Jodorowsky’nin çılgın projesi, çekilemez bir film: “Dune”
Frank Herbert’in 1965’te yayımlanan bilimkurgu romanı Dune, şu sıralar eğlence sektörünün gündeminde. Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve’ün 2021’de başlattığı, ikinci filmi geçtiğimiz hafta vizyona giren seri, özellikle son eklentisiyle övgülere boğuluyor. Oysa kitabın sinemadaki yolculuğu hiçbir zaman bu kadar pürüzsüz olmamıştı. Dune: Part Two [Dune: Çöl Gezegeni] şerefine gelin, hatırlayalım.
Amerikalı müzik tarihçisi Ted Gioia’nın Substack bülteninde belirttiğine göre uyarlama haklarını Herbert’ten ilk alan, Planet of the Apes [Maymunlar Cehennemi] ve Dr. Dolittle gibi filmlerin yapımcısı Arthur P. Jacobs’tı. Yönetmen Lawrence of Arabia (Arabistanlı Lawrence, 1962) ile yüksek bütçeli epik filmlerdeki rüştünü ispatlamış David Lean olacak, senaryoyu iki Oscar ödüllü Robert Bolt yazacaktı. Jacobs çekimler başlamadan hayatını kaybedince proje de suya düştü.
Birkaç ay sonra filmin haklarını Fransız bir grup satın aldı. Akıllarındaki yönetmen, El Topo (Köstebek, 1970) ve The Holy Mountain (Kutsal Dağ, 1973) gibi sonradan kültleşse de o sırada underground sayılabilecek, gişede pek başarılı olmamış filmlerde imzası bulunan Alejandro Jodorowsky’ydi.
Jodorowsky belki gişede aradığını bulamıyordu, ama kendine has bir altkültür yaratmış, güçlü hayranlar kazanmıştı. Bu hayranlardan belki de en büyüğü, Beatles’ın menajeri Allen Klein aracılığıyla The Holy Mountain’a bir milyon dolarlık yatırım yapan John Lennon’dı. "Dünyadaki gençlerin zihinlerini değiştirecek bir peygamber yaratmak istiyorum. Dune ile sanatsal, sinemasal bir tanrı doğacak," diyen Jodorowsky, tıpkı kitabın başkarakteri gibi gezegeni baştan yaratma hayalleri kuruyordu.
Hayallerindeki filmi yazabilmek için bir kale (evet, kale) kiralayan yönetmen, Frank Herbert’in deyimiyle telefon fihristi gibi bir senaryo ortaya çıkarmıştı. Tamamını çekselerdi, filmin süresi 14 saat olacaktı. Storyboard çizimleri için çizgi romancı Jean "Moebius" Giraud’yu ekibine dahil eden Jodorowsky, "Onu kamera gibi kullandım. Bilgisayar kadar hızlı çiziyordu," diye bahsettiği Giroud’dan tam 3 bin çizim istemişti. Özel efektleri ise proje gerçekleşmeyince evsiz ve çulsuz kalan Dan O’Bannon yapacaktı. Neyse ki kısa süre sonra Star Wars serisinde çalışmaya başladı.
[mailerlite_form form_id=11]
Belki de en çılgın tercihler oyuncu seçimleriydi. Jodorowsky önemli rollerin tümünde nevi şahsına münhasır isimler istiyordu. Şu sıralar Austin Butler’ın her an Elvis aksanına kayacakmış endişesi yaşatan oyunculuğu ve Stellan Skarsgård’ın canlandırdığı Baron Harkonnen’e kondurduğu öpücükle internet gündemini meşgul eden Feyd-Rautha Harkonnen rolünü Mick Jagger’ın oynaması planlanıyordu. İmparator rolünde Salvador Dalí, Baron rolünde Orson Welles, Dük Leto rolünde David Carradine yer alacaktı. Başrol Paul Atreides de Jodorowsky’nin oğlu Brontis’e emanet edilecekti.
Yönetmen rock starlık konusunda Mick Jagger’la yetinmemiş, film müzikleri için Pink Floyd’la anlaşmıştı. The Dark Side of the Moon’un yeni yayımlandığı dönemde olduğumuzu hatırlatsak, grubun ne denli revaçta olduğuna dair bir ipucu alabiliriz.
Hayal kurmak kolaydı, ama bu kadro nasıl bir araya gelecekti? Beş parasızlığı haber değeri taşımayan Orson Welles’i ikna etmek zor olmamıştı. Jodorowsky onu, her çekim gününün ardından en sevdiği restorana götürme sözü vererek ikna etmişti. Salvador Dalí’yi ikna etmek daha zor olmuş, saati 100 bin dolarlık bir anlaşma gerektirmişti. Sürrealist sanatçı, böylelikle dünyanın en çok kazanan oyuncusuna dönüşüyordu. Jodorowksy buna da hay hay dedi, aklında esas çekimleri bir saatte tamamlayıp yola sanatçıya benzeyen robot bir mankenle devam etmek vardı.
Tabii Dalí’nin talepleri bununla sınırlı değildi. Senaryoyu boş vermek, kendi yazdığı replikleri kullanmak istiyordu. Ayrıca karakterinin oturacağı taht için üzerinde iki yunusun bulunduğu bir klozet tasarlamıştı. İmparatorun mahkemesindeki diğer karakterleri de eşi dostu oynamalıydı.
O âna kadar 2 milyon dolar harcanan projenin bu ölçekte gerçekleşebilmesi için 15 milyon dolar daha gerekiyordu. Bu parayı vermeye kimse yanaşmayınca proje de rafa kalktı.
1978’de filmin haklarını satın alan İtalyan yapımcı Dino De Laurentis, yönetmenlik koltuğuna David Lynch’i oturttu. 1984’te yayımlanan film artık kült sayılsa da o sıralar başarısız kabul edilmişti. Devam filmleriyle ilgili planlar iptal edildi, Dune "filme çekilemez" bir eser olarak kabul edilmeye başladı.
Jodorowsky’nin seriye duyduğu tutku, Jodorowsky's Dune (Jodorowsky’nin Dune’u, 2013) belgeseliyle tekrar hatırlandı. Cannes Film Festivali’nde gösterilen belgesel, dünya çapında pek çok ödül aldı. Böylelikle yönetmenin hayalleri gerçekleşmese de bu çılgın projenin hikayesi nihayete erdi.
Kaynak: The Honest Broker – Ted Gioia
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()