Mesele sadece İmamoğlu değil, sen hâlâ anlamadın mı?

Mesele sadece İmamoğlu değil, sen hâlâ anlamadın mı?
İstanbul, 20 Mart 2025. Fotoğraf: Ozan Köse AFP.

Ekrem İmamoğlu’nun önce diplomasının iptal edilmesi, ardından gözaltına alınmasının akabinde ülkede yaşananlar, özellikle gençlerin sokağa çıkması ve taleplerini yüksek sesle dillendirmesi, toplumsal mücadele dinamiklerinin yıllar sonra yeniden canlandığına işaret ediyor.

AKP-MHP iktidarının baskıları altında her geçen gün artan yoksulluğun içinde nefes almaya çalışan toplum, maruz kaldığı her türden şiddet dolayısıyla bitap düşmüş olsa da, gençlerin öfkesi ve cesaretiyle ayağa kalkmaya hazırlanıyor. Bu hareketlilik, sosyal medyada gösterilen tepkilerin ötesine geçerek üniversite kampüslerine, kent meydanlarına ve sokaklara yayılan kolektif itirazda hayat buluyor.

Bu itirazın merkezinde, uzun zamandır geleceksizliğe mahkum edilen gençler var. Bir yandan işsizlik ve yoksullukla boğuşan gençler, diğer yandan da temel demokratik hak ve özgürlüklerin gaspına karşı isyan ediyor. Polisin şiddetli saldırılarına rağmen geri adım atmayan üniversite gençliği, aynı zamanda iktidara karşı toplumsal hareketlerin öncüsü kim olacak tartışmasını da fiilen bitiriyor. Adeta, geçmişin devrimci gençlik geleneği ve birikimiyle bugünün ruhunu harmanlayarak yeni bir dönemin yolunu açıyorlar.

Önceki gün Vezneciler’de aşılan o ilk polis barikatından, dün gece İzmir’de kitlenin kararlı duruşu karşısında geri geri gitmek zorunda kalan TOMA’ya kadar geldik. İnsanlara umut ve cesaret veren bu görüntülerin hepsi gençlerin eseri. Kendileriyle ne kadar gurur duysalar az.

Muhalefetin, gençliğin yarattığı bu dalga karşısında nerede duracağı ise merak konusu. Bugüne dek sandık söylemine sıkışıp kalan ve toplumsal hareketlerin dinamizmini göz ardı eden muhalefet, son iki gündür başta gençler olmak üzere toplumun neredeyse her kesiminin tükenen sabrıyla yüzleşiyor. Sokaklarda yükselen sesler, sadece İmamoğlu’nun gözaltına alınmasına karşı değil. Böyle düşünen, toplumda biriken öfkeyi ziyadesiyle hafife almış olur. Bu, artık ülkenin geleceği için ortaya konan bir namus mücadelesi.

Öğrenci hareketi, işte bu mücadeleyi besliyor, büyütüyor. Ne protokollere ne de hamasi söylemlere pabuç bırakıyorlar. Polisleri geri püskürtüp barikatları aşarak herkese umut aşılıyorlar. Sokağa inen kitlelere yol gösteriyorlar.

Bu yüzden dün gece en büyük saldırının ODTÜ’de gerçekleşmesi boşuna değil. ODTÜ öğrencileri, gece boyunca polisler tarafından biber gazı ve plastik mermi yağmuruna tutuldu. Ardından binlerce Ankaralının iradesi barikatları aştı ve halk ODTÜ’de öğrencilerle bütünleşti. Aralarında milletvekilleri de vardı. ODTÜ’lüler onları da kendi eylemlerinin bir parçası haline getirdi. Vekiller kravatlarını çıkardı, maskelerini taktı, öğrencilerin kollarına girdi ve onlarla birlikte direndi.

Tüm bu yaşananlar, toplumsal muhalefetin kendi meşruiyetini gençliğin öncülüğünde sokakta yeniden inşa ettiğini gösteriyor. Bu hareket, sadece iktidarı tehdit etmekle kalmıyor, muhalefeti de artık sahici bir sorumluluk almaya zorluyor. Gelinen noktada, muhalefetin sandığa kilitlenen hesaplarının ötesinde, sokaktaki bu ateşi görmesi ve yükselen öfkeyi en doğrudan şekilde iktidara yöneltmesi gerekiyor. Aksi takdirde, halkın öfkesinin umutları durmadan boşa çıkartan muhalefetin kendisine yöneleceğine şüphe yok.

Özgür Özel’in dün akşam Saraçhane’deki konuşması boyunca gençler tarafından yuhalanması bu anlamda dikkat çekiciydi. “Özgür bizi Taksim’e götür!”, “Özgür gelsene, biber gazı yesene!”, “Mitinge değil, eyleme geldik!”, “Özgür konuşma, Vatan’a yürü!” sloganlarıyla konuşması sık sık kesildi.

Oysa dün akşam, bir önceki akşama göre çok daha ateşli bir Özgür Özel vardı. "Bana diyorlar ki, sokak çağrısı mı yapıyorsun? Evet, evet, evet! Sen bizim seçtiğimizi nezarethanelerde tutarken biz evde oturmayacağız!” dedi ve kitleden en büyük alkışı bu esnada aldı. Fakat bunun da gençlik sayesinde olduğu unutulmamalı. Gençlik örgütlerinin iki gündür sokaklarda kuşandığı cesaret, görülüyor ki sonunda Özel'e de sirayet etmiş. Dün akşam sandık fetişizmini bırakıp ilk defa gerçekten bir şeyler söylemeye başladı. Artık buradan geri adım atmadan devam etmeli.

Bu hareketin kalıcı olup olmayacağını ise elbette yaşayarak göreceğiz. Ancak bugün sokaklarda, üniversitelerde yükselen her bir ses, barikatları aşan her bir adım, demokratik, özgür ve müreffeh bir geleceğe dair körelen umutları yeniden yeşertiyor.

Artık umutlu olmak için harika bir sebebimiz var: Ülkeyi karanlıktan çıkarmak için sorumluluk alan, mücadele eden, örgütlenen, barikatları aşan, megafonları eline alıp sözünü sakınmayan bir kuşakla karşı karşıyayız. Ve bu kuşağın sağduyulu öfkesi, sadece iktidarı değil, topyekûn düzen siyasetinin kendisini sarsıyor.


*Bu yazının ilk versiyonu Mecra'da yayımlanmıştır.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.