Medyanın altında ne var?
Birçoğumuz bugün kendimizi ekonomik, ekolojik ve siyasal sarsıntıların birbirini tetiklediği tuhaf bir eşikte hissediyoruz. Bu "çoklu krizler" çağında esas tehlike krizlerin ne kadar şiddetli olduğu değil, bilginin toplumsal değerinin sanki ilk kez "negatif" bir anlama bürünmesi. Artık dijital akışta karşılaştığımız herhangi bir içeriğin bizi bilgilendirmesinden ziyade zamanımızı gasp ettiğini, karar vermeyi kolaylaştıracağına, karar mekanizmalarımızı felce uğrattığını hissetmiyor muyuz? Bilgi artık bir yön gösterici bir pusuladan çok dikkati sömüren, durmadan gürültü üreten bir hammadde gibi işleniyor.
Dijital medyayı artık yalnızca bir mesaj iletim kanalı olarak göremeyiz. Dijital medya hayatımızın her hücresini düzenleyen sessiz bir işletim sistemi gibi çalışıyor. Bizden komut bekleyen pasif araçlarla değil, her adımımızı, hatta tereddütlerimizi analiz edip bizi öngörmeye çalışan aktif sistemlerle çoğu zaman farkında olmadan temas kuruyoruz. Algoritmaların, bizi platformda daha uzun süre tutmak adına kutuplaştırıcı ve uç içerikleri önümüze çıkarma oranının yüzde 70’lere vardığını gösteren araştırmalar, aslında tercihlerimizin ne kadar özgür olduğunu sorgulatmıyor mu? Veriler karakterimiz hakkında bizden daha emin bir sesle konuşurken, sanki hakikate yaklaştığımız yanılsamasına kapılıyoruz. Oysa sayıların objektifliği karşısında deneyimimizin bize özgün dokusu giderek inceliyor.
Görünmez sansür
Bugünün baskı mekanizmaları bizi susturarak değil, daha fazla konuşturarak ve sesimizi devasa bir gürültünün içinde boğarak işliyor olabilir mi? Türkiye’de erişime engellenen web sitesi sayısının 1 milyonu aşması, sansürün artık istisnai bir yasak değil, dijital coğrafyamızı belirleyen bir mimari haline geldiğini gösteriyor. İçerik bir şekilde varlığını sürdürse bile algoritmik hiyerarşiler içinde "etkisizleştirilmesi" yaygın tabirle yeni normalimiz oldu.
[mailerlite_form form_id=11]
Üstelik bu kuşatma sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik. Dijital reklam gelirlerinin yüzde 70 gibi devasa bir kısmının sadece birkaç küresel teknoloji devinin kasasına aktığı bir ekosistemde, bağımsız bir sesin yankı bulması mucizeye dönüşüyor. Eskiye göre daha hızlı haber yapabiliyoruz belki ama haberin sahici bir kamusal alana ulaşması için aşmamız gereken duvarlar her gün biraz daha yükseliyor. Üstelik kamusal alanın sahip olduğu o kurucu eylem gücü, dijital mecraların belirlediği söylem sınırları içinde hapsoluyor. Neticede karşımıza çıkan, kalabalık olsa bile etkisiz bir çıktı oluyor. Tabii bu "etkisizlik" üzerine düşünmemiz bile, iletişim altyapılarına hâlâ erişebildiğimiz o kırılgan ihtimale bağlı.
Çıkışı birlikte aramak
İçine sıkıştırıldığımız ekonomi-politik darboğazda, alternatif medya mecraları olarak, çoğunlukla “hayatta kalma” refleksiyle hareket edebiliyoruz. Kapatılan bir sitenin adresini değiştirmek kuşkusuz hayati bir savunma ancak her göçte hem okurla hem de kendi mesleki pratiğimizle kurduğumuz güven ve cesaret bağının zedelendiğini de kabul etmeliyiz. Sadece yasaklara tepki vermek bizi günü kurtaran ama geleceği kuramayan bir döngüye hapsediyor.
Belki de asıl çıkış yolu tekil kahramanlık hikayelerinde değil, aramızdaki ilişkinin niteliğinde saklıdır. Okuru yalnızca bir "tüketici" olarak değil, bu yolculuğun ortağı, finansal destekçisi ve hakikat arayışının bir parçası olarak görebilir miyiz? Bu, sadece bir dayanışma çağrısı değil, karar süreçlerinden ekonomiye kadar her şeyi şeffafça paylaşabileceğimiz ortak bir dil inşasıdır.
Soyut ifade özgürlüğü fikrini savunduğumuz kadar bu özgürlüğün nefes alabileceği zeminleri de savunmamız gerekiyor: Ortak buluşma mekânları, yavaş okuma zamanları ve bizi devlerin insafından kurtaracak bağımsız ekonomik gelir modelleri. Medyanın altında görünmeyen bir ilişki ekonomisi yatıyor ve biz bu mimariyi ancak birlikte sorgulayarak gürültünün ötesinde bir anlam üretebiliriz.
AltMedya, bu yeni ve müşterek kamusallığı birlikte tasarlamak için yola çıkıyor.
Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.
Comments ()