Karanlık sular: Derin deniz madenciliği
Okyanus yüzeyinin hemen 200 metre altında, bulanık “alacakaranlık bölgesi” başlar. Orası karanlıktır; su, güneş ışınlarını neredeyse ayırt edilemeyecek kadar emer ve dağıtır. 800 metre daha ilerlediğinizde güneş ışığının neredeyse hiç nüfuz etmediği bölgeye ulaşırsınız; burada “gece yarısı bölgesi” başlar. Daha da alçalırsanız, ışık saçan deniz kelebeklerinin, sivri dişli balıkların ve neredeyse kör ahtapot türlerinin yanından geçererk deniz tabanına ulaşırsınız. Şansınız yaver giderse, yaşlı bir deniz süngerinin yanına inebilirsiniz. Araştırmacılar, en eski süngerlerin belki de 10 bin yıldır hayatta olduğunu ve en eski insan uygarlıklarından yaklaşık 5 bin yıl önce yaşadıklarını tahmin ediyor.
Kasvetli okyanus derinliklerinin bazı bölümlerinin sakinleri artık varoluşsal bir tehditle karşı karşıya: Derin deniz madenciliği. Deniz yatağı, madencilik şirketlerinin yenilenebilir enerji dönüşümünü hızlandırabileceğini iddia ettiği, kullanılmayan bir kaynak olan değerli metallerin geniş yataklarına ev sahipliği yapıyor. Okyanus tabanı madenciliğini yönetmekle görevli Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi (International Seabed Authority, ISA), 2023’ün Temmuz ayında maden çıkarma yönetmeliklerini belirlemek üzere toplandı. Üç hafta süren yoğun tartışmaların ardından toplantı net bir anlaşmaya varılamadan sona erdi. Deniz tabanının geleceği belirsiz.
Deniz tabanından çıkan kayalara ve diğer sert yüzeylere tutunan sünger, ne kadar kadim olursa olsun, son derece kazançlı bir çabayı, özellikle de "daha sürdürülebilir" bir dünyaya yeşil geçişi hızlandırabilecek bir çabayı durdurmanın gerekçesi gibi görünmeyebilir. Ancak biraz sorguladığımızda bu tuhaf hayvan gezegenimizde birbirimizle nasıl uyum içinde yaşayabileceğimizi, bunu yapmadığımız takdirde nelerin tehlikede olduğunu düşünmeye teşvik ediyor.
Okyanus tabanına bakan cüretkar madencilik şirketlerinin dikkatini çeken şey, milyarlarca tonluk polimetalik nodüller. Patates büyüklüğündeki bu topak topak külçeler, karmaşık ve son derece yavaş biyokimyasal süreçlerle oluşuyor: Bir milyon yılda sadece 1-3 milimetrelik bir hızla gelişiyorlar; nikel, kobalt, manganez ve diğer nadir metallerle yüklüler. ISA, 2001’den bu yana okyanus tabanını keşfetmeye çalışan özel şirketlere ve kamu iktisadi teşebbüslerine bu rezervlerden faydalanmak amacıyla 31 izin verdi.
[mailerlite_form form_id=10]
Dünya ne idüğü belirsiz yeşil dönüşüme kaynak sağlamak için batarya teknolojisine giderek daha fazla bağımlı hale gelirken denizin derinliklerine doğru uzanan yarış da kızışıyor. 2021’de küçük bir ada ülkesi olan Nauru, Pasifik’te Clarion-Clipperton Bölgesi olarak bilinen 1,7 milyon kilometrekarelik bir alanda nodül çıkarma niyetini deklare etti. Ülkenin bu açıklaması, ISA’ya madencilik için bir çevre kural kitabını tamamlaması için sadece 24 ay süre tanıyan (“iki yıl kuralı” olarak da bilinen) kuralı tetikledi.
Son tarih 9 Temmuz 2023’tü ancak haftalar süren hararetli müzakerelerin ardından, ISA bunu Temmuz 2025’e kadar erteledi. Sonuç, faaliyete geçmeye hevesli şirketleri hayal kırıklığına uğrattıysa da, bu çevreciler için bir zafer anlamına gelmiyordu. Bazı ülkeler derin deniz madenciliğinin geçici olarak durdurulması çağrısında bulundu, müzakereleri kilitleyen Çin oldu.
Deniz yatağı madenciliği üzerindeki tartışmalar tüm hararetiyle devam ediyor. Çevreciler de madencilik savunucuları da gezegeni kurtarmak için mücadele ettiklerini iddia ediyor. Peki, kime inanmalıyız?
Ekosisteme karşı büyük tehdit
Derin denizdeki yaşamın yüzde 90’ı henüz keşfedilmedi. Derin deniz tabanının örneklenmiş ve ayrıntılı olarak incelenmiş kısmı ise yüzde 0.01’den az. Bu bozulmamış ekosistemin milyonlarca tür içerdiği sanılıyor. Bu, tropik yağmur ormanlarınınkiyle karşılaştırılabilecek denli zengi bir biyolojik çeşitlilik. Biliminsanları neredeyse her dalışlarında yeni türler keşfediyor.
Bu alemi inceleyen bazı araştırmacıların “tuhaf”, “gizemli”, “muhteşem” gibi alışılmadık sıfat kullanımları, bu bilimkurgulara özgü yaratıkların mutlak yabancılığının bir kanıtı. Cam mürekkep balıkları zarif bir şekilde yüzer, biyolüminesan ışık organları silüetlerini olası avcılardan gizler. Geçmişi 125 milyon yıl öncesine uzanan bir soyun yaşayan son üyesi goblin köpekbalığı, diğer hayvanlar tarafından üretilen zayıf elektrik alanlarını tespit etmek için uzun burnundaki özel bir organı kullanarak avının kokusunu alır. “Barreleye” balıkları, yarı saydam kafalarının içinde yer alan gözlerinden yukarı doğru bakar. Demir zırhlı salyangozlar yakıcı hidrotermal bacalara tutunarak üzerlerinde yaşayan simbiyotik mikropların beslenmek için parçaladığı zehirli kimyasalları toplar. Kadim deniz süngeri, her gün hacminin 20 bin katı suyu filtreler.
Bir maden çıkarma operasyonu, binlerce kilometrekarelik deniz tabanını tarayabilir. Yüzey tabakasını sıyırarak yapılan şiddetli şerit madenciliği, karmaşık deniz florasını ezip parçalayacak ve yüzlerce kilometrekare boyunca uzanan geniş tortu birikintilerindeki filtre besleyicileri boğacak. Bu esnada büyük bir ses kirliliği de meydana gelecek. Birçoğu volkanik faaliyetler sonucu oluşan sualtı dağları olan deniz dağlarının mineral bakımından zengin dış tabakasının sıyrılmasına yol açacak deniz madenciliğinin diğer yöntemleri, binlerce yıllık mercan ve süngerleri yok edecek.
Biliminsanları, madenciliğin okyanusun karbon yutağı rolünü de bozabileceğini söylüyor. Sanayi çağının başlangıcından bu yana okyanuslar, insan kaynaklı tüm karbondioksit emisyonlarının yaklaşık dörtte birini emdi. Derin deniz madenciliği okyanus tabanındaki tortuyu gevşeterek burada depolanan karbonu okyanusa geri gönderecek. Bu da okyanusun asitlenmesini ve küresel ısınmayı hızlandıracak.
Bu tür tehditleri gerekçe gösteren Uluslararası Doğa Koruma Birliği (International Union for Conservation of Nature), derin deniz madenciliği için bir moratoryum çağrısında bulundu. Kıtanın en üst düzey bilim paneli olan Avrupa Akademileri Bilim Danışma Konseyi (European Academies’ Science Advisory Council) ve Fransa’dan Fiji’ye kadar çeşitli ulusal hükümetler de. 44’ten fazla ülkeden 700’den fazla deniz bilimi ve politikası uzmanı, açık bir mektupla ISA’yı bu uygulamayı geçici olarak yasaklamaya çağırdı. Mektupta, okyanusun gezegenimiz ve insanlar için taşıdığı büyük önem ve biyolojik çeşitlilik, ekosistemler ve ekosistem işlevlerinin büyük ölçekli ve kalıcı kaybı riski nedeniyle derin deniz madenciliğinin başlatılmasına yönelik tüm çabaların durdurulmasını gerektirdiği uyarısında bulunuldu.
Herkes aynı fikirde buluşmuyor elbette. Derin deniz madenciliğini savunanlar, bu operasyonları iklim krizine “çözüm” olarak görüyor. Elektrikli otomobiller, rüzgar türbinleri ve güneş panelleri kobalt, manganez, nikel ve bakır gibi hayati metallere ihtiyaç duyuyor. Küresel ekonominin yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi için de bu değerli madenlerin büyük bir kısmına olan ihtiyaç artıyor.
Antropolog Jason Hickel, 2019’da küresel ekonomiyi karbonsuzlaştırmak için neye ihtiyaç duyulacağını şöyle özetledi: 34 milyon ton bakır, 40 milyon ton kurşun, 50 milyon ton çinko, 162 milyon ton alüminyum ve 4,8 milyar ton demir. Küresel lityum talebi ise 2030’da 2 milyon tonu aşarak 2025 için öngörülen talebi ikiye katlayacak. Elektrikli otomobil ağının genişlemesi, metal açığını daha da artıracak.
Nauru’nun önerdiği madencilik ortağı The Metals Company de dahil olmak üzere, derin deniz madencileri okyanus tabanını yağmalamanın karbonsuzlaştırmaya giden en az zararlı yol olduğunu iddia ediyor. Bunun alternatifi olaraksa karada üretimi artırmak, toprağı kirletmek, vahşi yaşamı tahrip etmek ve insan hakları ihlallerine katkıda bulunmak gösteriliyor.
The Metal Company’nin internet sitesinde, sualtı madenciliğinin “yerli topluluklara zarar vermeyeceği, ormanları yok etmeyeceği ve madencilik aşamasında çocuk işçi çalıştırılmayacağı” belirtiliyor. Bu dilden konuşmaya devam edersek, yeşil dönüşüm bir deniz sümüklü böceğinden daha önemli, diyebiliriz. Elbette yerli topluluklar, hiçbir insanın yaşamadığı derin ve karanlık okyanuslardan daha öncelikli olmalıdır, fikrini savunabiliriz. Hatta eski bir soydan gelsin ya da gelmesin, bir cin köpek balığının Kongo’daki bir kobalt madeninde çalışan bir çocuktan daha fazla korunmayı hak ettiğini nasıl iddia edebiliriz?
Madenciler, madencilik yapmak zorundayız, diyor. Asıl mesele bunun nerede yapılacağı; okyanusun derinliklerinde mi, yoksa karada mı? O halde bir düğmeye basılsın ve arazi bozulması ve ekosistem tahribatı önlensin. Birkaç antik mercan ezilecekse de, varsın ezilsin.
[mailerlite_form form_id=11]
Döngüsel ekonomiye geçişin önemi
Okyanus madenciliğine hevesli şirketlerin büyük ölçüde dayandığı sav, kara ve deniz madenciliği arasında yapılan bu karşılaştırma. Ancak Derin Deniz Koruma Koalisyonu’nda (Deep Sea Conservation Coalition) çalışan çevre avukatı Duncan Currie, “Elmalar ile armutları karşılaştıramazsınız,” diyor. “Derin denizdeki biyoçeşitlilik kaybının boyutunu ya da doğasını bilmiyoruz, bu yüzden karşılaştırma yapamayız.” Derin deniz madenciliğinin başlaması, karadaki madenlerin kapatılmasına yol açmayacak. “Okyanusta derin deniz madenciliğinin açılmasının karadaki madenlerin kapatılmasına yol açacağını varsaymak mantıklı değil. Bunlar ek olacaktır.”
Önümüzde başka seçenekler de var, minerallere olan ihtiyacı azaltacak malzemelerde ve teknolojilerde yeni keşifler veya ilerlemeler de olacaktır. Grafen alüminyum-iyon, demir akışı ve katı hal teknolojileri gibi gelecek vadeden batarya alternatiflerinin yanı sıra doğrudan deniz suyundan etkisiz çıkarma da geliştiriliyor. Öyle ki BMW, Volvo, Volkswagen ve Renault gibi birçok elektrikli araç üreticisi, derin deniz madenciliği moratoryumunu destekliyor.
Bu gelişmelerin de kendi sorunları var. Örneğin, alüminyum üretimi yeraltı sularına kimyasallar püskürtebiliyor, ancak etkileri derin madencilikten daha ölçülebilir ve dolayısıyla yönetilebilir gibi görünüyor.
Belki de en önemlisi, tek kullanımın norm olduğu doğrusal ekonomiden geri dönüşümün ve yeniden kullanımın kilit rol oynadığı döngüsel ekonomiye geçmemiz gerektiği. Zira kullanılmayan tek değerli maden rezervi derin denizler değil. Tüketicilerin her sene ürettiği büyük miktardaki e-atıkların çoğu esasında geri kazanılabilir. Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency) tarafından 2050 yılında kadar küresel olarak net sıfır emisyona ulaşmak için geliştirilen bir senaryoya göre kritik minerallere olan talep bugüne kıyasla 6 kat artacak. Ancak 2022’de Doğal Hayatı Koruma Vakfı (World Wildlife Foundation, WWF) tarafından hazırlatılan bir rapor, geri dönüşümün artırılmasının lityum, kobalt, nikel, manganez, nadir toprak elementleri, platin ve bakıra yönelik kümülatif talebi yarıdan fazla azaltabileceğini ortaya koyuyor.
Dönemin WWF Genel Müdürü Marco Lambertini, raporda “İleriye giden yol, teknolojik yenilikler ile mevcut tüketim ve atık kalıplarımızda yapılacak değişikliklerin bir karışımını içeriyor,” diye yazıyor. “İnsan yaratıcılığı ve aydınlanmış bir kendini koruma duygusuyla, bu görev kolektif kapasitemiz dahilinde başarılabilir.”
Araştırmacılar 2020’de 5,3 milyar cep telefonunun çöpe atıldığını tahmin ediyor. Kimi artık çalışmadığı, kimi de tasarımı artık beğenilmediği için. Ancak bu şekilde olmak zorunda değil. Düzenleyici çözümler için adımlar atılmaya da başlandı.
Avrupa Birliği, 2023’ün başında üreticilerin ürünlerini tamir etmeyi kolaylaştırmalarını gerektiren “onarım hakkı” mevzuatını geçirdi. Paris savcısı Apple hakkında, tüketicilerin telefonlarını üçüncü taraf bileşenlere tamir ettirmelerini engellediği gerekçesiyle bir soruşturma başlattı. Dünyanın dört bir yanında, mülkiyeti kolektifleştirmek ve gereksiz israfla mücadele etmek için “onarım kafeleri” ve “nesnelerin kütüphaneleri” ortaya çıkmaya başladı. Uzatılmış garantilerin sağlanmasını zorunlu kılmak, şirketlerin kusurlu ürünleri değiştirmesini gerektiriyor ve dahili kusurları caydırıyor. Örneğin İsveç’te müşteriler satın alma tarihinden üç yıl sonrasına kadar garanti talebinde bulunma hakkına sahip.
Deniz süngerinden alacağımız yaşam dersi
Derin deniz madenciliği tartışmasında asıl soru, şirketlerin karayı mı yoksa denizi mi yağmalayacağı değil. Soru, insanların doğal dünyaya nasıl baktıklarıyla ilgili. Çıplak bir kaynak olarak dünya, acımasızca sömürülmek için var olan bir kaynaklar yığınından fazlası değil mi? Evimiz olarak, ne pahasına olursa olsun korumamız ya da sonuçlarına katlanmamız gereken bir yer mi?
Okyanusun dibinde, yüzü olmayan deniz süngerleri sessizce büyük miktarlarda su emiyor. Suyu filtreleyerek, atıkları geri dönüştürerek ve diğer deniz organizmaları için değerli besinler üreterek okyanus tabanı ekosistemlerine hayati hizmetler sağlıyor.
Bazı türler, endüstriyel kapitalizmden 20 kat daha eski. Onlar çevrelerine karşı değil, çevreleriyle birlikte hareket ederek bu kadar uzun süre hayatta kaldılar. Onlardan öğrenmemiz gereken çok şey var.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()