Kimin kamusu, kimin mekanı?

Kimin kamusu, kimin mekanı?
muze-gazhane

İstanbul’un endüstriyel miraslarından biri olan Hasanpaşa Gazhanesi veya artık bilinen adıyla Müze Gazhane, yalnızca geçmişin hatırlatıcısı olan bir yapı değil aynı zamanda bugünümüzü ve yarınımızı şekillendiren bir kamusal mekan örneği. Türkiye’de kamusal alanların giderek daraldığı, ifade özgürlüğünün sınırlandığı ve kamusal mekanlara erişimin çeşitli yollarla kısıtlandığı bu dönemde Müze Gazhane’nin açtığı alanlar, sunduğu olanaklar ve temsil ettiği değerler çok daha kıymetli hale geldi. Bu dönüşümde, bugün siyasi nedenlerle tutuklanan ve hakkında ev hapsi kararı verilen Mahir Polat’ın ve onun kurduğu İBB Miras’ın katkılarını anmak hem tarihi hem de vicdani bir sorumluluk haline geliyor.

Müze Gazhane’nin hikayesi, Anadolu yakasına gaz tedariki sağlamak amacıyla kurulan Hasanpaşa Gazhanesi olarak başladı. 19. yüzyıl sonlarında inşa edilen bu yapı, İstanbul’un modernleşme sürecinde önemli bir rol oynadı. Gaz üretimiyle başlayan hikaye, 1993’te üretimin durdurulmasıyla sona ermedi; aksine, halkın sahiplenmesiyle yeni bir döneme girdi. Gazhane'nin yıkılmasına karşı mücadele eden sivil toplum örgütleri, semt sakinleri ve Gazhane Çevre Gönüllüleri, mekanın kültürel bir hafıza alanına dönüşmesi için yıllara yayılan bir çaba gösterdiler. 1998’de kurulan kooperatif ve ardından düzenlenen festivaller, halkın bu mekanı ne kadar sahiplendiğini gösterdi. Gazhane’nin SİT alanı ilan edilmesi de bu çabanın bir meyvesiydi. Ancak bu hafıza mekanının yeniden işlevlendirilmesi ve yaşatılması için yalnızca geçmişe değil bugüne de ihtiyaç vardı. Bu noktada, Mahir Polat ve onun liderliğindeki İBB Miras devreye girdi.

İBB Genel Sekreter Yardımcısı ve İBB Miras’ın kurucusu Mahir Polat'ı kamu mülkiyetindeki tarihi yapıların restorasyonu ve kent belleğine kazandırılması adına yürüttüğü projelerle biliyoruz. Onun öncülüğünde İBB Miras kent tarihinin önemli yapılarını korumakla kalmadı, aynı zamanda kamusal alanlar yaratarak İstanbul'un kültürel yaşamını yeniden şekillendirdi. İBB Miras, 60’dan fazla anıt ve sivil mimarlık eseri, 21 yeni müze ve yaşam alanı, 34 kamusal sanat eseri, 197 tescilli çeşme, 588 tarihi mezar ve 19 tarihi türbe olmak üzere toplam 945’ten fazla miras alanının restorasyonunu gerçekleştirdi ve koruma altına alınmasını sağladı.

Müze Gazhane, bu dönüşüm çalışmalarının en sembolik örneklerinden biri. 2014’te Kadir Topbaş döneminde başlayan ve 2021’de Ekrem İmamoğlu yönetiminde tamamlanan restorasyon sürecinde yapı yalnızca fiziksel olarak yenilenmedi, mekanın anlamı da dönüştü. 9 Temmuz 2021’de "Müze Gazhane" adıyla açılan kompleks, kütüphanesi, tiyatro salonları, etkinlik alanları, sosyal mekanları ve kamusal toplanma yerleriyle bir kültür ve yaşam merkezi haline geldi. Müze Gazhane, Mahir Polat liderliğinde İBB Miras ve Murat Abbas yönetimindeki Kültür AŞ'nin ortak çabalarıyla İstanbul'daki altkültür üreticileri, bağımsız sanatçılar ve kültür-sanat izleyicileri için erişilebilir bir alan sundu. 2019 yerel seçimlerinin ardından sahnelerin daha geniş kitlelere açılmasıyla sanatçılar için daha adil ve kapsayıcı bir ortam yaratıldı. Ancak bu kültürel dönüşümüne yön veren isimlerin tutuklanması, ifade ve kültürel özgürlükler açısından ciddi endişelere yol açıyor. Bir yapının tarihsel değerini korurken onu günümüzün toplumsal ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden işlevlendirme yaklaşımı, kent hakkı, kültürel miras ve kamusallık kavramlarının kesişiminde yer alıyor.

[mailerlite_form form_id=10]

Günümüz Türkiyesi'nde kamusal alanlar her zamankinden daha fazla baskı altında.

Kent meydanları, parklar, kültür merkezleri ya kapatılıyor ya da güvenlik önlemleriyle adeta sterilize ediliyor. Özellikle büyükşehirlerde kentsel mekan yalnızca gündelik yaşamı kolaylaştıran bir unsur değil aynı zamanda devletin gözetim ve denetim aracı haline gelmiş durumda. Bu süreçte, kamusal alanların özgürlük, katılım ve çoğulculuk gibi temel demokratik işlevleri giderek erozyona uğruyor. Yurttaşların toplanma, ifade özgürlüğü ve görünür olma hakları, estetikleştirme, güvenlik gerekçeleri veya “kamu düzeni” arayışıyla kısıtlanıyor.

Kamusal alanın bu dönüşümü yalnızca fiziksel bir müdahale değil, aynı zamanda ideolojik bir yeniden tanımlama sürecidir. Judith I. Németh’e göre, kamusal alan giderek daha fazla estetikleştirilmiş ve sterilize edilmiş bir çevreye dönüştürülüyor, burada politik ifadeler ve alternatif kullanımlar "rahatsız edici" bulunuyor. Bu yaklaşımda kamusal mekan yalnızca belli türden kullanıcılar, fikirler ve belli türden davranışlar için düzenlenir. Sokakta yürüyen, oturan, konuşan, protesto eden, paylaşan ya da yalnızca var olan bireyler, yeni rejimin dışına itilmekte; kamusal alan da farklılıkların değil, aynılığın ve tüketilebilirliğin mekanı haline getirilmektedir. Oysa gerçek anlamda kamusal alan karşıtlıkların, hatta rahatsız ediciliğin de mümkün olduğu, yani toplumsal müzakerenin sürdüğü yerlerdir. Németh’in ifadesiyle, “Gerçek anlamda kamusal alan, karşıt-kamuların ortaya çıkabildiği ve anlamın müzakere edildiği mücadele alanları olarak kalmaya devam eder.” Bu perspektiften bakıldığında, Türkiye’deki birçok kamusal mekanın bu niteliklerinden arındırıldığını ve sadece fiziksel değil, simgesel olarak da daraltıldığını söylemek mümkün.

Bu bağlamda, Müze Gazhane yalnızca fiziksel bir restorasyon projesi değil aynı zamanda bu daralmaya karşı kamusal alanı yeniden kuran bir müdahaledir. Müze Gazhane, güvenlik bariyerleriyle çevrilmeyen, yurttaşların katılımını teşvik eden, ifade ve karşılaşma biçimlerini olanaklı kılan bir ortak yaşam alanı olarak bu estetikleştirme ve kontrol politikalarına karşı bir alternatif sunabileceğini bize gösterdi.Bu noktada gazhanenin önceki yıllarda iklimden insan haklarına, başka konulardaki forumlara ve grevlere ev sahipliği yapmış olduğunu unutmamak gerekir.

Geçen ay, Mahir Polat, Murat Abbas ve Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu birçok İBB çalışanının gözaltına alınmasıyla Müze Gazhane bu anlamını bir kez daha ortaya koydu. Tutuklu öğrencilerin serbest bırakılması ve Mahir Polat’a destek vermek üzere bir araya gelen öğrenciler, Müze Gazhane’de bir buluşma gerçekleştirdi. Bu buluşma, mekanın yalnızca bir etkinlik alanı değil aynı zamanda demokratik katılımın, kamusal tartışmanın ve dayanışmanın da adresi olduğunu gösterdi. Müze Gazhane'nin de arasında bulunduğu farklı noktalarda gerçekleşen, buluşmaların ve kamusal destek çağrılarının ardından tutuklular tek tek serbest bırakılmaya başladı; böylece bu mekanın dayanışma gücü yalnızca sembolik değil, somut sonuçlar da doğurdu.

Kamusallık yalnızca bir fiziksel erişim meselesi değildir, aynı zamanda bir hak meselesidir. Nerede toplanabileceğimizin, ne söyleyebileceğimizin, hangi binada ne yapabileceğimizin devlet tarafından belirlendiği bir düzende, gerçek anlamda kamusal mekanlardan bahsetmek mümkün değildir. Kamusal alanlar, demokratik toplumların temel yapıtaşlarıdır.

Richard Sennett’in de vurguladığı gibi, kamusal alan yalnızca bireylerin birlikte bulunduğu fiziksel bir zemin değil farklılıklarla bir arada yaşama becerisinin geliştiği bir etkileşim ortamıdır. Sennett’e göre, kamusal alan insan ilişkilerinin geliştiği, bireylerin farklılıklarıyla bir arada var olabildiği, toplumsal deneyimlerin paylaşıldığı ve bireylerin görünürlük kazandığı alanlardır. Bu bağlamda, Müze Gazhane gibi mekanlar yalnızca restorasyon başarıları değil aynı zamanda bireylerin karşılaşma, birlikte olma ve farklılıklarla yüzleşme pratiklerini teşvik eden, siyasal duruşların mekansal tezahürleridir.

Ne var ki günümüzde bu tür mekanların kamusallığı da giderek daralıyor. Şehirler, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ideolojik müdahalelerle yeniden şekillendiriliyor. Kamusal alanlar, otoriter bir estetikle, katılım yerine denetimi, çoğulluk yerine homojenliği öne çıkaran bir anlayışla dönüştürülüyor. Bu dönüşüm yalnızca fiziksel değil, sözün, eylemin ve hafızanın da bastırılması anlamına geliyor. Ancak bu baskıya karşı gelişen toplumsal tepkiler,alternatif bir kamusal alan tahayyülünü mümkün kılabiliyor. Özellikle 2024 Mart’ında Saraçhane’de, Kadıköy’de ve başka birçok yerde yükselen sesler, kent mekanlarının yalnızca devletin değil halkın da yeniden tanımlayabileceği yerler olduğunu hatırlattı.

Örneğin geçen yıl, 1 Mayıs’ta Bozdoğan Kemeri’nin altına kurulan polis barikatları yalnızca fiziki birer engel değil, yıllardır örülen kamusal sessizliği ve kontrol arzusuna işaret ediyordu. Ancak, işçilerin bu yapıya “1 Mayıs Kemeri” demesi bu sessizliği delme çabasının önemli bir işaretiydi. Kamusal mekan, devletin çizdiği sınırlar içinde var olmanın ötesine geçerek halkın ortak deneyimiyle yeniden kurulduğu anda gerçek anlamına kavuşur. Türkiye’de kamusal alanın özgürleşmesi, bu taleplerin sürekliliğine, çeşitliliğine ve kolektif hafızaya nasıl eklendiğine bağlıdır. Dolayısıyla bugün yaşananlar, yalnızca anlık itirazlar değil kamusal alanın geleceği üzerine yürütülen uzun soluklu bir mücadelenin parçalarıdır.

Müze Gazhane’nin açtığı alanlar, gençlere, öğrencilere, sanatçılara ve yurttaşlara ait. Bu ortak kullanım, mekanın gerçekten kamusal olduğunun bir göstergesi. Güvenlik bariyerleriyle çevrili olmayan, insanları uzaklaştırmayan, tam tersine onları içine alan, katılıma teşvik eden bir alan...

Mahir Polat’a ve çalışma arkadaşlarına yönelik siyasi operasyon ise yalnızca bireylerin özgürlüğüne değil kent hakkına, kamusal mekanlara ve kültürel yaşama da yönelik bir müdahale olarak okunmalıdır. Polat’ın tutuklanması, Müze Gazhane gibi projelerin temsil ettiği değerlerle doğrudan çelişmektedir. Geçmişte ve şu anda kente değer katmak için çalışan isimlerin gözaltına alınması, kamusallığın, dayanışmanın, özgürlüklerin ve ortak yaşam alanlarının savunusuna bir saldırıdır. Bu yüzden Müze Gazhane’de ya da farklı kamusal konumlarda bir araya gelen insanlar yalnızca bir kişiye değil, bir fikre, kentsel vizyona, toplumsal hakka sahip çıkmaktadır.

Müze Gazhane bugün bize şunu hatırlatıyor: Kamusal alanlar kent belleğinin sürdürülebilirliği için vazgeçilmezdir. Bu alanlar kendiliğinden var olmaz; onları yaşatan, dönüştüren ve savunan insanlar vardır.  İstanbul’un, Türkiye’nin ve dünyanın buhranlı zamanlarında, kamusal mekanlar nefes alma, söz söyleme alanlarımız olmaya devam edecekse, onları korumak ve sahiplenmek zorundayız.


Kaynakça

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.