Kanziler maskeyi neden bu kadar sevdi?
19 Mart’tan bu yana gerçekleşen protesto eylemlerinde bazı yüzler hiç görünmedi. Oradaydılar, hatta orada olduklarını ispat etmek için en çok çırpınanlar da onlardı. Görünmeden fark edilmeyi denediler. Seküler milliyetçiler, ülkücüler, Türkçü çocuklar, Zafer Partili gençler… Farklı tarif çıkmazlarına sıkışmış gençlerdi bunlar.
Alanda bulunmamayı meşrulaştırmak isteyenlerce “alanlardaki kitle” diye işaret edildiler. Nihayetinde uzunca bir süre kanzi diye anılacakları anlaşılan 15-22 yaş aralığındaki bu gençler, popülist-milliyetçi reaksiyonlara tutunmuş, yıkıcı bir heyecanın taşıyıcısı oldular. Eylemlerin ilk günlerinde korunma amaçlı takılan maskeleri, başkaları vazgeçtikten sonra bile takmaya devam ettiler. Peki, kanziler maskeyi neden bu kadar sevdi?
Özgüven eksikliği? Mutlaka. Ama sadece bireysel değil kolektif bir eksiklik. Kanziler, sistemin birçok yerinden dışlanmış ama başka bir yerinden düzene sarılmış bir topluluk. Devletin polisiyle samimi olmak istiyorlar çünkü devletin bir parçası olmak istiyorlar. Aynı zamanda öfkeliler de, çünkü sistem ve hayran oldukları devlet onları geri durmaya, sırada beklemeye, bedel ödemeye zorluyor.
Kanzilerin politik pozisyonları açık değil. Çoğu zaman birbirine zıt söylemleri sahipleniyorlar; hem Atatürkçü hem Osmanlıcı referanslara sahipler, hem militarist hem muhalif görünmek istiyorlar, hem İttihatçılar hem de bağımsızlığı savunuyorlar. Bu durumda maske, eksik parçaların üzerini geçici olarak örten bir yama işlevi görüyor. Çünkü ideolojik olarak henüz ayakları yere basmayan her fikir tüm yönlerden savunmasızdır. Bu savunması zor çelişkili fikirler, şimdilik maskenin altında var olabiliyor. Maskeyi, farkında bile olmadan, bu karşıt hisleri aynı anda taşımanın en risksiz aracı haline getiriyorlar.
Estetik ifade? Elbette. Ama özensiz ve tutarsızca. Ne olduklarını tam ifade edemeyen ama nasıl görünmeleri gerektiğine dair güçlü bir fikir taşıyan bu gençler için maske, görünümlerinin sabit bir parçası haline gelmiş durumda. Maske inadında, görsel açıdan çarpıcı olma arzusu yadsınamaz. Baskılı bandanalar, bozkurtlar, andımız, Göktürk harfleri… Temellendirilememiş bir milliyetçilik, şovenist bir yüzey estetiğiyle tamamlanıyor. Bu semboller, siyasi pozisyon eksikliğinin görsel telafilerine dönüşüyor.
[mailerlite_form form_id=10]
Maske çelişkinin görüntüsüdür, gürültü de çelişkinin maskesi. Fakat bu gösterişli yüzsüzlük, kendi içinde bir çelişki değil tam da bu kuşağın görünürlükle kurduğu ikircikli ilişkinin yansıması: Görünmek istiyorlar ama tanınmak istemiyorlar. İşte bu noktada, dijital alışkanlıklar devreye giriyor. Bu kuşak için görünürlük ile anonimlik arasındaki sınır çoktandır bulanıklaşmış durumda. Sosyal medyada anonim kimliklerle var olmayı öğrenmiş bu gençler için gerçek kimlikle kamusal görünürlük bir tehdit değilse bile gereksiz bir risk. Maske, dijitalde inşa edilmiş “görünür ama tanınmaz” kimliğin sokaktaki karşılığına dönüşüyor. Görünmek istiyorlar, evet… Ama tanınmak değil. Bu yalnızca alışılmış bir koruma refleksi değil aynı zamanda bir davranış biçimi.
İçsel bir yön değiştirme ihtimali de bu davranışın içinde saklı. Bugün sokakta olan bu gençlerin bir kısmı, gelecekte başka bir pozisyona savrulabilir. Bu ihtimali açık bırakmak, maskeyle mümkün kılınıyor. Kimliğini tümüyle ortaya koymadan, gerektiğinde geri çekilmek, gerektiğinde başka bir safta yer almak… Maske, bu geçişkenliğin aracı haline geliyor.
Bu bağlamda maske, sosyolog Erving Goffman’ın çerçeve teorisiyle de okunabilir: Bireyin toplum önündeki temsili, sahnelenmiş bir benliktir ve bu temsilde kullanılan her unsur stratejiktir. Kanzilerin maske kullanmayı sürdürmesi, yalnızca “saklanmak” değil “kontrollü görünmek” arzusunun bir parçası. Kalabalığın içinde olmak ama özneleşmemek, dikkat çekmek ama hesap vermemek… Bu maskeli varoluş, temsil ile temkin arasında kurulmuş bir dengedir. Bu nedenle, kanzilerin maskeye bağlılığı bir alışkanlıktan ziyade çelişkinin ritüelleştirilmiş halidir. Ne tam anlamıyla içeride olmak ne de bütünüyle dışarıda kalmak...
Maske hem çelişkilerini gizliyor hem de o çelişkilerin kendisini bir varoluş biçimine dönüştürüyor. Belki de bu yüzden maskeleri kolay kolay çıkarmıyorlar. Çünkü maskesiz kalmak, yalnızca yüzünü göstermek değil kim olduğunu bilmek, onu savunmak ve tüm çelişkilerinle ortada durmak anlamına geliyor. Oysa şimdilik bu gençler için görünürlük ancak görünmezliğin konforunda mümkün.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()