Kapitalizmin gölgesinde sosyalist Küba

Kapitalizmin gölgesinde sosyalist Küba
Küba, 2024. Fotoğraf: Erdal Büyüktaş.

Sanayileşme, 18. yüzyıldan bu yana yumurtasından çıkan dinozor gibi gün geçtikçe büyüdü, gelişti, adeta bir canavara dönüştü. Her gelişmişliğin, ilerlemenin insan hayatına yarar sağlayacağı düşünülse de her zaman böyle olmuyor. Peki, 21. yüzyılda bu gelişmişliğin sonucunda insanlar neyle yaşarlar?

Küba, seyahat edilebilecek nihai ülke, baştan uca gezilebilecek görkemli bir yerdi benim için. Çocukken duyduğum şarkılar, okuduğum şiirler, gördüğüm resimler, dinlediğim hikayeler bu yolculuğa beni hazırlamıştı. Öyle ki burası bir ütopya, en azından Charles Fourier’in “falanster” ideali olabilirdi. Bu ütopyanın gerçekliğini iki hafta kadar deneyimlerken hayatımın en sıradışı zamanını geçirdim. Yıllarca sevgi ve özlemle büyüttüğüm hayal, eskinin avuçları arasında kalakalmış, üstelik tam 65 senedir.

Sosyalizm bir “yaşam fikri” olduğundan beri toplumsal adalet ve eşitlik üzerine inşa edildi. Fidel Castro, Che Guevara ve arkadaşları, 1959’da Fulgencio Batista'nın Havana’dan kaçtığı devrimi gerçekleştirdi. Bu devrim, yoksulluğa karşı başlattıkları altı yıllık gerilla savaşının sonucuydu. Devrimin ardından Küba’da halk yararına kamulaştırmalar, eğitim, sağlık ve toprak reformları gerçekleşti. Ülke ABD şirketlerinin ve mafya örgütlerinin elinden kurtarıldı, sosyalist bir yönetim tarzına evrildi. Küba, kısa sürede Sovyetler Birliği’yle ticari işbirlikleri geliştirdi. Bu işbirlikleri ABD’yi endişelendirdi, nihayetinde Amerikalılar Domuzlar Körfezi’nde başarısız bir çıkarma operasyonu da gerçekleştirdi. Yüzyılların sömürge koşullarının ürünü olarak ekonomisi baskın biçimde şeker kamışı üretimine dayalı olan Küba’nın ürettiği şekerin yanı sıra en önemli yeraltı zenginliği olan nikelin büyük kısmını satın alan Sovyetler Birliği’ydi. Bu ticari işbirlikleri ülke ekonomisini ağır ambargolara ve kapitalist kuşatmaya karşı korurken, sosyalizmin de bir yaşam biçimi olarak sürdürülmesine olanak sağlıyordu.

1989’da Doğu Bloku’nun çöküşü ve çok geçmeden Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Küba’ya can veren atardamar kesildi. Büyük yoksunluk içindeki ülke, ABD ambargosuyla adeta kırıma uğradı. Bu dönemde Küba, ekonomik ve siyasi olarak yeniden yapılanma sürecine girdi. Ülke, Latin Amerika ve başka bölgelerdeki sosyalist hareketleri desteklemeyi sürdürdü, dış politikasını antiemperyalizm ekseninde biçimlendirdi. Yeni reformlar ve politikalar hayata geçirilmeye çalışıldıysa da bu dönem kayıplarla geçti. 1990’ların başında göze çarpmayacak kadar sınırlı olan özel girişimcilik, 2010’dan itibaren devlet tarafından çıkarılan yeni yasalarla hem teşvik edildi hem de etkinlik alanları genişletildi.

Kübalılar eğitim ve sağlıkta fazlasıyla önemli ilerlemeler kaydetmiş olsalar da günlük yaşamlarını sürdürürken ekonomik açıdan zorluklar yaşıyorlar. Küba ekonomisi kendini krizden çıkarmakta zorlanıyor. Ancak temel bir ayrımı da gördüm: Devrimi yaşayan ve hatırlayan Kübalılar bu bilinci güçlü bir biçimde taşıyorlar fakat devrimi bir kuşak öncesinden dinleyen genç nüfus için durum biraz karmaşık ve keyif kaçırıyor. Öyle ki, Batista rejiminin hastalıkları ve sancıları ya bilinmiyor veya hatırlanmıyor. Yaşadıkları darboğaz belki de genç nesli ülkenin kurucu ideolojik temelinden uzaklaştırıyor.

Küba’da her şey ve her yer devrimden sonraki haliyle bırakılmış, sanki 2024’e bir günde taşınmış gibi. Yeni olan şeyse, halkın gündelik ihtiyaçları ekseninde modern bir yaşamı sürdürme arzusu. Gördüğüm kadarıyla, hak etmenin ama elde edememenin yoksunluğu Küba’nın her yerinde eşit düzeyde yaşanıyor. Köylülerin devrime dair düşünceleri daha net ve taraflı. Ancak şehir halkının arasında “başka bir yaşam mümkün” rivayeti dolaşıyor. Bu bilinmezlik Kübalıları kaldığı yerde mutlu etmediği gibi gittiği yerde de huzursuz ediyor. Bu duyguyu biz de ülkece özellikle son yıllarda yakından biliyor veya tanıklık ediyoruz. Rivayetin ötesinde benim de tanıklık ettiğim, eşitlik ilkesini bozan bazı gerçekler de var. Kübalılar, 1 ile 5 dolar arasında değişen miktarlardaki günlük kazançlarını kas gücüne dayalı işler yaparak elde ediyorlar. Ambargolarla mücadele eden ekonomi, turizm gelirleri sayesinde biraz rahatlamış olsa da gelir adaletsizliği artış gösteriyor.

Trinidad'da konakladığım casa particular’ın (Kübalıların turistlere evlerini kiraladıkları odalar) sahipleriyle tanıştığımda, gelir düzeninin nasıl bozulduğuna da şahitlik ettim. Kirenia esasen kimya mühendisi, tabii alanında çalışmıyor, yüzbinlerce ihtisas sahibi Kübalı gibi… Evini turizme açarak gelir yaratıyor. Eşi Jose ise doktor ve aylık kazancının 70 ABD dolarını geçmediğini söyledi. Ben ise dört günlük konaklamamda bu tutardan daha fazlasını Kirenia’ya vermiştim bile. Bu derin ayrım, sanıyorum ki neredeyse her üç Kübalıdan birini büyük kentlerde turizme yöneltmiş. Havana’da tanışıp kısa sürede bağ kurduğum, konuşmaya ve anlatmaya da pek istekli Kübalı dostlarım sokak ekonomisinin resmi ekonominin 10 katı büyüklüğünde olduğunu söylediler. İlk kez duyduğumda yanlış anladığımı düşünerek çeviri desteği aldım. Ancak duyduğumla okuduğum aynıydı: 10 katı… Mevcut yönetim çarkının pek de düzen tutmadığına delaletti. Sokak ekonomisi bir biçimde kendi hiyerarşisini kurmuş ve kendi kurallarını oluşturmuş. Döviz, tütün mamulleri, konaklama ve bazı nahoş ikili pazarlıklar…

Günlerimi Kübalı arkadaşlarımdan öğrendiklerimi, kahve ya da rom içecek kadar zamanımız varsa tanıştığım yeni insanlara sorarak geçirdim. Nasıl oluyor da olmuyor? Havana Üniversitesi’nde akademisyenlik yapan birine sordum. Piyasa ekonomisine geçiş için uzun süredir çalışmaların yapıldığını ancak ambargolar sebebiyle dış yatırımcıların buna pek istekli olmadığını belirtti. Ayrıca teknolojik yetersizlik de baskılayıcı başka bir sebepti. Küba dostu ülkelerle işbirlikleri de önemli unsurlar olarak görülüyordu. Kötüsüne denk gelmediğim kokteyllerini içerken bir Türk gemi kaptanıyla da tanıştım. "Powership" adlı bir gemide Venezuela’dan rutin olarak gelen yakıtları elektriğe çevirerek Havana’ya enerji sağlıyorlar. Peki, ya Venezuela bunu bir süre sonra vermeyi reddeder veya Amerikan ambargosuyla karşılaşırsa durum ne olurdu? Karanlık…

Küba yönetimi, modern politikalarla sosyalizmi sürdürme kararlılığında. Bununla birlikte toplumsal kabul sağlayacak yeni politikaların zorunluluğu da kaçınılmaz. Fidel Castro’nun ölümünün ardından Küba’yı dinamik tutacak bir birleştirici güç ne yazık ki ufukta görünmüyor.

Hugo Chavez’in deyimiyle "insanlık için bir sembol" olmuş Küba'da 1960 model bir yaşam kabul edilebilir değil. Hele ki ekososyalistler eliyle bir pazarlama unsuruna dönüştürülmüş Küba'ya yönelik dayanağı olmayan güzellemeler kabul edilemez. Kübalılar Kübalılarla eşitlenince değil, refah seviyesine ulaşmış başka dünya ülkeleriyle eşitlenince adil bir yaşama kavuşmuş, işçi sınıfı kapitalizmle mücadele ederek emeğinin karşılığını almış ve sosyalizmi yüceltmiş olur.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.