Moda endüstrisinin öteki yüzü: Kolonizasyon
Moda endüstrisi çevresel açıdan en yıkıcı endüstrilerden biri. Endüstrinin karbon emisyonlarının dünya genelinde yüzde 10 civarında olduğu tahmin ediliyor. Suya, toprağa ve havaya yayılan toksin seviyesi, ormansızlaşma, arazilerin bozulması, hayvan ve emek sömürüsü, giysilerin endüstriyel üretim, tüketim ve bertarafından kaynaklanan muazzam atık sorunu nedeniyle moda endüstrisi artık varoluşsal bir tehdite dönüştü.
Moda sistemini izin verilen emisyon ve zehirlilik seviyelerine ilişkin (hükümetler arası) anlaşmalarla uyumlu hale getirme çabaları az çok standart bir çerçeveyi ortaya çıkarıyor. Bu anlamda, modada kullanılan malzemeler ve enerji üzerinde önemle duruluyor. Elyaflar ve boyalar da dahil olmak üzere yeni malzemelerle deneyler yapılıyor, üretim yöntemleri gözden geçiriliyor, geridönüşüm stratejileri genişletiliyor. Üretim ve nakliye sırasında enerji tüketimini azaltmak için önlemler de alınıyor. Sayısız tüketici grubu giysi alımlarının azaltılmasını, evde onarımı ve geridönüşümü savunuyor. Ellen MacArthur Vakfı, günümüz tekstil endüstrisinin modası geçmiş al-yap-at modeli üzerine inşa edildiğini, son derece savurgan ve kirletici olduğunu kabul ederek modada “döngüselliğe” vurgu yapıyor.
Moda endüstrisinde adalet konusu büyük ölçüde emek terimleriyle çerçevelenmiş durumda. Birleşmiş Milletler, adil olmayan uygulamaları ele almak üzere İklim Eylemi için Moda Endüstrisi Sözleşmesi'ni geliştirdi. Uluslararası Çalışma Örgütü toplu pazarlık, çocuk işçiliği, ırk ayrımcılığı, çalışma saatleri, güvenlik ve ücretlerle ilgili standartlar belirledi. 2013’te Bangladeş’teki Rana Plaza binasının çöküşü, (çoğu kadın) hazır giyim işçilerinin korkunç sömürüsü konusunda artık bir şeyler yapılması için açık bir çağrıydı. Bu sorunun ölçeği, moda üretiminin ve tüketiminin yozlaşan ölçeğiyle doğru orantılıydı. Moda satışlarının ve üretiminin hızla düştüğü pandemi esnasında milyonlarca işçinin ücret almadan ve çoğu zaman dönecek evleri olmadan işten çıkarılması ve “feda edilen bölgelerin” karakteristik özelliği olan harcanabilirliklerinin her zamankinden daha belirgin olması nedeniyle, modadaki sürdürülebilirlik ve sömürü tartışmaları bir kez daha manşetlere taşındı.
Moda endüstrisinde emek sömürüsü ve sürdürülebilirliğin birbiriyle bağlantılı olduğu açık. Bununla birlikte, modadaki etnik önyargı meselesi, modanın çerçevelenme biçimi, işleyiş şekli ve çalıştığı malzemeler nedeniyle daha karmaşık ve büyük ölçüde gizlenmiş halde. Öyle ki, moda kendi feda edilen alanlarını yaratıyor. Adil ve sürdürülebilir modaya ulaşmak için bu bölgelerin ortadan kaldırılması gerekiyor.
*****
Etnosentrik önyargı, yüzyıllar boyunca moda eliyle dışavuruldu. Bunu açıklamak için, Alman sosyolog Georg Simmel (1858-1918) tarafından sömürge döneminde kaleme alınan erken bir moda tanımını hatırlayalım. Özel imkanlara sahip bir entelektüel olan Simmel, insanlığın ilerlemesi fikrinin hakim olduğu ve Avrupa'nın kendisini kültürel gelişimin zirvesinde konumlandırdığı Aydınlanma döneminde yaşadı. Sömürgeleştirme, Avrupa’ya üstün statüsünü pekiştirecek araçlar sağlayarak bu konumu destekledi. Simmel, modayı Avrupa’nın üstünlüğünün bir ifadesi olarak gördü. Avrupa moda stillerinin hızla değişirken kabileden köylüye kadar dünyadaki tüm giyim ifadelerinin gelenekler tarafından engellendiğini, durağanlığı örneklediğini, bu nedenle "moda olmadığını" belirtti. Beyaz ten, modaya uygun kıyafetler kadar tartışmasız biçimde Avrupa’nın kültürel üstünlüğünün bir parçasıydı. Simmel’in zamanında kültürlerarası karşılaştırma belirli bir amaç için ve “koltuktan” yapılıyordu. Kanıtlar döngüsel akıl yürütmelerden türetiliyordu.
Simmel'in moda tanımı, yaşadığı döneme ve çevresinde gördüğü Avrupa giyim sistemine bir bakış sunuyor. Bu haliyle tanımı tarihsel bir belge olarak okunması gerekirken durum genelde böyle değil. Ampirik olarak test edilmemiş olsa da onun önerdiği modanın ayırt edici özelliği (zaman içinde nispeten hızlı stil değişimi) eğitim programlarında modayı moda olmayandan ayırmak için öğretilmeye devam ediyor. Dahası, modanın podyumları, halk arasında ilerlemenin, medeniyetin ve statünün nişanesi olarak kabul edilen şeyleri tanıtıyor. Moda kelimesi, düalist bir kültür anlayışının tepe noktasıyla ilişkilendiriliyor. Bu düalizm bilinçli ya da kasıtlı olarak benimsenmese de modanın işleyiş biçimini şekillendiriyor. Küresel ölçekte, tarihsel olarak “modanın dışında” kalan şehirler ve uluslar, moda merkezleri geliştirerek statü elde etmek (ve ekonomik kazanç) için yarışıyor.
Modanın görüş alanındaki “kapsayıcılık” meselesiyle başlayalım. Avrupa merkezli moda tarihi yazımına tepki olarak, dünyadaki tüm gelenekleri kapsayan bütüncül bir moda anlayışı için çeşitli çağrılar yapıldı. Bu çağrıların bulduğu karşılık özellikle Dünya Kıyafet ve Moda Ansiklopedisi’nin (2018) ortaya çıkmasından ve moda tarihini yeniden yazmaya yönelik yenilikçi girişimlerden anlaşılabilir. Son zamanlarda, Simmel'in moda tanımının ana ilkesini test etmek için karşılaştırmalı, kültürlerarası bir çalışma da yapıldı: Fashion History: A Global View [Moda Tarihi: Küresel Bir Bakış]. Kitabın yazarları Linda Welters ve Abby Lillethun “bir fenomen olarak modanın ... tarihsel olarak dünya çapında ortaya çıktığı” sonucuna varıyor. Yazarlar bir atılım iddiasında bulunuyor: “…modayı yeniden kavramsallaştırmanın zamanı geldi.”
Değişimin, insanların giyinme ve süslenme eğilimi içinde evrensel bir özellik olduğunun keşfedilmesi, Simmel’in tanımının neden moda çalışmalarında ampirik olarak test edilmeden bu kadar uzun süre kullanıldığı ve diğer alanlar tarihsiz “soğuk toplumlar” kavramını uzun süredir çürütürken, moda kuramcılarının giyim sistemlerindeki değişimin evrensel olduğunu kabul etmelerinin neden bu kadar uzun sürdüğü gibi henüz sorulmamış bir soruyu gündeme getiriyor. Modanın bu konumlandırmayla ne alıp veremediği var?
Welters ve Lillethun, giysi değişimleri evrenselse, modanın da evrensel olduğu sonucuna varıyor. Neden bu sonuca varıyorlar? Mantıksal olarak, Simmel'in zaman içinde stil değişiminin modanın tanımlayıcı bir özelliği olduğu konusunda yanıldığı sonucuna varabilirlerdi. Ancak bu durumda “Batılı giyim” olgusu için yeni ve geçerli bir tanım bulmak zorunda kalırlardı. Yazarların seçmediği bir diğer mantıksal seçenek de çalışmalarının Batı modasının benzersiz bir kıyafet kategorisi olmadığını kanıtlamış olması. Görünüşe bakılırsa, milyarlarca dolarlık bir endüstri Batı modasının varlığının altını çiziyor, böyle bir sonuca varmanın önünde duruyor. Yazarlar modanın temel nitelendirmesinin doğruluğunu sorgulamamayı tercih ediyor: “Stil zaman içinde değişir.” Böylece moda kategorisine, Simmel'in ona verdiği a priori statü sorunsuz bir şekilde teslim edilerek modanın evrensel olduğu sonucuna varılması kaçınılmaz hale geliyor.
Ancak burada bir sorun var. Yazarlar, moda tanımının taban tabana zıtlık üzerine kurulduğunu ve bunun Avrupa'nın sömürgeci “ötekileştirme” projesinin bir semptomu olduğunu gözden kaçırıyor. Welters ve Lillethun'un çalışması, değişimin evrensel olduğunu gösterirken, modanın Avrupa merkezci tanımının sonradan inşa edilmiş bir gerekçe olduğunu da ortaya koymuyor. Bununla birlikte, modanın tanımında Batı'nın üstünlüğünü vurgulama ihtiyacını irdelemiyor. Örneğin Simmel'in zamanında moda, moda-olmayanla karşıtlık içindeydi. Bu önemli bir nokta. Moda Batı'da bir Öteki'ye göre oluşturulduğunda, bu ikilikten basitçe vazgeçilebilir ve moda terimine evrensel bir kapsam verilebilir mi? Moda Avrupa merkezci kökenlerinden ayrıştırılabilir mi, yoksa onu kaidesinden indirmenin zamanı geldi mi? Yazarlar bu konuyu irdelememekle modanın sömürgecilikteki ve kapitalizmdeki rolünü gizliyor ve inkara bir katman daha ekliyor. Modaya içkin olan ilk inkar Öteki'nin giyim geleneklerinin değerini ve geçerliliğini kabul etmeyi reddeden moda-olmayandır. İkinci katman ise ilk inkarın herhangi bir etkisi olduğunun inkarıdır.
Moda, zaman içinde değişen stilin dinamik görsel geçit törenlerini inşa etmekten daha fazlasını yapar. Bu geçit töreninin altında, modanın çatallı tanımının çağrıştırdığı tehlikeli, büyük ölçüde sorgulanmayan ve nesilden nesle moda çalışmaları tarafından miras alınan ve sürdürülen sorunlar vardır. Bunlar modadaki sistemik kolonizasyonunun bir yönünü oluşturur ve moda-dışı kategorisi gibi, çoğunlukla moda söylemi tarafından gizlenir.
*****
Sömürgeci ve kapitalist modanın bir kurgusu olan, “moda-dışı” olarak sınıflandırılan kültürler "modanın feda edilen bölgeleri" olarak tanınmalıdır. Feda edilen bölgeler, genellikle azınlık topluluklarıyla ilişkilendirilen, vazgeçilebilir olduğu düşünülen ve ekonomik kazanç için sömürülen, kaynak açısından zengin topraklardır. Modanın feda edilen bölgeleri, harcanabilir fiziksel alanların yanı sıra endüstriyel modanın yayılması için ve yayılmasıyla yok edilen, modanın diğer yarısıyla ilişkili kıyafet gelenekleri ve bunların üreticileridir. Bu bölgeler endüstriyel yayılmayı kolaylaştırır, çünkü ucuz işgücü kaynağıdırlar ve aynı zamanda stil değişimi için önemli olan yerli tasarımlardır (genellikle kendilerine mal edilirler). Ayrıca yerel kıyafetlerin endüstriyel olarak üretilen kıyafetlerle değiştirildiği pazarlar olarak da hizmet verirler. Son olarak, ikinci el giysiler de dahil olmak üzere atıkların bertaraf edildiği başlıca yerlerdir.
Sorunun iyileştirilmesi, Öteki'nin geleneklerinin var olma hakkına saygı duyulması anlamına gelir. Oysa susturma, feda edilen bölgelere verilen karakteristik bir tepkidir; uzaklara bakmak, görmeyi reddetmektir. Jimmy Nelson'ın Before They Pass Away (2013) adlı kitabı, bir fotoğraf kitabı olmasına rağmen modanın nasıl susturduğunu gözler önüne serer. Nelson'ın en zarif kıyafetlerini giyen yerli halkların baştan çıkarıcı güzellikteki görüntüleri, kaçınılmaz kayıp ve yok oluş çerçevesine yerleştirilmiştir: ilerlemenin yürüyüşünü durdurmak mümkün değildir. Kitap, okuyucuda hayranlık ve teslimiyet duygusu uyandırır; okuyucu, en azından Öteki'nin muazzam giyim geleneklerine tanıklık edebildiği için şanslı olduğunu hisseder, her ne kadar bu geleneklerin son örnekleri olsalar da. Verilmek istenen mesaj ise geleneklerin sonunun geldiğidir. Moda sisteminin dikkatleri enfes görsellere yöneltme kapasitesi, kendine özgü susturma güçlerinden biridir: moda-dışı alanın güzelliklerini son derece görünür bir şekilde kutlarken, Batılı gözlerle görülmeyen perde arkasında onları sömürür ve yok eder. Sömürgecilik karşıtı düşünür Malcolm Ferdinand'ın da belirttiği gibi, "daha eşitlikçi, daha adil bir dünya yaratmak için ... susturulmuş şeyleri yeniden gözden geçirmeliyiz.”
*****
Modanın feda edilen alanlarının sistematik olarak değersizleştirilmesi ve belirsizleştirilmesinin bir kısmı dil aracılığıyla gerçekleşir. Örnek olarak, modada sürdürülebilirliğin kabul edilen çerçevesine miras kalan perspektifin nasıl dahil edildiğini göstermek için "dünya modası", "zanaat" ve "modanın küreselleşmesi" terimlerini inceleyelim.
"Dünya modası" terimi, kökleri Avrupa-ABD mirasına dayanan ancak artık dünyanın dört bir yanında bulunan 'jean, sweatshirt, tişört, trençkot, parka, pantolon, etek, bluz, gömlek, blazer ceket, iş kıyafeti, okul üniforması ve spor ayakkabı' gibi giyim ürünlerini içeren 'sıradan insanların kıyafetlerini' tanımlamak için kullanılır. Buradaki vurgu, zaman içinde stil değişiminin pozitivist analiziyle tutarlıdır; çünkü küresel olarak benimsenmeleri nedeniyle Batılı kıyafet formları artık doğrudan 'Batılı' olarak etiketlenmez. Bununla birlikte, bu tanımlama çelişki içermez zira "dünya modası" gerçekten de Batılı giyim tarzlarına atıfta bulunur ve gerçek zamanlı olarak "dünya modası"nın ortaya çıkışı dünyanın diğer giyim sistemlerini ortadan kaldırmaya hizmet eder.
Basitçe ifade etmek gerekirse, "dünya modası" Öteki'nin "bizim Batı'da giyindiğimiz gibi giyinmeye" başladığı âna işaret eder. Bu terim, tıpkı Welters ve Lillethun'un çalışmasının Öteki'nin kıyafetlerinde Batılı bir moda özelliğinin varlığını arayarak yaptığı gibi, Batılı moda teorisyeninin bakış açısına ihanet eder. Öncelikle, "Öteki bize ne kadar benziyor?" sorusu Öteki'nin görülmesini engeller. İkinci olarak, "dünya modası" teriminin tarafsızlığı, dünyanın her yerindeki yerli halkları kendi kültürlerinde ortaya çıkan kıyafet sistemlerinden vazgeçip Batı'nın kıyafetlerini benimsemeye iten ve hala da itmeye devam eden çalkantılı koşullarla tezat oluşturur. Bu sürecin gömlek değiştirmek kadar basit olmadığını anlamak için kişinin kendi giyim tarzından vazgeçmeye zorlayacak koşulları hayal etmeye çalışması yeterli. "Dünya modası" olgusunun ortaya çıkışı -ve aynı zamanda kategorizasyonu- küresel gücün baskın merkezlerinin nerede olduğunu yüksek sesle dile getirir.
Dünya modasının Endonezya'nın Sumatra bölgesindeki Batak halkı için neden baskın giyim biçimi haline geldiğini anlamak için, değişimin öncüllerini ve tetikleyicilerini bulmak adına, bir yüzyıldan fazla geriye gitmek gerekir. Zira dünya modasına geçiş öyle bir günde ve kutlamalar eşliğinde gerçekleşmedi; hem dışsal hem de içsel birçok kültürel faktörün kademeli ve karmaşık bir şekilde bir araya gelmesiyle gerçekleşti. Batı'nın bakış açısına göre bu bir dönüm noktasıydı; ancak Batı'da tanınabilir olan görsel sinyal eşlik etmeseydi fark edilmeyebilirdi. Bunun nedeni, "dünya modası" teriminin moda-dışı tarihi ve Batı için tanınabilir bu olaya yol açan sayısız tarihsel olay ve diğer görsel işaretler ile dünya modası seçiminde yer alan sosyal, siyasi ve ekonomik süreçleri gizlemesidir.
Dünya modasına geçiş kolonizasyon bağlamında önemlidir; çünkü Batılı bir giyim tarzının benimsenmesinden çok daha fazlasını ifade eder. Batılı giyim pazarının genişlemesi anlamına gelir ki bu da fosil hidrokarbonlara olan bağımlılığın artması demektir. 2020'de polyester, naylon ve akrilik gibi fosil hidrokarbon bazlı sentetik elyaflar dünya elyaf pazarının yaklaşık yüzde 70'ini oluşturuyordu ve bu oran artmaya devam ediyor. Dolayısıyla dünya modası dönüşümünde fosil yakıtlarla feda edilen bölgeler kesişiyor. Buna ek, dünya modasının benimsenmesi, yerel toprağa dayalı bilgi, sistem ve giysi üretim malzemelerinden uzaklaşılması anlamına geliyor ve pamuk üretimi gibi plantasyon ekonomileriyle üst üste biniyor. Ayrıca, feda edilen bölgelerden sürülen "harcanabilir halklar" kendi yaşam tarzlarını ve giyim biçimlerini sürdürme yeteneklerini kaybediyor ve ticaret yoluyla elde edilen giysilere güvenmek zorunda kalıyor.
Batı hazır giyim endüstrisi, işgücü havuzunu genişletmek için yerel giyim sistemlerinin eskimesine ne ölçüde ihtiyaç duyuyor? Küresel hazır giyim sektöründe çoğu kadın 80 milyon kişinin istihdam edildiği tahmin ediliyor, bu sayı son 15 yılda iki katına çıktı. Bu işgücü havuzu nereden geliyor ve yerel kıyafet ve kültür üzerindeki etkileri neler? Yakın zamanda yapılan bir araştırma, Hollanda'nın tüketim seviyelerinde, her bir sakinin ihtiyaçlarını karşılamak için ortalama olarak neredeyse iki tam istihdamlı kişiye ihtiyaç duyulduğunu ve bu işin öncelikle ücretlerin işçilerin ürettiklerini tüketmeye güçlerinin yetmeyeceği kadar düşük olduğu ülke dışında yapıldığını hesapladı. Modern, gizlenmiş kölelik. "Giysilerimi Kim Yaptı?" kampanyasıyla, hazır giyim sektöründe çalışan kadınların sömürüye dayalı çalışma koşullarına ilişkin farkındalığı etkili bir şekilde artırıyor ancak çatallaşmış moda sisteminin moda-olmayan yarısı, modanın sömürgeci tanımının bir ifadesi olarak, moda çerçevesinin dışında bırakılıyor. Bu durum acı ve sömürünün yanı sıra kültürel bir kayıp hikayesi de olan moda-dışı alanın susturulmasına katkıda bulunuyor.
Batı giyim endüstrisi için emek meselesine verilen yaygın yanıtlardan biri, "En azından onlara bir gelir sağlıyor," şeklinde ve bu yanıt, sistemik silmenin nasıl katman katman biriktiğini gösteriyor. Moda-olmayan, onun değeri ve hazır giyim üretimiyle ters ilişkisi (Batılı giysi üretimi ne kadar artarsa, moda-olmayan o kadar küçülür), Batılı tüketimin bir sonucu olarak kendilerine düşen kırıntılardan memnun olması gereken yoksul hazır giyim işçilerine yönelik ataerkil tutumun bilişsel çerçevesine girmiyor. Dahası, zanaat ve yerli giyim de dahil olmak üzere yerli ekonomi ve kültürün yaşayamaz hale gelmesine yol açan tarihsel ilişkiler, çalışma koşulları korkunç olsa bile bu işlerin bir lütuf olarak algılanmasıyla gizleniyor. Dünya modasına geçiş, yerel kıyafet geleneklerinin felaket habercisidir.
"Zanaat", yerel kıyafet sistemlerini gizleyen bir başka terim. Elbisenin aksine zanaat terimi tekniğe ve ekonomik dışlanmışlığa, hobi uğraşlarına ve Güney Asya'da giderek artan bir şekilde turistlerin ilgisini çekmeye gönderme yapıyor. Onyıllar önce Asya'da zanaat, ekonomik talihsizlik zamanlarında bir yedek faaliyet olarak hizmet ettiyse de, bu tampon aşınıyor ve zanaat, COVID-19'un bir sonucu olarak fabrikadaki işlerini kaybeden hazır giyim işçileri için olduğu gibi, bir zamanlar sunduğu sığınak olarak hizmet etmekte başarısız oluyor gibi görünüyor. Hindistan El Sanatları Konseyi danışmanı Ashoke Chatterjee, zayıflayan el sanatları sektörünün sömürgeci bir ilerleme anlayışının kurbanı olduğunu düşünüyor: "Geriye dönüp baktığımızda kırsal Hindistan'ın hükümet tarafından ihmal edildiğini görüyoruz.... Zanaatkarlar göz ardı ediliyordu çünkü kırsal Hindistan göz ardı ediliyordu. Bununla birlikte, kent varoşlarına göçün, aralarında zanaatkarların da bulunduğu milyonlarca kişi için bir "ilerleme" göstergesi olarak kabul edilmesi de beraberinde geldi..." Moda üretimi şu anda zanaatın kurtarılması, canlandırılması ve korunması için modern bir fırsat olarak lanse edilse de bunun karşılığı "zanaatkar kadınları" konfeksiyon işçisi olmak üzere fabrikaya veya atölyeye getirmek yerine, sanayinin kolunu uzmanlaşmış becerilerin olduğu köylere uzatmaktan biraz daha fazlası anlamına geliyor.
Bir harcanabilirlik zincirine bakıyoruz: yerel kıyafet üretimi, aile gelirini desteklemek için yerini zanaatın metalaştırılmasına bırakıyor, zanaat piyasası düşüşe geçtiğinde bu da fabrika işi için terk ediliyor ve daha sonra Batı moda tüketimi daraldığında işten çıkarılan fabrika işçileri için bir alternatif olarak hizmet edemiyor. Moda endüstrisi genişledikçe modanın feda edilebilen alanı da genişliyor ve moda-dışı üreticiler için seçenekler azalıyor. COVID-19 krizi sırasında son ücretlerini almalarını sağlamaktan daha fazla telafiye ihtiyaç var. Dahası teknik ve tasarım bilgisi keskin bir düşüşe geçtiğinde, zanaat kültürel/sosyal/ekonomik bir sığınak olarak hizmet etme kapasitesini tamamen kaybeder. İşte o zaman yerli kıyafetlerin kavramsal olarak silinmesi, gerçekte kalıcı bir silinmeye dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Moda-dışı olana değer verilmediği sürece, feda edilen bölgeler var olmaya devam edecek, Batı modası ile olan bağlantı belirsiz kalacak ve modada adalet olmayacak. Eğer moda bir parazitse ve moda-olmayan olarak adlandırdığını yok ediyorsa, sürdürülebilirliği sadece giysi üretiminin biyosfer üzerindeki etkisiyle değil, modanın kendi doğası üzerinden de tartışmalıyız.
Dünya modası terimi çelişkili katmanlarla bezeli. Dünyadaki kıyafet heterojenliği olasılığını aşındırarak kendini dünyanın kıyafeti olarak yeniden tanımlayan Batı kıyafeti olarak lanse ediyor. O halde stil değişiminden ziyade gömülü ilişkilere vurgu yapan alternatif bir tanım önerelim: Batı tarzı kıyafet, küresel ekonomik ve siyasi ilişkilerin bir belirtisi olarak, dünyanın her yerinde görülebilecek kadar büyük ve inkar edilemez bir zihinsel, sosyal, siyasi ve/veya ekonomik baskı ölçeği sayesinde benimsenmiştir.
Zamanla, Batı kıyafeti sadece moda-olmayan bölgelerde kök salmakla kalmadı aynı zamanda moda sistemi de kök saldı; böylece her zaman sezgisel ve kavramsal olan Batı-Gerisi ikilemi, hem orijinal moda hem de moda-olmayan bölgelerde yeni hiyerarşilerin, ilişkilerin ve kavramsal gerçekliklerin çoğalmasıyla daha karmaşık hale geldi. Bu bağlamda, "dünya modası" gibi "modanın küreselleşmesi" teriminin de kendine özgü bir gelişme izlenimi yarattığını ve kapitalist modanın görünüşte karşı konulmaz gücünün uyumlaştırılmasındaki sonsuz komplikasyonların üstünü örttüğünü belirtmek yeterli.
*****
Modanın sömürgeci mirası, sürdürülebilir moda üretimine engel olurken aynı zamanda dünya çapında kendi kendine yayılması, moda sorununun nasıl iyileştirileceğine dair fikir edinmek için yerel ve sürdürülebilir alternatif (moda-dışı) sistemlere başvurma fırsatını da ortadan kaldırıyor. Tekstil zanaatkarları ve hazır giyim işçileri için sahip olduklarının giderek ortadan kaybolması, dünya adına modaya erişim yollarının da kaybolması anlamına geliyor. Modanın sömürgeciliği, bir zamanlar muazzam olan ancak şimdi hızla azalan bu kaynağa ilişkin farkındalığı azaltıyor.
Tarım ekonomistleri, yeryüzünde daha az sömürüyle yaşamanın yollarını bulmak için yerel geleneksel tarım bilgisinin yararlarını kabul ettiler; ancak moda akademisyenleri modadaki sürdürülebilirlik sorununu çözmek için geleneksel bilgiye henüz yönelmedi. Neden peki? Yüzyıllar süren ticaret ve etkileşimden, dünyanın dört bir köşesindeki kıyafetlerin gösterişli anlatımlarından, kütüphanelerdeki bilgilerden ve uçak seferlerinin ulaşılabilirliğinden sonra, moda teorisyenleri neden diğer kıyafet sistemleri hakkında bu kadar az şey biliyor ki, değişimin evrensel olduğunu ve modanın diğer tüm kıyafet sistemleriyle ortak bir değişime sahip olduğunu keşfetmek 2018'e kadar sürdü? Simmel'in tanımı neden hiçbir zaman ampirik verilerle test edilmedi? Modayı ayrı ve benzersiz bir kıyafet ifadesi olarak el üstünde tutma eğilimi nereden geliyor? Modanın varlığı neden sorgulanamaz gibi görünüyor? Endüstriyel modanın ürünlerinin anlamsız olduğu doğruysa, insanlar neden onları bu kadar hevesle üretiyor ve giyiyor? Endüstriyel modayı, eşitsizlik üzerine kurulu bir ekonomik sistemle el ele çalışan bir baskı sistemi olarak görmeyi öğrenmek, Batı giyim sistemindeki anlamı çözmemize yardımcı olabilir.
Moda, kendi imgesine göre bir dünya inşa etme ve ardından kendini sürdürmek için aynı yapıyı gizemli ve belirsiz hale getirme konusunda tuhaf bir kapasiteye sahip. Moda, eşitsizliğin yaratılması, görsel olarak tanımlanması ve sürdürülmesiyle ilgili. Başlangıcı, sömürge döneminde ekonomik sistemin yarattığı bölünmeyi yansıtırken, sahip olanlar ve olmayanlar arasındaki bölünmeyi de derinleştirdi. Sürdürülebilirlik, modanın feda edilen bölgelerini ortadan kaldırmak için moda ve moda-olmayan arasındaki uçurumu kapatmak anlamına geliyorsa, bu süreçte moda kurtarılabilir mi veya kurtarılmalı mı? Modanın büyük ölçüde katkıda bulunduğu küresel çevresel krizlerin iyileştirilmesi, modanın varlığının sorgulanmasına yol açsa da daha derinlere indiğinizde sadece bunun yeterli olmadığı görülüyor.
*****
Modada çevrenin sömürülmesi, insanların ve emeğin sömürülmesi ve kültürlerin sömürülmesi birbiriyle ilişkili ve aslında ilk ikisi üçüncüsünü gerektiriyor. Küreselleşme ve uluslararası kapitalizmle genişletilen sömürgecilik mantığı ve bunların gömülü hiyerarşileri olmasaydı, şu anda işlediği şekliyle moda imkansız olurdu.
Bir fiil olarak moda -bedeni biçimlendirme eylemi- tüm zamansallıklara ve coğrafyalara ait olsa da bir isim olarak moda Avrupa'da tasarlanan ve Avrupa emperyalizmi ve küreselleşme yoluyla dünyanın geri kalanına ihraç edilen bir iktidar sistemi ve kapitalist bir endüstri olan çağdaşlığın zamansallığına atıfta bulunur hale geldi. Bu nedenle, moda tarihleri, teorileri ve tanımları bir modernite çerçevesinde kavramsallaştırıldı ve yazılmaya devam ediyor. 1990'larda moda çalışmalarındaki ilk Avrupa-merkezcilik eleştirilerinden 2000'lerde moda küreselleşmesi çalışmalarına ve 2010'larda kültürel, ulusötesi ve post-kolonyal çalışmalara kadar, bedeni biçimlendirmenin diğer yolları ve sistemleri modernite/kolonyalite çerçevesindeki moda tartışmasına katılmaya davet edildi. Ya üretici ve/veya tüketici olarak modayla ilişkileri ve etkileşimleri yoluyla, ya moda ikonografisinin dahil edilmesi yoluyla ya da moda endüstrisi tarafından "keşfedilmeleri" yoluyla, ama asla kendi başlarına, kendi şartlarında, kendi tarihsel anlatıları, kavramsal çerçeveleri ve tanımlarıyla değil. Bu durum, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın coğrafi ve epistemolojik sınırlarının dışında kalan uzun, genellikle küresel olarak birbirine bağlı ve dinamik moda tarihlerinin inkarını ve silinmesini sürdürüyor.
Sömürgecilik karşıtı moda söylemi, Batı'yı 'dışarıda bırakmak' değil, eşit şartlarda ve karşılıklı saygı çerçevesinde Batı'nın 'dışında olmak' ile ilgili. Bedeni biçimlendirmenin diğer yollarını Avrupa-merkezci moda söylemine asimile etmek değil, modern modanın evrensellik iddiasını düzeltmek ve onu tarihsel ve coğrafi bağlamında yeniden çerçevelemekle ilgili. Bu, modern modanın teorik ve kavramsal çerçevesini dayatmakla değil, Avrupa modasının söylemini alçaltmak ve bedenin biçimlendirilmesinde estetik ve duyu çeşitliliğine kulak vermekle ilgili.
Welters ve Lillethun, Moda Tarihi: Küresel Bir Bakış adlı kitaplarıyla moda kuramcıları için önemli bir soru ortaya atmış oldu: Eğer moda evrensel ise modanın küreselleşmesi ne anlama gelir? Görünüşe göre cevap, modanın dünya çapında yaygınlaşan Batılı bir giyim sistemi olduğu; ancak bu cevap yeni bir soruyu beraberinde getiriyor: Eğer moda her şeye rağmen Batılı ise, o zaman yazarların varlığını kanıtladıklarını iddia ettikleri evrensel moda nedir? Burada bir döngüsellik ve yazarların çalışmasına ters düşen derin bir ironi söz konusu: Eğer yazarlar gerçekten de insanların evrensel giyinme ve süslenme eğiliminde zaman içinde stil değişimi gibi evrensel bir özellik bulmuşlarsa, modanın evrenselliğini kanıtlamaktan ziyade Batılı varyant için yeni bir tanım bulma gerekliliğini ortaya koymuş oluyorlar.
Moda çalışmalarının daha geniş bir kapsamda analiz edilmesi gerekiyor. Modanın karanlıkta kalan yanlarının da eşit derecede ses bulduğu ve tekstil el sanatları, endüstriyel giysi üretimi ve endüstriyel olarak üretilen modanın yerel ortamlarda yaygınlaşan tüketimi de dahil olmak üzere moda ile moda-olmayan arasındaki bağlantıların sonuçlarının araştırıldığı başka bir tür dünya kıyafet tarihine ihtiyaç var. Modada ırkçılığın giderilmesi, beyaz olmayan insanların iş hiyerarşisinde yükselebilmesini, yeterince beyaz olmayan modelin iş hayatına atılmasını ve hazır giyim işçilerine saygılı davranılmasını ve geçimlerini sağlayacak bir ücret ödenmesini sağlamaktan daha fazlasına ihtiyaç duyuyor.
Benzer şekilde, modada sürdürülebilirlik, daha küçük bir çevresel ayak izi ve işçiler için daha iyi ücretler ve çalışma koşulları ile her zamanki gibi bir iş olarak tasarlanırsa, 'hafif moda' olarak adlandırabileceğimiz şeye saplanacak: değişim olmadan değişim. Bu anlamda modanın feda edilen bölgelerini ortadan kaldırmak muazzam bir sorumluluk gerektiriyor.
Modada, mevcut yapıların yapısöküme uğratılması ve unutturulması ve bedenin biçimlendirilmesinden alınan hazların adil, sürdürülebilir, sömürücü ve ayrımcı olmayan yollarla elde edilebileceği şekilde yeniden inşa edilmesine ve miras, haysiyet ve özsaygı duygularımız için güvendiğimiz moda tarihlerinin, tek bir evrenselleştirici moderniteye bağlılık yerine moda hikayelerinin çoğulluğunu yansıtacak şekilde yeniden yazılmasına acil ihtiyaç var.
Moda-olmayan kavramı, sömürgeci düşüncenin bir belirtisidir. Modanın tanımını çevreleyen mantıksal karışıklıklar, modayı diğer kıyafet sistemlerinden farklı ve benzersiz olarak sunma ihtiyacından kaynaklanıyor gibi görünüyor ki bu da aynı şekilde sömürgeciliğin bir emaresidir. Moda, kendisinden elde edilecek kârlar üzerinde hak iddia eden ekonomik sistem tarafından desteklenen bir kibrin ifadesidir. Kısacası, moda-olmayan modadır ve moda, moda değil, istisnai bir ekonomik sisteme kaderce bağlı bir kıyafet sistemidir.
Kaynaklar
Angela Jansen. A manifesto to contest ‘there was no fashion before’, 2018.
Ashoke Chatterjee. When There’s Nowhere Left to Turn: The Need to Support Indian Village Crafts, 2020.
Jason Campbell ve Henrietta Gallina. Fashion Is Part of the Race Problem, 2020.
Jimmy Nelson, Before They Pass Away, 2013.
Linda Welters ve Abby Lillethun. Fashion History: a Global View, 2018.
Sandra A. Niessen. “Connecting the Dots – or Why I Eschew the Term Garment Workers”, 2020.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()