İdealleri kendisinden büyük bir adam: Michael Kohlhaas
Heinrich von Kleist’ın Michael Kohlhaas adlı novellası, yazıldığı 1810’dan bugüne adalet talebinin müesses nizam ve kanunları karşısındaki sarsılmaz haklılığının ve yakıcı kudretinin en radikal ifadelerinden biri olmayı sürdürüyor. Reformist Martin Luther’le aynı dönemde yaşamış ve kararlılığından taviz vermeyen asi Kohlhaas’ın hikayesi, 16. yüzyılın karanlığını gerçeklikten hiç uzaklaşmadan yansıtıyor. Michael Kohlhaas'ın yeni bir çevirisi Telemak Kitap tarafından geçen ay yayımlandı, bu vesileyle hikayenin 2013’teki sinema uyarlamasında (Adalet İçin/ Michael Kohlhaas) başrolü oynayan Mads Mikkelsen'in proje hakkındaki soruları yanıtladığı röportajını paylaşıyoruz.
Sizi bu projeye çeken neydi?
Burada radikal ve talepkar bir şeyler olduğunu hissettim. Sadece karakterde değil, senaryoda da. Bizim mesleğimizde her gün göremeyeceğiniz bir şey. Kendini tamamen bir fikrin hizmetine sunan bir hikayeleme biçimi. Bir karakter. Kopenhag'da Arnaud des Pallières ile tanıştığımda, onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Ne kim olduğunu, ne de ne yaptığını… Aradan iki saat geçtikten sonra kim olduğunu yine bilmiyordum ama öğrenmek ve onunla çalışmak için sabırsızlanıyordum. Bir kafede buluştuk. Konuşmamızın çoğu İngilizceydi, çoğunda da yapımcısı Serge Lalou tercümanlık yapıyordu. Arnaud'nun dillerle tuhaf ve saygılı bir ilişkisi var, bu da İngilizcesi ortalamanın çok üzerinde olmasına rağmen fazla İngilizce konuşmak istemediği anlamına geliyor (gülüyor). Ancak çoğu zaman doğrudan müdahale etmese de sohbete çok dahil oldu. Nihayet bir şey söylediğinde, bu da müdahalelerini (Fransızca veya İngilizce) daha da yoğun hale getiriyordu. Bu filmle yerine getirmesi gereken bir misyonu olduğu açıktı.
Michael Kohlhaas kimdir?
Kohlhaas eşsiz bir karakter. O sizin ve benim gibi değil. Kohlhaas dünyadaki en basit şeyi ister (adalet, herkes için eşit haklar) ve bu etrafındaki aşırılıkları tetikler. Kohlhaas, idealleri kendisinden çok daha büyük olan bir adam. Kendi hayatından çok daha büyük.
Bu role nasıl hazırlandınız?
Her şeyden önce senaryo üzerinde çalışarak. Ama en önemli hazırlık her zaman yönetmenle yaptığınız hazırlıktır. Ona mümkün olduğunca çok soru sorarım ve başlamadan önce hepsini bilemeyeceğimi kabul ederek mümkün olduğunca çok yanıt almaya çalışırım. Sadece oynayacağım role değil, yönetmenin duygu ve düşüncelerine, vizyonuna da yaklaşmaya çalışırım.
Arnaud ile tanıştığımda, karakter için fikirler ve senaryo için önerilerle geldim. Aslında hepsi çok makuldü. Arnaud hepsini yaylım ateşiyle bir kenara fırlattı: "Hayır. Hayır. Hayır. Hayır... ". Buna pek alışık değildim... Ama bu beni rahatsız etmedi, çünkü kendini tutkuyla ve coşkuyla ifade ediyordu. Bana hemen bu hikayenin neden kendi planladığı şekilde anlatılması gerektiğini, neden başka türlü anlatılamayacağını açıkladı. Bunu takip eden hazırlık sürecinde Arnaud ile çok konuştuk. (Neredeyse) her şey hakkında konuştuk. Bu yüzden çekim çok daha az konuşmalı geçti. Giderek daha az kelimeyle, her gün daha sezgisel bir işbirliği.

Çekimlerde Arnaud des Pallières ile nasıl çalıştınız?
İlk çekimden önce hiçbir şey söylemedi. Sadece bir öneride bulunmama izin verdi. Talimatlar daha sonra geldi. Hiçbir şey olmayabilir ya da çok şey olabilir. Bazı sahneler üç çekimde çekildi, bazıları ise bir gün sürdü. Örneğin, Kohlhaas'ın ölmek üzere olan karısını kurtarmak için umutsuzca çabaladığı sahneyi çekmek için bütün bir gün harcadık. Her iki oyuncu için de fiziksel ve duygusal olarak çok zor bir sahne, tek çekimde. Ve bu kadar çok tekrar yapmamızın nedeni herhangi bir şeyin yanlış olması değildi. Aksine, doğru gibi görünen pek çok olasılık vardı ve hangisinin doğru olduğunu söylemek zordu. Oyuncular sahnenin gelişiminde büyük bir özgürlüğe sahipti. Ve günün sonundaki yorgunluk aslında tatlı bir yorgunluktu. Arnaud'nun çalışma şekli bana pek sürpriz olmadı. Artık birbirimizi tanıyorduk. İkimiz de birbirimizi özgür hissettirmek için ne yapmamız gerektiğini biliyorduk. Elbette, çalışma çekilecek sahneye göre değişiyordu ama her zaman belli bir saflığın ve uzlaşmazlığın damgasını taşıyordu.
En canlı hatırladığınız sahne hangisi?
Az önce bahsettiğim sahne: Kohlhaas ve karısı acı içinde. Ayrıca bir tay doğurduğum o inanılmaz ânı da unutamıyorum. Tayın doğumuna sadece belli bir noktaya kadar hazırlanabiliyordunuz. Bunu gerçekten yapmak, tek başına yapmak, buna alışmış, günlük rutini olan bir adam rolünü oynamak başka bir şey. Sadece bir kez çekmeme izin verildi. At eğitmeni Sanabra, bize bu filmde nasıl düzgün at binileceğini öğreten adam, kamera dışında yanımda duruyordu. Bana ne yapmam gerektiğini söylüyordu ve sonra bir noktada, aniden tay geldi. Onu kucağıma almıştım. Kesinlikle büyülü bir andı. Duygu seline kapılmamak zordu... Ama bu Kohlhaas'ın günlük hayatıydı ve bu duyguyu bastırmam gerekiyordu.
Çekim deneyiminde sizin için özel olan neydi?
Atlar Kohlhaas'ın hayatının büyük bir parçasıydı, dolayısıyla benim de büyük bir parçamdı. Hazırlık sırasında Sanabra ve ailesiyle birlikte yaşadım. Onlarla birlikte atlarla yaşamayı ve her şeyi yapmayı öğrendim. Etrafım tehlikeli ve çılgın ama gün geçtikçe daha iyi davranan muhteşem atlarla çevriliydi. Ben de daha becerikli, daha sakin oldum. Arnaud bizimle birlikteydi. Bizimle film hakkında konuştu. Etrafım benim gibi Arnaud ve atlarla çalışmaya gelen oyuncularla çevriliydi. Sanabra akşamları bir kadeh şarap eşliğinde bana alternatif Fransızca öğretiyordu. İş açısından benim için özellikle zorlu bir dönemdi ama aynı zamanda en mutlu anıları da çağrıştırıyor.
Bu filmle ilgili en zor şey neydi?
En zoru mu? Dil! (Gülüyor.) Bir oyuncu olarak başka bir dilde yaşadığını hissetmek en zoru ve en önemlisi. Sadece repliklerimi söylerken kendimi anlaşılır kılmak değil. Filmin dilinde yaşamak ve hissetmek. Tabii ki bu yeterli değil. Metnimin de anlaşılabilir olması gerekiyor. Dolayısıyla, diksiyonuma takılmadan özgürce hareket etmek ile repliklerimi söylerken anlaşılır olmak arasındaki dengeyi bulmak her zaman kolay olmadı. Arnaud ve ben bir çalışma yöntemi aradık ve bulduk. Hepsinden önemlisi, asla pes etmedik. Sanırım... (gülüyor).
Kohlhaas'ın hikayesinin bize kendimiz hakkında ne öğretebileceğini düşünüyorsunuz?
Bir filmin bize mutlaka bir şey öğretmesi gerektiğini düşünmüyorum. Öğretirse çok daha iyi olur ama benim öncelikli kaygım bu değil. Aksi takdirde bir politikacı ya da öğretmen olurdum, oyuncu değil. Elbette film bir hikâye anlatıyor. Adalet saplantısının nasıl adaletsizlik ve körlük üretebileceğini gösteriyor. Bir ideal uğruna her şeyini kaybeden bir adamı gösteriyor. Ama esasen, ki umarım pek çok insan için de böyle olur, Michael Kohlhaas’ın hikayesi insanın kalbine yapılan felsefi bir yolculuktur.
*Aktör Mads Mikkelsen'in Michael Kohlhaas romanının 2013'teki film uyarlamasına ilişkin röportajını Selim Kartlıtekin Türkçeye çevirdi. Heinrich von Kleist’ın 1810’da kaleme aldığı Michael Kohlhaas: Eski Bir Kronikten, Cumhuriyet’in ilk dilbilimcilerinden Heidelberg mezunu Necip Üçok’un çevirisi, Ankara Üniversitesi’nden Selbin Yılmaz’ın sunuşuyla Telemak Kitap tarafından yayımlandı.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()