Kitle imha şiiri yoktur
Rıfat El-Arir, işgalci ve sömürgeci siyonist kuşatmanın baskıcılığına karşı direnmeye çalışan milyonlarca Filistinliden biriydi. Gazzeliydi. Akademisyen ve şairdi. Uzmanlık alanı İngiliz edebiyatı ve özelde Shakespeare olsa da, özelde Gazze ve genelde Filistin mücadelesi için aktif rol üstlenen sivil aktörlerden biriydi. 2015’te kurulan, daha sonra Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü (Euro-Med) bünyesinde resmi faaliyetlerini sürdüren We Are Not Numbers (WANN) inisiyatifinin kurucularındandı. WANN’da sayılar için şöyle deniyordu:
“Sayılar kişisizdir, çoğu zaman hissizleştirir. Aslında oldukça evrensel olan, özgün bir bağlamda gerçekleşmese herkeste birdenbire karşılık bulacak olan gündelik bireysel mücadeleleri, zaferleri, gözyaşlarını, kahkahaları ve özlemleri aktaramazlar.”
Gaza Writes Back (Gazze Cevap Veriyor) ve Gaza Unsilenced (Susturulamayan Gazze) kitaplarını hazırlayan El Arir, henüz 9 Ekim’de katıldığı The Electronic Intifada oturumunda Gazze’de hiçbir yerin güvende olmadığını söylediğinde, arkasından bomba sesleri geliyordu. 6 Aralık 2023’te, katledilen yüzbinlerce Filistinli gibi bir hava saldırısında hayatını kaybetti. Hatırasına saygı duyuyoruz.
Aşağıdaki yazı, Gazzeli bir akademisyen ve entelektüelin, bugün aşırı bombardıman altında kalarak yerle bir olan Gazze İslam Üniversitesi’nin 2015’teki saldırılarda da hedef olmasından hareketle sınıf ortamında öğrencileriyle tartışırken yaşadığı zorluklara dikkat çekiyor. Ak-karacı, konformist, önyargıcı düşüncenin, ilkeli ve entelektüel emekle nasıl zamanla dönüşebileceğine ilişkin sabırlı bir duruşu aktarıyor. Yazının başlığı ise oldukça tanıdığımız bir göndermeye sahip. ABD Başkanı George W. Bush, 2002’de Irak’a askeri harekat düzenleme gerekçesini açıklarken “kitle imha silahlarının” varlığına dayanıyordu. İşgal ve sömürünün sonucunda hayatını kaybeden yüzbinlerce insan, yıllar sonra gelen soğukkanlı bir itirafla yeniden katledildi: “kitle imha silahları yokmuş”. Rıfat El-Arir de 2015’te yayımlanan yazısında silah yerine şiir kelimesini tercih ediyor. “Silah geliştirildiği” için bombalandığı açıklanan üniversitesinde “kitle imha şiiri” üzerine öğrenci yetiştirdiğini, ironinin akıl sağlığını koruyan sınırları içinden yazıyor.
Gazze’de yok olan, tahrip edilen, katledilen tam da El-Arir’in inisiyatifinin söylediği gibi yalnızca “sayılardan” ibaret değil. Şu kadar ölü, şu kadar yaralı, şu kadar bombalanmış bina derken dikkat etmemiz ve görmemiz gereken şey, aslında dünyaya örnek olacak bir etik mücadeleci tutum sergileyerek insanlığı ayakta tutan yaşama iradesinin, sabrın, düşmanına benzememeye çalışma çabasının katledildiğidir.
Son not: Şairler ölür, şiirleri ayaktadır.
İsrail, devam eden çatışmalar sırasında, İngilizce bölümünde dünya edebiyatı ve yaratıcı yazarlık dersleri verdiğim Gazze İslam Üniversitesi’ni (IUG) füzelerle vurdu. Üniversitenin idari binası büyük hasar gördü. Personel bölümü ve İngilizce bölümü ofisleri de tamamen yıkıldı.
Gazze İslam Üniversitesi 1978’de kuruldu, on binlerce Filistinliyi yetiştirdi. Şu anda tıptan mühendisliğe, dil bölümlerinden eğitim bölümlerine ve psikolojiye kadar 70'ten fazla araştırma alanı bulunan üniversitede 20 binden fazla öğrenci eğitim görüyor.
Gazze İslam Üniversitesi öğrencileri ve İsrail işgali
Üniversitede ders vermeye başladığımda, çoğu Gazze'nin dışına hiç çıkmamış ve İsrail işgali altında büyük acılar çekmiş genç öğrencilerle tanıştım. İsrail 2006’da kuşatmayı yoğunlaştırdığında bu acılı hal daha da kötüye gitti. Gençlerin çoğu ailelerini ziyaret etmek için Batı Şeria'ya ya da ibadet etmek için Kudüs'e geçemiyordu. Burslu eğitimleri için ya da sadece gezi için ne ABD’ye ne İngiltere'ye gidebiliyorlardı. Binlerce başka ürünün temini bir tarafa, normalde izin verilen kitaplar dahi Gazze’ye alınmıyordu. Dünyanın bilmesi gerekir ki bu gencecik nesli karanlıkta bırakmanın sonuçları, tahmin edebileceğimizden çok daha kötü sonuçlar doğuracaktır.
İlk zamanlarda öğrencilerim, İsrailli şair ve yazar Yehuda Amichai’yı ele almakta (çünkü o bir İsrail Yahudisi) ya da kurgusal karakterler Shylock (Venedik Taciri, W. Shakespeare) veya Fagin (Oliver Twist, Charles Dickens) hakkındaki "ilerici" görüşlerimi kabul etmekte zorlanmış olmalılar. Birçoğu için Fagin kötülüğün kaynağıydı, toplumu tahrip eden şeytanın vücut bulmuş haliydi. En azından metaforik olarak toplumun geleceğini olan çocuklarını hırsızlara ve katillere dönüştürerek yok eden bir karakterdi.
Çetin sorular
Ancak daha sonra gözlerini biraz daha açmayı başardılar, Fagin'in aslında farklı olanlardan, daha koyu tenli veya öteki ırktan olanlardan nefret eden bir toplumun ürünü olduğunu görebildiler. Hatta Fagin karakterinin kiliseden daha iyi olduğunu fark ettiler. Fagin’in evsizler için bir barınak sunduğunu, Oliver gibileri biraz olsun mutlu ve umutlu hissettirdiğini gördüler. Fagin, Yahudi Fagin, artık bir Yahudi değildi. O da hepimiz gibi bir insandı. Fagin'in, bir eve girmesi için Oliver'ı uyandırmayı reddetmesi ve "Şimdi olmaz. Yarın. Yarın" sözleri artık ironik değil, bu adamın bir kalbi olduğunu gösteren sözleri olarak görülüyordu. Öğrencilere yönelttiğim en zorlayıcı soru, "Fagin'in yerinde olsaydınız ne yapardınız?" sorusuydu çünkü öğrencilerimi ırk ve din konularını yeniden düşünmeye, bunları daha üst düzeydeki insanlık kavramına ve asgari müştereklere dönüştürmeye davet ediyordu.
Fakat Shakespeare'in Venedik Taciri dersleri daha zorlu geçiyordu. Öğrencilerimin çoğu için Shylock ıslahı mümkün olmayan biriydi. Shylock'un kızı bile ondan nefret ediyordu! Ancak, üniversitemizde teşvik edilen açık fikirlilik, diyalog ve tüm kültürlere ve dinlere saygı ilkelerince, insanları yargılarken ya da en azından edebi metinleri analiz ederken tüm önyargılarımızı geride bırakmak için öğrencilerimle çok sıkı çalıştık.
Böylece Shylock’un yamyamca ve ilkel intikam arzularını tatmin etmek için insan etinin peşinde koşan bir Yahudi olduğu basitleştirici fikir, onun tamamen farklı bir insan olduğu fikrine dönüştü. Shylock da tıpkı biz Filistinliler gibi sadece İsrail'in saldırganlığına, yıkımına ve ırkçılığına değil, aynı zamanda onun dezenformasyon ve iftira üreten savaş makinesine de sürekli maruz bırakılmıştı. Shylock, apartheid benzeri bir toplum tarafından inşa edilen dini ve spiritüel duvarlara katlanmak zorunda kalmıştı. Shylock, bir alt-insan olarak yaşayarak teslimiyet ve aşağılanma arasında seçim yapmak ya da elindeki araçlarla baskıya direnmek zorunda olduğu bir konumdaydı. O da tıpkı bugünkü Filistinliler gibi direnmeyi seçti.
Shylock'un "Bir Yahudi'nin gözleri yok mu?" konuşması artık cinayeti meşrulaştırmaya yönelik zavallı bir girişim değil, uzun yıllar boyunca çekilen acıların ve haksızlıkların içselleştirilmesiydi. Öğrencilerimden biri Shylock ile aramızdaki benzerlikleri o kadar çarpıcı bulmuştu ki konuşmasını şu şekilde değiştirmişti:
"Bir Filistinlinin gözleri yok mu? Filistinlinin elleri yok mu, organları, boyu posu, duyuları, duyguları, heyecanı yok mu? Aynı yiyecekle beslenmiyor mu, aynı silahla yaralanmıyor mu, aynı hastalıklara yakalanmıyor mu, aynı yollarla iyileşmiyor mu, aynı kışın ve yazın üşüyüp ısınmıyor mu? Farkı ne bir Yahudi’den ya da Hristiyan’dan? Kanımız akmıyor mu kestiğinizde? Gıdıkladığınızda gülmüyor muyuz? Zehirlediğinizde ölmüyor muyuz? Peki haksızlık ettiğinizde, intikam almayacak mıyız sanıyorsunuz?”
Üniversiteni İngilizce bölümündeki altı yıllık hocalık kariyerimin belki de en duygusal anı, öğrencilerime hangi karakterle daha çok özdeşleştiklerini sorduğum zamandı: Arap kökenli Othello mu, yoksa Yahudi Shylock mu? Öğrencilerin çoğu Shylock’a Othello'dan daha yakın ve daha sıcak hissettiklerini söyledi. İşte ancak o zaman öğrencilerimin gelişmelerine destek olduğumu, işgal ve kuşatma nedeniyle sahiplenmek zorunda kaldıkları önyargıları yıkmayı başardığımı fark ettim. Ne yazık ki, ofisimde tuttuğum sınav kağıtları, Shylock'un parasının ve mallarının elinden alınmasını andıran bir şekilde ateşe verildi. Her zaman o kağıtlardaki cevaplardan yararlanmak istemiştim, hatta onları bir kitapta toplamayı düşünmüştüm.
Şenlikli bir spor
Oysa şimdi? Şimdi İsrail'in Gazze'deki Filistinlilerin başına getirdiği tüm ölüm ve yıkımla birlikte bu deneyimi tekrarlayabilecek miyim? Fagin'in insanlığından ve Shylock ile aramızdaki benzerlikten bahsedip öğrencilerimin gözlerinin içine bakabilecek miyim? Bizi öldürmek için Yahudiliği bahane ve söylem olarak kullanan siyonistlerin yaptıklarını gördükten tepkileri nasıl olacak?
Fotoğraflardan gördüğüme göre, personel kısmı ve İngilizce departmanı tamamen yok edilmiş. Meslektaşlarımınkiyle birlikte benim ofisim de yok olmuş. Ofis saatleri ve diğer tartışmalar için yüzlerce öğrenciyle buluştuğum ofisim gitti. Harika küçük bölüm kütüphanemiz yok oldu. Beş katlı binanın tamamının yıkılması mı gerekiyor yoksa yenilenmesi mümkün mü hiç bilmiyorum
Saldırıdan kısa bir süre sonra bir IDF (İsrail “Savunma” Kuvvetleri) sözcüsü Twitter'da İslam Üniversitesi'nde bir "silah geliştirme merkezini" yok ettiklerini açıkladı. Birkaç saat sonra da IUG'yi bombalama nedeninde eli yükseltti: İsrail Savunma Bakanı yaptığı basın açıklamasında "IUG bize karşı kullanılmak üzere kimyasal madde geliştiriyordu," dedi. Tweet atarak herhangi bir kanıt sunmaları için meydan okuduğumda, elbette hiçbir yanıt alamadım. Belli ki İsrail'in asla ve kat’a yalan söylemediğini kabullenmemiz gerekiyor. Hatta yukarıdaki iki açıklama arasındaki bariz tutarsızlığı bile görmezden gelmemiz gerekiyor. Bizim için ise yalan, şayet çok trajik değilse ancak komik olurdu.
Öğrencilerimin KİŞ’ler yani "Kitle İmha Şiirleri" ya da KİT’ler yani "Kitle İmha Teorileri" geliştirdiğim konusunda şaka yapmayı bırakmayacaklarını biliyorum. Hatta bazıları kimyasal izler aramak için belirli metinleri yeniden okumaya başlayabilir ya da alegorik ve anlatısal şiirin yanı sıra kimyasal şiir öğretilmesini isteyebilir. Kısa öykü ve roman gibi normal terimlerin yerini kısa menzilli öyküler ve uzun menzilli öykülerin alabileceğini varsayıyorum. Ya da sınav sorularımda kimyasal başlık potansiyeli taşıyan sorular olup olmadığı da incelenebilir.
Peki, İsrail neden bir üniversiteyi bombalasın? Bazıları İsrail'in IUG'ye sadece 20 bin öğrencisini cezalandırmak ya da Filistinlileri umutsuzluğa itmek için saldırdığını söylüyor. Bu doğru, ancak bana göre IUG'nin İsrail işgali ve apartheid rejimi için tek tehlikesi, öğrencilerin zihinlerini yok edilemez silahlar olarak geliştirmek için Gazze'deki en önemli yer olması. Bilgi, İsrail'in en büyük düşmanıdır. Farkındalık, İsrail'in en nefret ettiği ve en korktuğu düşmanıdır. İsrail bu yüzden bir üniversiteyi bombalıyor; açık fikirliliği, adaletsizlik ve ırkçılık altında yaşamayı reddetme kararlılığını öldürmek istiyor. Ama tekrar soruyorum, İsrail neden bir okulu bombalar? Ya da bir hastaneyi? Ya da bir camiyi? Ya da 20 katlı bir binayı? Shylock'un dediği gibi, "şenlikli bir spor" olabilir!
Filistin'in yaraları ve İsrail'in dokunulmazlığı
İsrail'in Filistinlilerin kalbinde açtığı yaralar onarılamaz değildir. Toparlanıp yeniden ayağa kalkmaktan ve mücadeleye devam etmekten başka seçeneğimiz yok. İşgale boyun eğmek insanlığa ve dünyadaki tüm mücadelelere ihanettir.
Öğrencilerimi, biz Filistinlilerin dünyanın dört bir yanından gelen Hıristiyan ve Yahudi kardeşlerimizle yan yana adaletsizlikle mücadele ettiğimiz türünden tartışmalara dahil etmenin benim için çok zor bir görev olacağını biliyorum. Ancak nereden başlayacağımı bildiğime inanıyorum. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Gaza Writes Back kitap turumuzda tanıştığım Yahudi arkadaşlarım Ilise ve Dan'den başlayacağım. Benim ve ailemin iyi olduğundan emin olmak için benimle sürekli irtibat halinde oldular. Karanlığın ve baskının karşısında benim umut ışığım oldular. Öğrencilerime, başta Boycott, Divestment and Sanctions (BDS) kampanyası olmak üzere muazzam çalışmalarıyla Filistin mücadelesinde büyük bir fark yaratan Jewish Voice for Peace'ten (JVP) bahsedeceğim. Öğrencilerime Yahudiliğin İsrail tarafından gasp edildiğini öğreteceğim. Onlara Ali Abunimah'ın bize öğrettiklerini öğreteceğim: "Siyonistlerin, bu işe bulaştırmak için gösterdikleri amansız çabalara rağmen Yahudiler İsrail'in Filistinlilere karşı işlediği soykırım suçlarından kolektif olarak suçlu değildir. Anti-semitizme karşı durmak, siyonizmin zulümlerinin her yerdeki Yahudiler adına yapıldığı iddiasını tamamen reddetmek anlamına gelir."
Öğrencilerimin, yeterince şey yapılıp yapılmadığını, bu dostların İsrail'in bize karşı daha korkunç suçlar işlemesini önlemek için daha fazlasını yapıp yapamayacaklarını soracaklarını biliyorum. Bu sorunun cevabını vermeleri için sözü Ilise ve Dan'e, BDS'yi desteklemek için çok gayret gösteren Filistin yanlılarına ve JVP'nin İsrailli savaş suçlularını mahkemeye çıkarmak ve cezasızlıklarına son vermek için yaptığı çalışmalara bırakıyorum.
*Bu yazı, Enes Ateş tarafından Refaat Alareer'in Middle East Eye'de yayımlanan makalesinden çevrilmiştir. Sunuş yazısı da çevirmen tarafından kaleme alınmıştır.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi tek seferliğine veya düzenli desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()