“Instagram photo dump” çaresizliği

“Instagram photo dump” çaresizliği
photo-dump

Jennifer Lopez, 1 Eylül 2024’te “Ne yazdı ama…” diye veciz bir açıklama yaparak Instagram’daki 250 milyon takipçisiyle tam on altı adet fotoğraf paylaştı. Bu paylaşım, uzun süredir magazin basınının gündeminde yer alan iki yıllık Jennifer Lopez-Ben Affleck ilişkisinin sonunu getiren ve herkesin gözü önünde gerçekleşen boşanma davasının hemen ardından gelmişti. Lopez, fotoğraflarda kayıtsız ve umursamaz bir tavır sergiliyordu: katlanmış çamaşırların yanında çekilmiş ayna selfie’leri, çocuğunun Süper Mario baskılı sırt çantasının bir fotoğrafı ve beyaz bir arka plan üzerine siyah harflerle yazılmış “Her şey ilahi bir düzen dahilinde olup bitiyor” mesajı. Lopez’in genelde profesyonel fotoğraflardan ve video kliplerden oluşan önceki Instagram paylaşımlarına kıyasla bu yeni fotoğraflar sanki kendi telefonuyla çekilmiş gibi daha samimi görünüyordu. Genel olarak fotoğraf albümü de ünlü olmayan bir arkadaşınız ilişkisinde kimi sorunlar yaşarken hayatına dair son gelişmeleri biraz dağınık bir şekilde aktarıyormuş gibi hissettiriyordu (dünya yıldızları da bizim gibi paylaşımlar yapıyor).

Son zamanlarda Instagram'da gördüğümüz bu aşırılık bilinçli bir tercihten kaynaklanıyor. Instagram geçen yılın ağustos ayının başında kullanıcılara gönderi başına izin verilen kare sayısını iki katına, yani ondan yirmiye çıkardı; böylece bir zamanlar platformun özenle seçilmiş hissi yaratan aura’sına aykırı düşen “photo dump” akımının iyice yayılmasına olanak tanıdı. Günümüzün Instagram kullanıcıları artık her seferinde temsili bir fotoğraf seçerek profil düzeni oluşturmuyor; bilhassa Z kuşağından kullanıcılar, bunun yerine hayatlarının enkazını sergileyen güya dağınık ama özenle seçilmiş ve sıralanmış derlemeleri paylaşıyorlar.

Geçen yaz kiramı ne zaman ödeyeceğimi birdenbire artan photo dump paylaşımlarından anlayabiliyordum, her ayın son günleri sanki bir tür geçmişe dönüş çılgınlığını tetikliyordu. Ortaya çıkan albümlerde tatil fotoğrafları, restoranlardan yemek kareleri, portreler, evcil hayvan görüntüleri, ekran görüntüsü alınmış mem’ler ve bulanık video klipler birbirine karışıyordu. İlk bakışta fazlasıyla kaotik görünüyorlardı ama bu koleksiyonlar fotoğrafların yan yana dizilmesi yoluyla genel bir hava (veya “vibe”) yaratıyor, birbirinden çok farklı sahneler bir kolajın öğeleri gibi birleşiyordu. Gestalt'a (parçaların bütünle ilişkisi) gösterilen bu ilgiyi kendimce takdir ediyordum ama photo dump’ların çokluğu artık bunaltıcı olmaya başlamıştı: Takip ettiğim herkesin hayatının aylık özetini topluca gözden geçirecek vaktim yoktu. En sinir bozucu unsurlar da muhtemelen fotoğraf açıklamalarıydı. Her biri gösterişli anlamsızlığıyla bir öncekinden daha beter oluyordu, okuduklarım aldırış etmemenin yazılı karşılığıydı, “bırak senin neden baktığını, ben neden yaptığımı bile bilmiyorum,” diyorlardı sanki. En popüler tercihler arasında “son zamanlarda hayatım”, “son birkaç günüm”, “[ay adı] vibes” vardı. Cümleler küçük harfle başlıyordu, bazen bir emoji de ekleniyordu, paylaşımın öyle uzun uzadıya düşünmeden yapıldığı mutlaka vurgulanıyordu (şenlikli bir hava katmak için en çok ☀️ ve ✨ emojileri kullanılıyordu). Benim gibi photo dump’lara mesafeli yaklaşan bir arkadaşım, bu tutumu “yaşama vibe’ı” diye özetlemişti. Peki, sosyal medya paylaşımlarımız yaşadığımızın kanıtı olarak görülüyorsa lafı böyle uzattıkça uzatan hatırlatmalara ihtiyacımız var mıydı?

Moda trendleri gibi sosyal medyanın baskın tarzı da estetize edilmiş kusursuzluk ile estetize edilmiş dağınıklık, yani minimalizm ile maksimalizm arasında salınıyor. 2000’lerin sonundaki Facebook albümleri, Instagram photo dump akımının bir emsaliydi; o zamanlar çevrimiçi içeriklerin pek de özenle düzenlenmediği bir dönemdi çünkü Facebook albümleri gerçek hayattaki arkadaşlardan oluşan küçük bir kitleye yönelik hazırlanıyordu. Diyelim ki bir gece önceki partiden birbirine çok benzeyen otuz adet fotoğrafı D.S.L.R. kameradan zorlukla yükledikten sonra yayınladınız, fotoğrafları görenlerin kendilerini, arkadaşlarını ve drama emarelerini bulmak için hepsini bir bir inceleyeceğini bilirdiniz. Daha sonra, Instagram'ın popülerleşmesi ve sürekli kaydırdığımız içeriklerin çoğalmasıyla, sosyal medya daha çok bir yayın sistemi haline geldi; içerikler arkadaşlarımızın yanı sıra yabancılara da ulaştı, biz de ne paylaştığımız konusunda daha bilinçli hale geldik, daha fazla cerrahi müdahale yapar olduk.

Photo dump’lardaki mevcut artışın kökleri pandemiye kadar uzanıyor. O zamanlar, bir yığın fotoğrafı aynı anda paylaşmak koşullara fazlasıyla uygundu: tek başına hiçbir an diğerlerinden çok da farklı değildi, pandemiye ilişkin dizginlenemez endişelerimiz ne paylaştığımızı dert edinmeye pek de imkan tanımıyordu (o zamanlar yaşadığımıza dair emarelerin hepsi hoş karşılanıyordu). 2021’e geldiğimizde aralarında pop yıldızları Dua Lipa, Olivia Rodrigo ve YouTuber Emma Chamberlain'in de bulunduğu genç ünlüler bu alışkanlığı artık benimsemişti. Bunu kendi fotoğraflarınızı nasıl paylaşacağınıza dair rehberler izledi, kullanıcılara gelişigüzel görünen bir estetiğe nasıl erişebileceklerini öğretti. Birileri “Yarım bırakılmış bir akşam yemeğini göstermek, kusursuz bir yemek fotoğrafı paylaşmaya göre daha umursamaz görünmenizi sağlar” diye tüyolar veriyordu. Bazıları da “Esrarengiz bir hava benimsemek istiyorsanız, tek bir emoji kullanın” tavsiyesinde bulunuyordu.

Serinkanlılıkla elde edilen umursamazlık elbette yeni bir şey değil, ama bugün sosyal medyada teşvik edilme biçimi çevrimiçi yaşama yönelik artan yapısal sınırlamaları yansıtıyor. Instagram'ın algoritmik önerileri photo dump’ları destekliyor. Sosyal medya yönetim aracı Hootsuite, “carousel paylaşımların normal paylaşımlara kıyasla 1,4 kat daha fazla erişim ve 3,1 kat daha fazla etkileşim aldığını” tespit etti. Instagram takipçilerime neden bu kadar çok insanın fotoğraf yığınları paylaştığını sorduğumda, birçoğu bunu yapmanın bugünlerde platformda dikkat çekmenin yegane yolu olabileceğini ama takipçilerini bir tür bombardımana tuttukları için bir miktar suçluluk da hissettiklerini söylediler. Anket katılımcılarından biri tek fotoğraf paylaşmayı “utanç verici” bulduğunu söylerken, Z kuşağından biri bunun bir “sosyal risk” olduğunu söyledi. Hiç kimse paylaştığı fotoğraf profesyonel influencer'lar ve gösterişli dergilerin paylaşımlarıyla aynı akışlarda yer alırken tek bir fotoğrafla yargılanmak istemiyordu. Sosyal medya artık arkadaşlarla bağlantı kurmaktan ziyade neredeyse yalnızca markaların takip edilmesini ve insanların kişilikleri üzerinden para kazanmasını kolaylaştırmaya yarıyor.

Böylesine yaygın bir metalaşmanın ortasında, hatıraları işaretlemeye veya görsel bir günlük tutmaya çalışmak artık neredeyse bir direniş eylemi. Yine de yirmi fotoğraflık photo dump paylaşımları platform olarak Instagram'ın tam da ihtiyaç duyduğu şeyi sağlıyor: yüksek etkileşimli, yüksek hacimli içerik. Platformların yazılı olmayan ve sürekli değişen kurallarına boyun eğiyoruz ve daha fazla ilgiyle ödüllendiriliyoruz; içerik taşkınlığına kendi taşkınlıklarımızı sergileyerek karşılık vermeye çalışıyoruz. Uzun vadede platform kazanıyor, biz de arkadaşlarımızla etkileşim halinde kalmaya devam etmek için yeni formatları derhal denemek zorunda kalıyoruz.

Utanç verici olsa da son zamanlarda Instagram hesabımda sanki 2013'teymişiz gibi tek tek fotoğraflar paylaşıyorum, bir kahvaltının veya akşam yemeğinin fotoğrafı, koşuya çıktığımda çektiğim ayakkabılarımın fotoğrafı gibi. Fotoğrafların altına tarihlerini de yazmaya başladım çünkü Instagram sinir bozucu bir şekilde kronolojiyi tersyüz etti: fotoğrafları gerçek zamanlı olarak paylaşsam da beni takip edenler günler ya da haftalar sonrasında bile paylaştıklarımı göremeyebiliyor. Bu minimalist paylaşımlar, photo dump’ların arasında öylesine aykırı görünüyorlar ki arkadaşlarım sanırım beni takdir etmeye başladı. İstatistiksel kanıtların aksine bu fotoğraflarım normalden daha fazla beğeni alıyor. Belki tekil fotoğraf paylaşmak da yeni bir trend haline gelir. Siz de fotoğraf yığınlarından kurtulabilirsiniz.


*Bu yazı, Cüneyt Bender tarafından Kyle Chayka'nın The New Yorker'da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.