüklenmiş anlık bir TikTok videosu, çoğu zaman bu işten milyonlar kazananların güldürme becerisinin katbekat üzerine çıkıyor. Hasçelikler and The City, tam da bu çatlaktan sızarak hayatımıza giriyor.
Henri Bergson, Gülme eserinde “sadece gerçek anlamda insani olan şeyler için gülünçlükten bahsedilebilir” diyor. Ancak bir şeye gönül rahatlığıyla gülebilmek için ona dışarıdan bakabilen bir konumda olmamız koşulunun da altını çiziyor. Hasçelikler and The City, karakterlerinden diyaloglarına her ayrıntısıyla bu iki koşulu da fazlasıyla sağlıyor. Ailenin baskılanan, çocuklukla yetişkinlik arasında bocalayan kızı Nesly’yi, özendiği hayata yaklaşmaya çalışırken buhranlar geçiren kuzen Buse’yi, sıkıntılarını şuh kahkahasının ardına saklayan abla Fatoş’u, hatta dolandırıcı zıpır damat Uğur’u bile yakından tanıyoruz. Ama itiraf edelim, hiçbirimiz tam anlamıyla onlardan biri değiliz. Bazen akrabaları, bazen komşuları, bazen lise arkadaşlarıyız sadece. Jestlerine, mimiklerine, kelimelerine, kıyafetlerine anında kahkahayı basmamız da işte bu yüzden.
Bir şeye güldüğümüzde, aslında aynı şeye gülen diğer insanlarla görünmez bir ittifak da kurmuş oluyoruz çünkü bir şeye gülmek hem aynı şeyi insani bulduğumuza hem de aynı şeyle mesafelendiğimize bir delalet. Hasçelikler and The City’nin bir diğer başarısı da işte bu aynı şeye gülen insanlar topluluğunu diziyi izlediği dakikaların dışında da oyalayacak, eğlendirecek, hatta belki bir araya getirecek çeşitli araçlar geliştirebilmek.
[mailerlite_form form_id=10]
Hasçelikler and The City’deki tüm karakterlerin, dizide gerçekleşen olaylarla paralel olarak sürekli kullandıkları birer Instagram hesapları var. Hatta bu hesaplara reklam alıyor, başka güncel hesaplarla ortak içerikler çıkarıyor, yorumlarda takipçilerle konuşuyorlar. Neslihan Hasçelik’in takipçi sayısı, Sude Belkıs’ınkini geçmek üzere. Fatoş Hasçelik, bu karakter ismiyle gerçek DJ etkinlikleri yapıyor, turneye çıkıyor, salonları kapış kapış dolduruyor. Caka ise dizi için yaptığı rap şarkısı “Nesly” ile Spotify listelerine üst sıralardan giriyor.
“Transmedya hikaye anlatıcılığı” kavramını medya literatürüne kazandıran Henry Jenkins’in bile önünde ceketini ilikleyeceği bu başarı, Türkiye’de bir ilk olması açısından sadece dizinin popülerliğine katkı sağlamakla kalmıyor, geleneksel medyanın yeni medyayı kullanma biçimlerine dair de yepyeni bir kapı açacak gibi görünüyor.
Türkiye’de televizyonun güncel durumunu, uzun dizileri, korkunç set koşullarını, tekelleşen prodüksiyon ve menajerlik şirketlerini, niteliksiz senaryoları ve bu sektörün artık bütünüyle bir ihracat ve iktidar meselesi haline geldiğini tekrarlamaya gerek yok. Beklentimizin aksine dijital platformların da deva olmayı pek beceremediği bu ekran krizi, bizi Hasçelikler and The City’e bu denli bağlayan iklime zemin hazırladı.
Kültürel iktidar tartışmalarının da ışık tuttuğu üzere, komedi ve gençlik dizilerinin tamamen rafa kaldırıldığı, onların yerini türlü töre ve savaş dizilerinin aldığı bu çerçevede, üç genç kadının hikayesini izleyebilmek bile başlı başına bir sürpriz oldu. Gerçekçi bir kadın temsilinden o kadar uzun süredir uzaktık ki gözlerimizi Hasçelik ailesine çevirmekte hiç zorlanmadık. Prodüksiyondan senaryoya, oyunculuktan kurguya her adımı Belkıs TV’nin henüz amatör sayılabilecek ekibinin üstlendiği bu anlatıyı biz de hemen sahiplendik, övdük, koruduk. Kimileri Fatoş Hasçelik’in DJ etkinliklerinin biletini saatler içinde tüketirken, kimileri de dizinin evrenine dahil olabilmek için Hasçelik ismiyle Instagram hesapları açtılar. Çoğu Türkiye koşullarında genç yetişkinliğe uyum sağlamaya çalışan koca bir kitle olarak, biz de Sude Belkıs’ın evcilik oyununa dahil olmak istedik. Görünüşe bakılırsa, olduk da.
Hasçelikler and The City, tek başına büyük medya patronlarına toplumla, dolayısıyla izleyiciyle kurulan organik bağın değerini henüz öğretememiş olabilir. Ama bunun eninde sonunda anlaşılmasını zorunlu kılacak bir furyanın doğuşuna öncülük ettiğine eminim. Umarım açılan bu yol nihayetinde sosyal medyada popüler olan söylemleri sanki kendilerininmiş gibi izin dahi almadan dizilerine koymakta beis görmeyen, oturdukları koltuklardan kıpırdamamak için gençlere söz vermek yerine onların komik bir taklidi haline gelmeyi tercih eden, sırf kendi düzenleri bozulmasın diye yeni olan her şeyi katı bir bakış açısıyla tukaka eden televizyon bilirkişilerini de alaşağı eder.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()