Kimse bize bakmazken ne yapıyoruz?

İnsanların hayatındaki gerçekten önemli anları, muhtemelen onların sosyal medya profiline bakarak bilemeyeceğiz.

Kimse bize bakmazken ne yapıyoruz?

Her gün kim olup olmadığımızı ifade etmenin türlü yollarını ararken, çeşitli uygulamalar aracılığıyla anlatı fişleri biriktiriyoruz. Neyi ne kadar dinledik, hangisini izledik, nereleri gezdik, ne kadar koştuk veya kaç kitap okuduk... Her ayın sonunda arkadaş buluşmalarından aile yemeklerine, yaz tatillerinden hafta sonu kaçamaklarına uzanan türlü fotoğraf dizileri. Gelip geçen aylardan, kendimizden ve evrenden beklentilerimiz üst üste binerken, “daha iyi bir versiyonumuza” ulaşma fikri neredeyse hiç düşünmeden tekrar edilen bir temenniye dönüştü.

Bu temenninin bu kadar kolay tekrarlanabilir olmasının nedeni belki de daha iyinin artık ne olduğuna dair ortak bir hayalimizin kalmamış olmasıdır. Daha doğrusu, ortak bir hayalimiz veya amacımız varmış gibi yapmamız. Daha çok seyahat etmek, daha iyi bir vücuda kavuşmak, daha sağlıklı bir ilişki yaşamak, zaruri bir işin yerini almış o sevdiğin işi yapmak... Hepimiz birbirimizin hayallerinin peşinden hepsi bize aitmiş gibi koşarken, mutlu hissetmenin yerini ölçülebilen ve her koşulda kendine tanık bulunabilen eylemler aldı.

Daha iyi olmayı yalnızca ölçülebilir performansımızla değerlendirdiğimizde, sosyal medyada kaydırdıkça karşımıza çıkan daha iyilerle kurduğumuz sessiz rekabet, fark etmeden içimizi tüketiyor. Ekrandan gördüğümüz hayatlarla rekabet ederken, ekonomik refahın çoğumuz için erişilmez olduğu bir neslin sınırlı imkanlarını deneyimlere dönüştürmeyi bu kadar romantize etmesi anlaşılır tabii. Belki de hiçbirimizin başka bir sermayesi kalmadığındandır.

“Deneyim biriktirmek” diye tanımlanan takıntı bu yüzden yalnızca bir tercih değil, bir telafi biçimi gibi çalışıyor. Sahip olunamayanların, ertelenenlerin, ulaşılması güç olanların yerine konan daha hafif, daha taşınabilir bir sermaye... Geriye dönüp bakıldığında “yaşadım” diyebilmek için tutulmuş küçük kanıtlar. O ânın kendisinden çok, sonradan anlatılabilir olmasıyla değer kazanan anlar bunlar. Belki de bu yüzden deneyimler yaşanırken değil paylaşıldığında tamamlanıyor, tanıklık olmadan eksik kalıyor. Bir yeri görmek değil, gösterilebilir kılmak önemli hale geliyor. Oysa Louvre Müzesi'ne gitmek, sadece Mona Lisa’nın önünde fotoğraf çekilmek değildir ya da onu çekenleri eleştirecek bir içerik üretmek...

Ama çoğu zaman, mesele tam olarak bu. Hem toplumdaki yerimizi hem de toplumun bize açtığı pencereden gördüğümüz idealize edilmiş aksimizi belirlemeye çalışırken, inatla ölçü aldığımız sayaçlar bize sessizce başka bir şey fısıldıyor: Olmak istediğimiz kişi mi, yoksa olmamız istenen kişi mi olduğumuzu ayırt etmek gittikçe zorlaşıyor. Belki de bu yüzden ölçülmeyen anlar huzursuzluk yaratıyor. Kayda geçmeyen, paylaşılmayan, bir sayıya ya da hikayeye dönüşmeyen zamanlar boşa harcanmış gibi hissettiriyor. Durmak, hiçbir yere eklenmemek, biriktiğini görmemek hepimizi rahatsız ediyor.

Üstelik bu huzursuzluk yalnızca gerçekten önemsediklerimizle sınırlı kalmıyor, başkalarının hayatlarında değerli görünen şeyler fark etmeden bizim için de önemliymiş gibi davranmamıza neden oluyor. Daha da en kötüsü, bunu fark etsek bile dışında kalamıyoruz.. Çünkü olmamız gereken personanın o deneyime ihtiyacı varsa, geri durmak bir tür eksiklik gibi hissediliyor.

İnsanların hayatındaki gerçekten önemli anları, muhtemelen onların sosyal medya profiline bakarak bilemeyeceğiz. Önceki kuşakların yaşam alanlarında sergilediği mezuniyet, düğün, doğum fotoğrafları gibi bugün oluşturduğumuz profiller de şimdiki biçimleriyle olmasa da bir yolunu bulup hayatımızda kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Durmak, sıkılmak, koyduğun hedefe ulaşamamak, ulaştığın hedeften tahmin ettiğin kadar tatmin olmamak… Tam da kimseye anlatılamayan, kimsenin onayına sunulmayan bu anlar benliğin en az müdahale edilmiş halini taşıyor olabilir. Sahi, kimse bize bakmazken ne yapıyoruz?

sayın okur, sizin desteğiniz sayesinde bağımsızlığımızı koruyabilmek bizim için çok kıymetli. içeriklerimizin daha geniş kesimlere ulaşabilmesi için vesaire’yi patreon üzerinden destekleyebilirsiniz.

ŞİMDİ DESTEKLE