Karadeniz’deki sessiz istila: Madenler

Karadeniz’deki sessiz istila: Madenler
İkizdere direnişi, 2021. Fotoğraf: Eren Dağıstanlı.

Karadeniz’in dertleri bitmez. Önce Karadeniz sahil yolu, ardından HES’ler derken, şimdi de başka bir tehdit Karadeniz’in yaylalarını ve dağlarını sarmalamış durumda. Ülkemiz içeride ve dışarıda her zamanki gibi buhranlı zamanlardan geçerken Karadeniz bölgesi de gelecek onyılları etkileyecek olan sessiz bir istilayla karşı karşıya: madenler.

İstilanın adı madenler. Yürütücüleri de yasal mevzuatı bir rüzgar gibi arkalarına alan yerli ve yabancı maden şirketleri. Epey zamandır maden şirketlerini, faaliyetlerini ve bölgedeki insanların şirketler karşısındaki mücadelesini yakından gözlemliyordum. Bu yazıyı yazmama neden olan şeylerden biri de HES’lere karşı mücadele ve kazanımlarla önplana çıkmış Rize’nin Fındıklı ilçesinde yaşanan bir olay oldu.

Olay kısaca şöyle gelişiyor. Kanadalı maden şirketi Eldorado Gold’un çalışanları Fındıklı’nın vadilerine giriyor ve veri toplama-araştırma sürecine başlıyor. Maden arama izni olmamasına rağmen şirket arazilerden numuneler almaya başlıyor. Köylerinde olağandışı araçları ve kişileri fark eden yöre insanı her zamanki gibi HES’çilerden şüpheleniyor. Araçlar durduruluyor. Yöre halkıyla birlikte olan Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu da şirket çalışanlarının bölgeye izinsiz girişini engelliyor. Köylüler araçlarda bölgedeki arazilerden alınmış örneklere rastlıyor, böylece maden şirketlerinin yöreye dair hazırlıklarının ciddiyeti anlaşılıyor. Kısa süre sonra şirket çalışanlarının elde ettiği arazi örneklemlerine el konuyor ve şirket temsilcileri Fındıklı vadilerinden geri gönderiliyor.

Karadeniz’de dağlar kıyıya paralel uzanırken Karadeniz insanı hep dikine düşünür ve hareket eder. Fındıklı yöresinin sakinleri de dikine düşünüp dikine hareket ediyor, Kanadalı maden şirketinin Fındıklı’da doğal güzellikleri yok etmesinin önüne geçiyor. Tabii şimdilik. İleride neler olacağı belirsiz. Belli ve kesin olan tek şey ise Karadeniz’in dağları, yayları ve nehirlerle dolu vadilerine maden arama ruhsatı verilmiş olmasıdır. Zonguldak ve Bartın illerinin yanı sıra Tokat, Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Rize ve Artvin’in doğal alanları resmi mevzuatlar aracılığıyla "maden sahası" olarak ruhsatlandırıldı.

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine göre Karadeniz’in yüzde 80’i maden ruhsatlı bir bölge artık. Üstelik maden şirketlerinin çoğu bölgede ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporuna gerek duymadan faaliyetlerine başlayabiliyor. Ülke siyasetinin izdüşümlerini Karadeniz’in yaylaları ve vadilerinde görebiliyoruz. Şirketlerin ihtiyaçları ve adımları yasal mevzuat haline getiriliyor, fiili durum alenen yasallaştırılıyor. Maden ruhsatlandırmalarına ve arama faaliyetlerine karşı açılan davalar sürerken, şirketler fiilen sahada çalışmalara başlayabiliyor. Devlet de son raddede sınıfsal karakterini ortaya koyarak tarafını madenlere yatırım yapan çokuluslu ve yerel sermaye gruplarından yana seçiyor.

Devletin tarafını sermayeden yana seçmesinin bariz örneğine daha önce Cerattepe’de (Artvin) tanık olmuştuk. 90’lı yıllardan itibaren Cerattepe’de altın madeni çıkarılmasına karşı mücadele eden vatandaşların direnci 2010’lu yıllara kadar gelmişti. Artvin halkının bütün hukuki süreçleri kazanımla sonuçlandırmasına rağmen maden şirketinin devletin kolluk kuvvetini arkasını alarak yoğun protestolar sırasında faaliyete başlamasına bütün ülke tanıklık etmişti. 2016 yılından itibaren Cerattepe, vatandaşların hukuki kazanımlarına rağmen maden şirketi tarafından yağmalanıyor. Şimdi aynı tehditle bütün Karadeniz bölgesi karşı karşıya.

[mailerlite_form form_id=10]

Üç hırçın ilçe: Hopa, Kemalpaşa ve Fındıklı

Karadeniz bölgesi tarihin her döneminde mücadeleci, özgün, ayrıksı, kendi başına buyruk eğilimleriyle biliniyor. Kazım Koyuncu’nun da ifade ettiği gibi "Karadeniz’de köle ruhlu bir insana rastlamak mümkün değil." Son yıllarda bölgenin geneli milliyetçi-muhafazakâr bir aksta iktidarla bütünleşmiş gibi görünüyor olsa da Karadeniz tamamının bu noktada olduğunu düşünmek büyük bir hata olur. Karadeniz insanın siyasi eğilimlerine ve özgün tarihsel tutumuna dair düşünmek başka bir yazının konusu olsa da bu noktaya HES’lere karşı çevre mücadelesi, iktidarla ilişkisi ve mücadelesi üzerinden bazı gözlemlerde bulunmak yararlı olacaktır.

Bu gözlemleri Doğu Karadeniz’in üç özgün ilçesi Hopa, Kemalpaşa ve Fındıklı’da yaşananlar üzerinden açıklamak isabetli olacaktır. Bu üç ilçenin de bölgede ortak ve özgün noktaları var. Hopa, Kemalpaşa ve Fındıklı ilçeleri Karadeniz’de HES faaliyetinin yapılamadığı mücadeleci bölgeler. HES girişimlerinin dahi engellediği dirençli yerler. Bu ilçelerdeki vadiler, dereler ve ormanlar bölge halkının duyarlılığı, tarihsel sol-sosyalist direnişçi kimlikleri nedeniyle kâr hırsıyla hareket eden şirketlere karşı korunmuş durumda. Bu direnme hali halen canlılığını korumaya devam ediyor.

Fındıklı halkının vadiler ve köylerinde şirketlere karşı doğal nöbet halinde olmaları ve ani müdahaleleri bu canlılığın göstergesi. Hopa ve Kemalpaşa’da ise bu canlılık kendisini sürekli hatırlatıyor. Geçtiğimiz yıl Hopa'nın Cankurtaran ormanında ağaç kesimini engellemek isterken şirket çalışanı tarafından silahla vurulan Reşit Kibar’ın hatırası halen taze. Biraz daha geriye gidince HES’lere karşı protestolar sırasında yaşamını yitiren öğretmen Metin Lokumcu’nun yaşamını yitirmesini görüyoruz. Biraz daha derine inince bu bölgedeki çevre hakkı mücadelesi üzerinden muhalefet etme biçimlerinin iktidarla doğrudan siyasal çatışmaya kadar genişlediğini gördük.

Bölgede 2000’lerin başından itibaren yükselen HES’lere karşı mücadele Karadeniz’in çoğu ilçesinde tepki boyutunda kalıp siyasal sonuçlar üretemezken Hopa, Kemalpaşa ve Fındıklı’da doğrudan kazanımlarla sonuçlandı. Örneğin Rize’nin çoğu ilçesinde yükselen HES karşıtı protestolar iktidarla bütünleşme ilişkisinde olan kesimlerde çözülmeler yaratamadı. Bölgenin çoğu vadisi ve yaylaları tahrip edildi. Bu süreç Hopa, Kemalpaşa ve Fındıklı’da diğer bölgelere nazaran daha muhalif sonuçlar üretti ve bu ilçelerdeki muhalif politizasyonu tahkim etti. Geçmişten gelen sol direnç çevre hakkı mücadelelerinin kazanımlarıyla tahkim edildi. Bu tahkimat Rize Fındıklı’da yerel iktidarın değişmesiyle sonuçlandı. Öyle ki, Rize’nin Fındıklı ilçesini 2019’dan beri CHP’den aday olan sol-sosyalist bir belediye başkanı yönetiyor. Hopa ve Kemalpaşa’da ise muhalefet kesimlerinn uzun yıllara dayanan yerel iktidar olma döneminin tüm negatif aşınmalarına rağmen sol direnç ve tahkimat canlılığını sürdürüyor.

İkinci raund

Karadeniz bölgesindeki çevre hakkı mücadelesinde yeni bir dönem başlıyor, hatta çoktan başladı. HES’lere karşı protestoları dönemin çevre hakkı mücadelesinin ilk raundu olarak tanımlayabiliriz. Maden istilasıyla ikinci ve zorlu raund bölge halkı için başlamış durumda.

Karadeniz bölgesinde maden şirketlerinin yağma istilasına karşı başarı öncelikle sözünü ettiğim üç ilçedeki direnç ve tahkimatın sürekli kılınmasına bağlı. Yani Hopa, Kemalpaşa ve Fındıklı kaybederse bütün Karadeniz kaybeder. Bu noktada yıllardır enerji şirketlerinin saldırısı altında bulunan Artvin’in Arhavi ilçesinde yeşeren yerel bir hareket geleceğe dair umutlu ipuçları veriyor. "Vaminon" (İstemiyorum-Lazca) hareketi etrafında bütünleşen Arhavi sakinleri AK Partili Arhavi belediye başkanını dahi ilçedeki maden faaliyetlerine karşı muhalefet etme noktasına getirdi.

Şu anki sessiz istila sürekli sessiz olmayacak. Ülke gündeminin diğer yoğun süreçleri ve kırılgan siyasal adımları yürüyüşünü sürdürürken Karadeniz insanı yaşam alanları savunmak zorunda kalacaktır. Savunamazsa bölgenin doğal güzellikleri, içme suları daha dahil olmak üzere tüm kaynakları yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Sessiz istila eğer direnilmezse giderek vahşileşecek. Erzincan İliç’te yaşananlar ve ortaya çıkan görüntü halen hafızalarda.

Bu sessiz maden istilası henüz başlamadan durmalıdır. Eğer durmazsa günümüz Karadeniz sakinlerinin artık modern, doğal terapi yöntemi olarak işlevlendirdiği yaylaya çıkmak ritüeli sürdürülemeyecek ve bölgenin yaşam alanları, köylere, şehirlere, Karadeniz’e hayat veren su kaynakları da yok olacaktır.

Viya albümü sahil yoluna nazik bir tepkiydi” diyen Kazım Koyuncu’nun bakışıyla maden istilası girişimlerine karşı estetik ve nazik tepkilerin çoğalması ve Karadeniz insanının hırçınlığıyla buluşması umuduyla…

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.