Kuştüyü kadar hafif, delicesine popüler: “Forrest Gump”
Gișe rekorları kırarak altı Oscar kazanan, en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu ve en iyi uyarlama senaryo dahil ödülleri bir bir toplayan Forrest Gump, geride bıraktığı 30 yılda kayda değer bir kültürel başarı olarak kabul gördü. ABD Kongre Kütüphanesi’nin Ulusal Film Arşivi’ne girmesiyle adeta kutsandı, kısmen de dünya genelindeki onlarca “Bubba Gump Shrimp Company” restoranlarıyla hatırlanıyor. 1994’ün en iyi film adayları arasında Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) gibi çok sevilen veya Ucuz Roman (Pulp Fiction) gibi daha fazla etki yaratan filmler vardı ama hiçbiri insanların ilgisini Forrest Gump kadar çekemedi.
Bunca zamandan sonra hâlâ sorulmaya değer: Bu film neyle ilgili, esasen ne anlatmaya çalışıyor? Bunlar retorik sorular değil, en azından bütünüyle değil. Winston Groom’un sıradışı bir otistik yeteneğin tarihsel dönemeçlerle kesişen hikayesini konu edinen pitoresk romanından serbestçe uyarlanan Forrest Gump, Amerikan sinemasının en büyük Rorschach lekelerinden (deneklerin algılarını mürekkep lekeleri kullanarak analiz eden psikolojik test) biri haline geldi. O kadar titizlikle apolitik hale getirilmiş bir film ki hangi ideolojiyi görmek isterseniz onu yansıtır. National Review dergisi bu filmi defalarca tüm zamanların en iyi muhafazakar filmlerinden biri olarak göstermiştir ama bu yorum bir Oliver Stone filmi gibi güçlü bir bakış açısını hissettiğiniz yapımlarda olmayan bir boşluğu dolduruyormuş gibi görünür. Neden çekildiğini bir türlü bulamadığınız ama milyonlarca insanda fazlasıyla karşılık bulan, anlaşılmaz bir film. Yolculuğu da uzun ve tuhaf oldu.
Filmin başarısının en basit açıklaması, izleyicilerin Forrest Gump’ın tatlı, masumane ve ayarsız cazibesine kolayca kapılmalarıdır. Forrest Gump, Ku Klux Klan’ın ulu büyücüsü Nathan Bedford Forrest’ın adını taşıyan ama adaşından çok daha sakin bir yapıya sahip, Alabama kırsalından dost canlısı bir adamdır. Winston Groom’un romanında daha çok otizm spektrum bozukluğundan muzdarip, kıt akıllı bir karakterdir, onu beceriksiz gösterecek kadar iri yapılıdır. Ama Mark Twain’i sever, satranç konusunda doğuştan yeteneklidir, NASA’da işe alınacak kadar matematik bilir. Eric Roth’un senaryosu ise onu ABD tarihinin önemli dönemeçlerinde tevazu ve saflıkla oradan oraya sürüklenen ama eski bir Texas Instruments TI-99’un (1979’da piyasaya sürülen bir ev bilgisayarı) işlem hızında çalışan, beyin bağlantılarına müdahale edilmiş bir Zelig’e dönüştürür.
Kariyerinin zirvesindeki Tom Hanks ise Forrest Gump’ı bütün ülkenin açıkhava sinemalarında aşk yaşadığı bir dönemde masumiyetini koruyan, cömert bir maceraperest olarak sunar. Eric Roth’un Forrest’ı Mark Twain’den çok Meraklı Maymun’a (Curious George) ilgi duyar ve pek bir şey öğrenemez ama “deneyim biriktirir.” Kader onu tıpkı filmin açılış sahnesinde usulca kucağına inen kuştüyü gibi yönlendirir. 1981’de Georgia’daki bir otobüs durağında kendisini dinleyen herkese “Hayat bir kutu çikolata gibidir,” der, “içinden ne çıkacağını asla bilemezsin.” Böylece Forrest geçmişe dönerek 75 IQ’ya sahip olmasına ve omurgasındaki eğriliği düzeltmek için bacak destekleri kullanmasına rağmen annesini (Sally Field) seven ve hayata tutunan bir çocuk olarak büyüme hikayesini anlatır. Yegane çocukluk arkadaşı Robin Wright’ın canlandırdığı Jenny’dir. Jenny, Forrest’ın edilgen ve gamsız çocukluğunun aksine travmatik bir deneyim yaşamış, istismara uğraşmış bir çocuktur.
[mailerlite_form form_id=10]
Forrest’ın hikaye anlatımı filmin en etkili unsuru olarak öne çıkar, çarpıtılmış bir tarih perspektifi sunarken senarist Eric Roth ve yönetmen Robert Zemeckis’e hikayesini 1960’lar ve 1970’lerde çabucak geçen epizotlarla anlatma özgürlüğü tanır. Bu bölümler, genelde Forrest’ın kendini önemli hadiselerin ortasında bulmasını sağlar. Garip bacak hareketleri genç Elvis Presley’e ilham verir. Koşudaki olağanüstü yeteneği ona Bear Bryant yönetimindeki Alabama Üniversitesi’nde Amerikan futbolu bursu kazandırır, 1963’te Alabama Valisi George Wallace’ın farklı ırklardan insanların kaynaşmasını engellemek üzere verdiği utanç verici mücadelesinde küçük bir rol oynar (Forrest, Vivian Malone Jones’un defterini yerden alır). Tükenmek bilmeyen başkalarını memnun etme arzusu, Forrest’ın hem ABD ordusunun itaatkar bir askeri hem de Louisiana’daki karides işini anlatmaktan hiç vazgeçmeyen avanak Bubba’nın (Mykelti Williamson) dostu olmasını sağlar.
Forrest’ın hayatının büyük kısmı tesadüflerle şekillenir, masa tenisi şampiyonluğu gibi beklenmedik (ve kazançlı) zaferler kazanması veya Washington Mall’daki kalabalık bir savaş karşıtı gösteride yanlışlıkla hippilerin kahramanı olarak belirmesi (sadece yürüyüşe çıkmıştır) bu tesadüflere örnek olabilir. Forrest’ın hayatına sadakati de yön verir: Bubba’ya verdiği söz üzerine karides işine girer, öfkeli ve yaralı Teğmen Dan'e (Gary Sinise) gönülden bağlanır, en önemlisi de gençliklerinde “bezelye ve havuç” gibi yakın oldukları günleri yeniden yakalama özlemiyle sürekli Jenny’yi arar. Oysa Jenny’nin karanlık başlayan hayatı gitgide daha da kararır. Forrest hiçbir şeyi anlayamaz, Jenny’nin de yaşamadığı şey kalmamıştır. Bu ikili, kusursuz bir eşleşmedir.
Robert Zemeckis, Forrest Gump'ı Beatles Hayranları, Geleceğe Dönüş ve Masum Sanık Roger Rabbit gibi en iyi filmlerinde gördüğümüz olağanüstü popüler kültür hakimiyetiyle yönetiyor ama son dönemde kariyerini uçuruma sürükleyen teknik takıntıların soğuk etkileri de hissediliyor. Örneğin, Forrest’ı The Dick Cavett Show’da John Lennon’ın yanına yerleştirmek için gerekli teknik müdahale onun “Imagine” şarkısının sözlerine ilham verdiği esprisi için pek de değerli değil. Forrest’ın Onur Madalyası almadan önce ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’a kurşun yarasını göstermek için pantolonunu indirmesi de öyle. Daha sinir bozucu olan da Zemeckis’in Amerikan tarihine dokunuşlarının Oklahoma’daki bir devlet okuluna bile yakışmayacak kadar yüzeysel olması, bu dokunuşları desteklemek için en klişe müzik seçimlerini yapmasıdır. Creedence Clearwater Revival’ın “Fortunate Son” şarkısı eşliğinde bir Vietnam sekansına veya savaş karşıtı hippileri Buffalo Springfield’in “For What It’s Worth” şarkısıyla ilişkilendirmeye gerek var mı?
Hal böyle olunca, Forrest Gump’ın esas konudan beklenmedik biçimlerde sapması, mesela filmin siyasi suikastlere yönelik tuhaf takıntısı veya Forrest’ın büyük değişimlerin ardından adeta ulusal bir zihinsel arınma egzersizi gibi işlev gören üç buçuk yıllık koşusu olağan görünür. Tom Hanks başrolde olunca da Forrest’ın hayatla başa çıkma becerisi ve yaşadığı onca şeye rağmen umudunu diri tutması şöyle dursun, onun çocuksu kırılganlığı ve ihtiyaçlarıyla kendinizi özdeşleştirmeden duramazsınız.
Forrest Gump çekici bir fantezi olabilir ama kuştüyü kadar hafif bir film olduğuna da kimse itiraz edemez.
Bu yazı, Cüneyt Bender tarafından Scott Tobias’ın The Guardian’da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()