Hep birlikte nasıl delirdik?
Küçük bir kız çocuğu olarak başlıyorsunuz yaşamınıza. Oyunlar oynuyor, etrafa gülücükler saçıyorsunuz. Sonra bir anda “ayıp”, “büyüklerin yanında düzgün otur”lar başlıyor. Erkek akranınızla aranıza “yapma”, “dur”, “sus” lafları giriyor ardından. Anlam veremediğiniz farkların açtığı yarıklarda serpilen vücudunuz giderek daha fazla “dikkat çekici” ve gizlenmesi gereken bir “sanat eserine” dönüşürken neden öyle olduğunu anlamadığınız türden bir panoptikonda yaşıyorsunuz genç kadınlığınızı.
Herkesin her şey hakkında söz sahibi olabileceğini düşündüğü bir ortamda büyümeye çalışırken, büyütemediğiniz çocukla bakışıyorsunuz ara sıra. Zamanınız yok kendiniz olmaya. Biraz şanslıysanız, hani belki okul filan da okuduysanız, sesinizin dirildiği yerde beliriveren adamların dünyasında “ben” diye diye çırpındığınız günlerin sayısı giderek çoğalıyor. “Ama o öyle değil” demeye varmadan kesilen sözünüzde çürüyor hevesiniz. “Zaman yok” diyor birileri, zaman yok yaşamaya, bakmaya, tutup elinizden kaldırmaya kendinizi.
Sonra bir gün, birileri yine yalnızca siz olduğunuz, ona biraz daha zayıf göründüğünüz için size ilişme hakkını görüyor kendinde. Kendinden menkul gibi görünen bu ilişmeye ses çıkardığınızda “o ilişme anında neden orada olduğunuzu” sorgulayan bir güruhla karşılaşıyorsunuz. Giderek daralan nefesinizin içinden son kez baktığınız dünyada “adaletin yalnızca çıplak ayaklıları ısırdığını” hatırlayıveriyorsunuz.
Ülkemizde, birkaç hafta önce iki genç kadın yalnızca kadın oldukları için hayatını kaybetti. Katilleri ne bipolardı, ne şizofren, ne de grip. Kendine her şeyi hak gören bir zihniyetle asırlardır birlikte yaşıyoruz. Erkekliğin patolojikleştiği, patolojinin erk normlarıyla genişlediği günümüz dünyasında kendimize açıklayamadığımız şeylerin içinde çürürken teselliler arıyoruz.
[mailerlite_form form_id=10]
Bireysel kurtuluşun kolektif iyilik halinin önüne geçtiği, herkesin ama herkesin “çok değerli” olduğu bu çağda yeterince önemli olmadığımızı hissettiğimiz yerde ayağımıza takılan çelmelerden anlıyoruz bunu. Her geçen gün bütün vahşiliğiyle yaşadığımız bu kültürün gerçeklerine uyum sağlayamadığımızda fark ediyoruz yalnızlığımızın öteki halini.
İki kadının herkesin gözü önünde cinayete kurban gitmesini daha az konuşmaya başladığımızda, ertesi gün toplu hayvan kıyımlarının daha az dikkat çekmeye başladığını görürüz. Bebeklerin doğumhanelerde topluca yok olmasının daha da az dikkat çekici olması muhtemeldir. Şiddetin normalleştiği her gün, bir sonraki şiddet eyleminin hızlıca kabullenilmesi ve insan değerinin giderek soluklaşması güçlü bir ihtimal demektir. Alabildiğine bireysel yas ritüellerinden bir an önce sıyrılıp birbirimize tutunmamız gerektiğini hatırlamak, birlikte yas tutabilmenin devrimci olanaklarını konuşmak zorunda oluşumuz tam da bundandır.
Bugün bireysel imajlarımız, kendimizi ne kadar sevdiğimiz aldatmacası, hak ettiğimiz değeri görme parodisi, birlikte güçlenmenin ve kaybolan bağların yerini almış durumda. “Kendini sev” meditasyoncuları, “attım, sattım, aldım, verdim 777” evrenini savunanlar, türlü abesle iştigal eden reçeteciler sosyal medyada tek bir şeyi fısıldıyor: Bu gürültülü ve beyhude dünyada sen yine de çok özelsin.
Peki, sonra ne oluyor? Bu çok önemli olduğumuz dünyada o kadar da önemli olmadığımız gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Sanal gerçeklikten sokağa adımımızı attığımız anda anlıyoruz bunu. Yalnızca kadın olduğumuz için göz dikilen bir bedenle “önemli ve özel” hissedebiliyor muyuz? Bireylerin ruhsal değişkenlikleri bütün bu şiddet sarmalını açıklamaya yetiyor mu? Yeterince özel olmadığımızı hatırladığımızda, ağzımızdan düşmeyen “toplumsal çürüme” koşullarında gerçekliğin yerini imgelerin nasıl aldığını konuşuyor muyuz? Asıl sorumluluğumuzu hatırlamamak için sorumluluğu “işin uzmanlarına” bıraktığımızdan da bahsediyor muyuz?
Patriyarkanın açtığı yaraları psikologların iyileştireceği yanılgısı bu yüzden politik bir anlam ihtiva ediyor. Toplumsal şiddetin her bileşeni toplumun tamamını ilgilendirdiği için bireysel özellikler, biyolojik değişkenler veya değişken ruh halleriyle açıklanamıyor. Şiddetin norm haline geldiği bir toplum düzeninde bireyleri öne çıkarmak zaten içinde yaşadığımız kirli düzenin arzu ettiği şey değil mi? Psikologların bu pozisyonu sahiplenemeyeceği, dahası bu sorumluluğu üstlenemeyeceği yeterince açık değil mi? Birlikte delirme halimizden yine birlikte sorumlu değil miyiz?
Şiddet yalnızca bir sonuçtur. Güvencesizliğin yükseldiği, dayanışma olanaklarının zayıfladığı, bireylerin her geçen gün kendine hapsolduğu bir toplum düzeninde inanın şiddet de, delirmek de yalnızca bir sonuçtur. “Bu ülkede toplumsal çürüme var” demek bu yüzden yeterli değildir. Zira şiddetin sonuçlarını ve bedellerini kimin üstlendiği politiktir. Bu sonuçların doğurduğu güvencesiz yaşam politiktir. Genleşen bağlarımızın tutamadığımız ipleri politiktir. Ertesi gün ne olacağını bilememek politiktir. Kısacası şiddet evrenindeki tüm değişkenler yine politiktir. Sistematik bir deliliği ise psikologların iyileştiremediği malumdur.
Uzaklaştığımız “biz” olma hallerinin, kaybolan bağların önemini kavradığımızda “biricik ben” anlayışından ziyade “hep birlikte iyiyiz” halini deneyimleme şansımız artacak oysa. Bütün bu olan bitenin içinde dayanışmanın gücünü, yan yana durmanın bizi nasıl iyileştirdiğini anımsayacağız. Yaralarımızın tek olmadığını anımsadığımızda yeşerecek ümit, bir başkasının omzunda ağladığımızda “özelleşeceğiz” belki de. İyileşmenin yegane koşulu bir arada olma mücadelesine sahip çıkarak, yan yanalığın yeşermesine fırsat vermektir. Bu, herhangi bir devlet mekanizmasının bize veremeyeceği kadar kıymetli bir hakikattir.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()