Hiçbirimiz nihilist penguen değiliz
Son günlerde viral olan penguen videosu aslında yeni çekilmiş bir “internet olayı” değil, Werner Herzog’un 2007 tarihli Encounters at the End of the World (Dünyanın Sonunda Buluşma) belgeselinden koparılıp bugünün dijital akışının dayattığı ritme yeniden eklemlenmiş bir sahne. Belgeselde bir Adélie pengueni, koloninin alışılmış yönünden sapıyor. Diğerleri denize, yiyeceğe ve güvenli güzergâha doğru ilerlerken, o içeriye, dağlara ve buzun “boş” görünen tarafına yürüyor. Sahnenin etkisi zaten yüksek, Herzog’un anlatımı da bu etkiyi sertleştiriyor, yürüyüşü geri dönüş ihtimali zayıf bir yola, “ölüm yürüyüşü” denebilecek bir çerçeveye taşıyor.
Bu kısa ânın yeni yılın ilk ayında yeniden dolaşıma girmesiyse şaşırtıcı değil. TikTok ve Instagram gibi kısa video mecraları az bilgiyle çok çağrışım üreten görüntüleri özellikle hızlı büyütüyor. Nitekim aynı kesit kısa sürede farklı müziklerle, farklı altyazılarla, farklı ruh halleriyle yeniden kurgulandı. Böylece sahne belgeselden çıkıp bir “duygu kalıbı” gibi kullanılmaya başlandı. “Nihilist penguen” etiketi tam bu noktada devreye girdi, video da tükenmişlik, dünyadan elini eteğini çekme, varoluş sancısı, hatta sessiz bir itiraz gibi okumalara açık bir simgeye dönüştü.
Ama burada gözden kaçmaması gereken bir çizgi var. Videonun sosyal medyada aldığı viral yorumlar ile etolojik/biyolojik açıklama aynı düzlemde durmuyor. Bilimsel bakış, pengueni insan gibi bir karaktere çevirip niyet okuması yapmaz, koloniden kopma ve “yanlış” yöne ilerleme davranışını yön kaybı, hastalık, yaralanma ya da duyusal-bilişsel bir sapma gibi daha basit nedenlerle ele alır. Sosyal medya yorumları ise bunun tersini yaparak davranışın üstüne amaç, bilinç, mesaj ve “hikaye” bindirir. Bu ayrım önemli çünkü internette çoğu zaman anlatı güçlenirken gerçek geri plana itiliyor; dolaşıma giren şey yorumun kendisi değil, yorumun tek doğruymuş gibi sunulması oluyor.
[mailerlite_form form_id=10]
Günlerdir “nihilist penguen” ile kendini özdeşleştiren, onda kendini bulan insanlara gelirsek… Hadi biraz dürüst olalım. Bizim dünyamızda, yani insanların dünyasında işlerin böyle yürümediğini hepimiz biliyoruz, değil mi? Sürüden ayrılanın, yani “rotayı bozanın” aynı büyük kalabalık tarafından nasıl hızla yok edildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Çünkü her birimiz bunu kendi hayatlarımızda bilfiil yaşıyoruz. Bazen kendimiz yaşıyoruz, bazen de bir başkasına yaşatıyoruz.
Buradaki sorun farklı bir yoldan gidene yalnızca karşı çıkılması değil, farklı olanın hızla bir persona'ya indirgenmesi. Sosyal medyada tartışmalar çoğu kez içerikten uzaklaşıp niyet okumasına kayar. Bu niyet okuma, iddiayla uğraşmak yerine konuşanı hedef alır. Sonuçta yapılan fikri tartmak değil, o fikri dile getiren kişiyi itibarsızlaştırmaktır.
İnternet mizahı bu mekanizmayı oldukça etkili çalıştırır, çünkü hızla beslenir. Hız, nüansla arası iyi olmayan bir ortam oluşturur. Karmaşık olan sadeleştirilir, sadeleştirilen de çoğu zaman alay üzerinden dolaşıma sokulur. Alay burada salt eğlence işlevi görmez, bir tür kontrol aracına dönüşür ve farklı tonu olanı hizaya çağırır. Tartışma, düşüncenin kendisine değil düşünceyi söyleme hakkının küçültülmesine doğru kayar.
Kalabalığın işleyişini anlamak için bu örnek gerçekten elverişli. Çünkü çoğu zaman hedef alınan şey fikir ya da duygu değil, “açık” veren noktadır. Bu açık, yanlış bilgi, dil sürçmesi, zayıf bir benzetme ya da küçük bir tutarsızlık olabilir. Bazen de tek “hata” sadece farklı bir rotaya sapmaktır. Kalabalık bu açıkları büyütmeyi sever çünkü büyütmek pratiktir ve hız kazandırır. Bu büyütme tamamlandığında geriye söylenen söz değil, kişi hakkında kurulmuş yeni bir hikaye kalır.
Penguen videosunun gücü de tam buradan geliyor: “Ayrılma” fikrini soyut bir düşünce olmaktan çıkarıp gözle görülür bir harekete çeviriyor. Koloninin genel yönüne uymayan bir gidiş var, o gidiş daha ilk anda hükümle karşılanıyor. İnternetin hükmü çoğu kez iki uç arasında çalışıyor: Ya kahramanlaştırıyor ya küçültüyor, ya “ne cesur” diyor ya “ne aptal” diyor. Aradaki gri alanlar —belirsizlik, kırılganlık, sıradanlık, ihtimal, ihmal, hastalık gibi açıklamalar— çok daha seyrek dolaşıma giriyor. Çünkü belirsizlik yavaş yayılıyor, kesinlik ise daha hızlı tutunuyor.
Kesinliğin bu hızlı dili farklı olanı yalnızca eleştirmekle kalmıyor, onun “neden farklı davrandığını” da baştan yazıyor. İnsan kendi hikayesini anlatmaya çalıştığında, kalabalık çoğu zaman o hikayeyi elinden alıp daha kolay tüketilecek bir kalıba sokar. Böylece yalnızlık artar. Önce ayrışmanın getirdiği mesafe, ardından yanlış okunmanın ve eksik anlaşılmanın yükü ağırlaşır.
[mailerlite_form form_id=16]
Bu açıdan penguen videosu, güncel bir toplumsal hale de işaret ediyor: Tükenmişliğin estetik bir forma bürünmesi. İnsanlar “Ben de böyle hissediyorum,” diyebilmek için bir figür arıyor. O figür bazen bir şarkı, bazen bir film sahnesi, bazen de bir hayvan oluyor. “Nihilist penguen” etiketi, böylece herkese kendini anlatmak için kısa bir yol sağlıyor. Bu kısayolun dayanışma üretme ihtimali de var, benzer duyguları yaşayanlar birbirini daha kolay bulabiliyor. Ama aynı kolaylık düşünmeyi zorlaştırabilir de. Hisler sabitleşir, dil kalıplaşır ve herkes benzer cümlelerle konuşmaya başlar. Kalıbın dışına çıkan, yani “başka türlü anlatan” kişi bu kez kalabalığın baskısıyla karşılaşır.
Belki de bu videonun asıl etkisi, bize bir doğa ânından çok bir iletişim düzenini göstermesi. Belgeseldeki penguenin nereye vardığını bilmiyoruz, hatta ortada “çözülecek” bir anlam bile olmayabilir. Bildiğimiz şey, görüntünün sosyal medyada nasıl bir şeye dönüştüğü. Birkaç saniye, milyonlarca insanın kendi ruh halini taşıdığı bir ekrana dönüşebiliyor. Ardından aynı ekran, sürüden ayrılanı taşlamak için kullanılan bir alana çevriliyor.
Bu yüzden video üzerine düşünürken iki soruyu birlikte tutmak gerekiyor: Birincisi, bu görüntü bize neden bu kadar tanıdık geliyor? İkincisi, bu tanışıklık duygusu başkalarının tanışıklığını küçültmeye, onların deneyimini değersizleştirmeye dönüşüyor mu? Kalabalığın refleksleri her zaman değişmeyebilir ama o refleksi teşhis etmek (bazen de teşhir etmek), insanı ona otomatik biçimde kapılmaktan bir miktar uzaklaştırır. Ayrılanı hemen etiketlememek, “farklı olma” iddiasını otomatik olarak pazarlama hamlesi saymamak, alayı tek iletişim biçimi haline getirmemek… Bunlar büyük sıçramalar olmayabilir, yine de sürü diliyle konuşmamak için işe yarayan küçük hamlelerdir.
Penguen yürümeyi sürdürüyor, biz ise o yürüyüşün üstüne ne eklediğimize bakıyoruz. Yaklaşık yirmi yıl önce çekilmiş bir belgesel sahnesi, 2026’nın dijital dünyasında yeniden dolaşıma giriyor. Bu yeniden dolaşım da aslında tek bir soruyu tekrar tekrar önümüze koyuyor: Birinin yön değiştirdiğini gördüğümüzde onu anlamaya mı uğraşıyoruz, yoksa hızlıca “kolay bir hikayeye” mi sıkıştırıyoruz? Bu sorunun cevabı penguenden çok bizi anlatıyor.
Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.
Comments ()