“Instagram kapatılınca ben”

“Instagram kapatılınca ben”
instagram-kapatilinca-ben

Türkiye’de Instagram’a erişim 2 Ağustos itibarıyla hiçbir açıklama yapılmadan engellendi. Bunun üzerine başta Twitter (X) olmak üzere diğer sosyal medya mecralarında yasağın nedeniyle ilgili iddialar ve spekülasyonlar dolaşmaya başladı. Yasağın Hamas lideri İsmail Haniye’nin öldürülmesi üzerine Türkiye’de Haniye için milli yas ilan edilmesinin üstüne gelmesi, Instagram yasağının milli yasla ilintili olduğu iddiasının güçlenmesine yol açtı. Ayrıca İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Instagram’ın Haniye’nin öldürülmesine ilişkin taziye iletilerini sebep göstermeksizin kaldırmasını eleştirdiği “Instagram’ı şiddetle kınıyorum” paylaşımı da yasağın Haniye’yle bağlantılı olduğu fikrini güçlendirdi. Daha sonra Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu geç de olsa açıklama yapma zahmetine girişerek Instagram’ın "katalog suçlara" uymaması sebebiyle Türkiye’de erişime kapatıldığını bildirdi. Yetkililer, Instagram’ın Batılı ülkelerin taleplerine hızlıca karşılık verilmesine karşın Türkiye’nin uyarılarına rağmen katalog suçlar çerçevesini dikkate almadığını ve çifte standart uyguladığını belirtti.

Kimileri yasağa karşı öfkesini dile getirirken kimileri de Instagram’ın engellenmesinin sebep ve sonuçlarıyla ilgilenmeksizin kendi iradeleri dışında da olsa Instagram detoksu yapmanın "yaşam kalitelerini artırdığını" dile getirdi.

Sosyal medyanın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri tartışılırken en çok zikredilen mecra, tüketirken tükendiğimiz Instagram’dı kuşkusuz. Sıkılmaya, durup düşünmeye, yavaşlamaya, gerçek bir ânın tadını çıkarmaya yabancılaşmamızda; en gizli duyguların, en kıvılcım dolu esprilerin, en derin düşüncelerin bir tuşla önümüze serilmesinde ve paylaşımlar üzerinden yükselen bir kıyaslama ve rekabet dalgasının kollarında nefessizlikten bitap düşmemizde; kafası allak bullak olmuş dopamin reseptörlerimizde; her şeye sahip olabilecekmişiz yanılsaması yaratan karmakarışık bir algoritma karşısında korkunç bir boşluk duygusuyla cebelleşmemizde ve saymakla bitmeyecek nice yozlaşmada Instagram’ın ve diğer sosyal medya uygulamalarının ciddi bir rolü olduğu su götürmez bir gerçekken Instagram’ın engellenmesiyle rahatladığını hatta gençleştiğini söyleyenlerin bu hisleri, sağlam olmasa da belli bir zemine oturuyor.

Fakat asıl korkutucu olan sosyal medya bağımlılığının sansürle ve yasakla çözülebileceğine inanmaya kadar giden apolitizme bulanmış kanıksama hali. Ülke nüfusunun neredeyse yüzde 90’ının kullandığı bir uygulamanın ansızın yasaklanması gibi toplumsal bir meseleyi tamamen kendi sosyal medya bağımlılığı ya da kendi "sosyal medya detoksu" üzerinden değerlendirmek ve sadece kendi üzerindeki etkisinden ibaret zannedecek kadar bireysel algılamak yeni karşılaştığımız bir tepki biçimi değil. Bu yüzden şaşırtıcı da değil. İçinde yaşadığımız dönem ve dünya, Windows’u kişiselleştirmemizi ister gibi kalan her şeyi de kişiselleştirebildiğimiz kadar kişiselleştirmemizi sinsice öğütlüyor bize.

[mailerlite_form form_id=10]

Instagram’ın kapatılmasına öfkelenenlerimiz ve Instagram’ı geri isteyenlerimiz ise her internet yasağında olduğu gibi Instagram’a erişmenin yolunu VPN kullanmakta buldu. "Enflasyonla mücadele" adı altında durmadan riski ve zararı bölüşmeye razı edilen emekçi kitlelerin boğazına çöken hayat pahalılığından hiç etkilenmeyen bir azınlık hayatını olduğu gibi sürdürürken, müsebbibi olmadığı enflasyonun bedelini ödeyerek "kemer sıkan" çoğunluk için Instagram yasağına katlanmak işten bile değildi. Kaybedilen bir şeyi geri almak için örgütlenmek, isyan ve mücadele etmek yerine alternatif kolaycı çözümlere sarılmak, boşluğu doldurmaya çalışmak ve gittiği yere kadar idare etmek hayli zamandır pis bir alışkanlık gibi mücadele damarlarını kangren etmeye devam ediyor. Instagram yasağıyla tekrar görünür olan bu tavır ne zamandır her türlü  özgürlük ihlalinde hortlayan kabullenmeciliğin küçük bir örneğini sunuyor.

Öte yandan, son on yıldaki her türlü toplumsal hadisede olduğu gibi Instagram’ın kapatılmasıyla ilgili tepkiler de daha çok sosyal medya mizahıyla yüzeye çıktı. Mizahın uzun yıllardır egemen ideolojiye zekice eleştiriler getirmek için elverişli bir kanal ve muhalif tepkisellik için güçlü bir silah olduğuna ilişkin yarı haklı bir şöhreti olsa da son on yıldır mizahın ve hatta sosyal medyanın örgütlenme ve muhalefet etme aracı olarak üst üste çuvalladığına tanık olduk. Sosyal medyada mizah, etkili bir silah ve güçlü bir dönüştürücü işlevi görmenin aksine çoğu zaman büyük gümbürtü koparacak toplumsal olayların normalleşmesine, kanıksanmasına, bu olaylara duyulan hassasiyetin ve duyarlılığın yontulmasına hizmet etti. Bir sabah uyanıp ülkenin en çok kullanılan sosyal medya platformuna erişimin engellendiğini öğrenince bir başka sosyal medya platformundan “Instagram kapatılınca ben” açıklamasıyla mizahi bir görsel paylaşarak duruma hemen adapte olmanın mizahın güçlü bir silah olabileceği durumlara örnek teşkil etmediğini söylemek güç değil. 2013’te Gezi Parkı direnişinde mizahın muhalif bir güç yaratmadaki gücüne tanık olmuştuk fakat aslında o mizahı güçlü gösteren kaldıraç, sokaklara dökülen binlerce insanın sesi ve mücadelesiydi. Günün sonunda mizah da bir temsildir ve temsillerin gerçek bir değişimin fitilini ateşleyecek kadar kudretli olamayacağını kabullenmek gerekir.

Instagram yasağının ardından gelen tepkilerin ve dolaşımdaki mizahın büyük bir kısmı da başta Instagram olmak üzere sosyal medya üzerinden yaptıkları reklam ve işbirlikleriyle para kazanan influencer’larla ilgiliydi. Influencer’ların bu denklemin neresinde olduğu bambaşka bir tartışmanın konusu olsa da Instagram yasağına tepki göstermenin temelindeki motivasyon tek bir krem reklamıyla bir emekçinin aylık gelirini oturduğu yerden kucaklayan bir influencer’ın mağduriyeti olamayacağı gibi, geçimini sağlamak için Instagram’dan faydalanan küçük esnaf ya da ev yapımı ürünlerini satan küçük çaptaki girişimcilerin bu süreçte mağdur olacağı gerçeği de yadsınamaz. Yasağa gösterilmesi gereken tepkinin çerçevesi ne Özgür Demirtaş’ın neoliberal hezeyanları ne de influencer’ların mağduriyetleri üzerinden çizilemez. Sosyal medyanın saymakla bitmeyecek olumsuzlukları bir yana, tekelleşen bir medya karşısında farklı muhalif seslerin ve ana akım medya dışında kalan haberlerin –dezenformasyon illetine rağmen– duyulmasını sağladığı etkili örnekler var. Instagram’dan bağımsız olarak herhangi bir yasağa karşı sergilenen bu uyuşuk ve kafası karışık tutum, birbiriyle ilintili çok daha büyük bir sorunun parçası olarak görülmelidir.

Bu fütursuz yasağın bir boyutunun Filistin ile ilişkilenmesi ise tarafları ve sınırları bulanıklaşan, günden güne kördüğüm haline gelen Türkiye siyasetinde iktidar düşmanlığının, Filistin mücadelesini yok saymayla iç içe geçtiği tutarsız ve yanlış bir konumlanmaya yol açıyor. Bu yanlış konumlanmanın meşru görülmesi için genellikle Hamas ve Hamas’ın İslamcı kimliği hedef gösterilse de Filistin mücadelesindeki öncü aktörlerin İslamcı kimlikleri, Filistin halkının mücadelesinin meşruiyetine ve haklılığına gölge düşüremez. Bütün dünyanın gözleri önünde korkunç bir soykırım yaşanırken "laiklik" ve “ilericilik” kisvesi altında vicdansız bir tutum takınmak da “Ben Arap değilim ki beni neden ilgilendirsin?” diyerek koca bir halkın haklı mücadelesini görmezden gelmek de kabul edilebilir değildir. Meselenin Arap olmakla değil, insan olmakla ilgili olduğu gün gibi açıktır.

Aynı anda hem iktidarın, hem göçmen düşmanlığının, hem de siyonizmin karşısında konuşlanmak en onurlu ve tutarlı olanken birine dost olmanın diğerine düşman olma zorunluluğuymuş gibi algılandığı indirgemeci tutum, sapla samanın karışmasına neden oluyor. Üstelik iktidarın iç siyasette tahakküm kurma ve manipüle etme aracı olarak kullandığı İsrail ve Batı karşıtı vicdan gösterilerinin arka planında Gazze’deki soykırım başladıktan sonra İsrail’e enerji ve ticaret sevkiyatının son sürat devam ettiği bilindiğinde iktidarın Gazze’de öldürülen on binlerce insana ne kadar aldırış ettiği açıkça görülüyor. Kendi halkını günden güne yoksullaştıran, halkının sefaletine duyarsız kalan, her türlü katliamı ve ayrıştırmayı meşrulaştıran bir iktidarın Filistin halkının yaşadığı zulme karşı içten bir tavır takınmasını beklemek en iyi ihtimalle saflık olur. Bu denklemde iktidar düşmanlığı ve Filistin’in yok sayılmasının birbirine karışması kocaman bir mantık hatasına dönüşürken Filistin’in safında olmak ya da göçmen düşmanlığına karşı durmak, iktidarın tarafını tutmaktan keskin biçimde ayrışıyor. Bir çocuğun bütün dünyanın karşısında “Susuzluktan, açlıktan ve sürekli yer değiştirmekten başka bir şey yaşamadım. Dinlenmek için ölmek istiyorum” diye ağladığı kanlı bir savaşta, doğrular yanlışlar nettir. Düşmanlar ve failler bellidir, bulanıklaşıp iç içe geçemeyecek kadar açık sınırlar vardır.

Meta tarafından geliştirilen sosyal medya uygulaması Instagram’ın ABD tekelindeki diğer medya araçları gibi kapitalizmin en kurnaz neferlerinden biri olduğu doğru olmasına karşın şu an Instagram yasağına tepki göstermenin Instagram’ın kendisini savunmakla en ufak ilgisi yoktur. Batı'nın hemen hemen her durumda olduğu gibi bu konuda da ikiyüzlü davrandığı ve tekelindeki medya ve sosyal medya araçlarını ideolojik açıdan manipülatif niyetlerle kullandığı tartışmasızdır. Fakat bu konjonktürde medyaya direnmenin yolu medya yasağı ya da sansür olamaz. Medyaya ya da Batı’ya direnmek yukarıdan gelen bir baskıyla değil, aşağıdan filizlenen bir irade ve bilinçle olmak zorundadır.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.