Modern bir dolandırıcılık yöntemi olarak spiritüalizm: Zeytin Ağacı
İyi bir vesaire okuruysanız, Netflix’in yerli yapımlarının bizden geçer not alamadığının farkında olabilirsiniz. Aslına bakarsanız, Netflix’in iki saatlik reklam videosu tadındaki içeriklerine kafa yormaktan vazgeçmek üzereydim. Ancak meselenin “spiritüel deneyim” adı altında neredeyse “üfürükçü hoca” övgüsüne varabileceğini ben bile hayal etmemiştim. Bu nedenle Zeytin Ağacı adlı dizinin oyuncu seçiminden hikayesine kadar anlamsız yanlarını bir kenara bırakıp, diziyi yalnızca ana mesajının düşündürdükleriyle ele almayı deneyeceğim.
Doktor karakterin başarılı bir biliminsanı oluşunun onu donuk, mutsuz, ketum biri yapmasının vurgulanması, bu sorunun yalnızca spiritüalizme gönül verdiği ölçüde çözümlenebilmesi dizinin açık bilim düşmanlığını gösteriyor. Ancak hikayenin ana aksını medikal tedavinin çare olamadığı, sancılı bir kanser sürecinin “köken aile açılımı” adı verilen, zerre kadar bilimsel dayanağı olmayan bir yöntemle çözümlenmesi oluşturuyor.
Astroloji, köken aile açılımı, reiki veya ruhani inzivalar... Bu dünyalara pek de hakim değilim, olmaya da niyetim yok. Ancak gözlemeyebildiğim kadarıyla insanlara “iyi geleceği” vaaz edilen bu maneviyat girişimlerinde dikkatimi çeken birkaç şey var. İlki, bu yeni nesil maneviyat girişimlerinin bir endüstri oluşturduklarının hep görmezden gelinmesi. Zeytin Ağacı da görmezden geliyor elbette. Dizi boyunca "şifacı" Zaman Bey’in verdiği hizmeti nasıl ücretlendirdiğine ilişkin hiçbir iz göremiyoruz. Bu "mucizevi" hizmeti almak için küçük bir internet araştırması yaparsanız, yine ücretlere dair bir fikir edinemiyoruz. Meselenin maddi boyutuna dair hiçbir yerde hiçbir açıklama bulamıyoruz. Oysa bu "gönlü zengin" şifacıların tek seansının bile binlerce lira olduğunu tahmin etmek zor değil.
Dikkatimi celbeden ikinci nokta, bu pahalı ve mucizevi yöntemlerin ekseriyetle bilimin bile vadedemediği iyileşmeyi vadetmesi. Kişi kendine stres veren unsurları ortadan kaldırdığında, geçmiş travmalarını anlamaya ve çözümlemeye çabaladığında veya kendisi için daha huzurlu bulduğu bir ortam yarattığında hem zihinsel hem fiziksel anlamda olumlu gelişmeler yaşayabilir elbette. Hatta psikoloji biliminin de hedeflerinden biri budur. Ancak birtakım uydurulmuş ritüeller aracılığıyla bunu kendi adına yapmasını beklemek veya bunun yapılabilirliğini savunmak açıkça dolandırıcılıktır. "Şifa" gibi masum bir sözcüğün arkasına saklanan devasa bir sektörü besler. Bu türden girişimlerin 21. yüzyıl kapitalizmine asıl faydası da kazandırdığı kârdan ziyade dayattığı bakış açısıdır.
Postmodern paradigmanın bir sonucu olarak insanların manevi tatminleri din dışı kaynaklarda aramaya başlamasıyla beraber güçlenen bu girişimler, dini inançların binlerce yıldır sağladığı ehlileştirmenin çağa uygun bir benzerini sağlar. Adorno, bu durumu “ikincil topluluk” ve “ikincil batıl inanç” kavramlarıyla açıklar. İkincil topluluklar, artık birbirleriyle doğrudan bağlantı kurma olanağına sahip olmayan insanların oluşturdukları topluluklardır. İkincil batıl inanç ise modern yaşamda kendine yer bulamayan inançların biçim değiştirerek ikincil toplulukların dinamiklerine uygun şekilde gündelik yaşama girmesidir.
Bu ikincil batıl inançların kapitalizme en büyük faydası da bireylere sağladığı yumuşama, rahatlama, sakinleşme misyonudur. Tüm şifa girişimleri özünde insanın daha iyi halinin daha sakin hali olduğunu öne sürer. Diziye dönecek olursak, şifacı karakterin kanser hastasından kansere öfkelenmek yerine teşekkür etmesini istemesi bu anlamda kayda değerdir. Anlatıya göre, nihayetinde varılması gereken yer olan dinginlik, huzur ve sakinlik ancak birtakım olumsuzlukları dışarıda tutarak kazanılabilir. Fakat mutsuzluk da öfke de hem birey hem de toplum açısından diğer tüm duygular gibi elzem duygulardır.
Sürekli mutlu olmayı hedeflemek, mutsuzluktan kaçınmak kapitalist maneviyatla yakından ilişkilidir zira size yalnızca çalıştıkça, kazandıkça ve tükettikçe mutlu olabileceğinizi hatırlatır durur. Öte yandan öfke doğrudan isyanla ilişkilendirilir. Öfkenin olduğu yerde, egemenlerin en büyük korkusu olan başkaldırı ve hesap sorma ihtimali vardır. Bu sebeple, bu iki “olumsuz” duygu ikincil batıl inançlarca edilgenliğe yönlendirilir. Sorunlar önce bireysel düzeye indirgenir, sonra da sanki bu bir gereklilikmiş gibi sahte ve pasif bir çözümlendirmeye maruz bırakılır. Oysa bazı dertler her ne kadar öyle değilmiş gibi görülse de açıkça toplumsaldır.
Memleketin müşterek psikolojisi hatırı sayılır ölçüde darbe yemiş, insanlar kolektif bir çıldırma hali yaşarken onlara diziler aracılığıyla dertlerinin kuşaklar öncesi atalarıyla alakalı olduğunu anlatmak da ziyadesiyle politik bir tercihtir. Dizinin bunu kasten yaptığını düşünmüyorum, fakat bizim de toplumsal bir kanserle baş etmeye çalıştığımız aşikâr. Onunla barışmamızı isteyenlerin ya da köklerini inatla geçmişte arayanların pasif tutumunun işe yaramazlığını her gün gözlemlerken artık hem bireysel hem de toplumsal anlamda ayağa kalkmanın ve sorunlarla çarpışmanın zamanı gelmedi mi?
Adorno, astrolojiye dair öne sürdüğü irrasyonel olanın rasyonellik içerisinde işlem görmesi halini Hitler’in iktidarında da gözlemler. Astroloji, insanlara başlarına ne geleceğini söyleyebilme iddiasıyla bireyden daha üstündür ve soyut bir otorite yaratır. İçeriğinin doğruluğu sorgulanmadan tüketilmeye meyillidir. Bu anlamda faşist propagandayla oldukça benzeşir. Adorno’nun gazetelerde yayımlanan yıldız fallarını bilimsellikle çelişkisinden ziyade kültür endüstrisinin bir ürünü olarak incelemesinin bir sebebi de propagandayla ilişkisidir. Bu da Zeytin Ağacı’na yönelik eleştirilerin, yapım ekibinin tercihlerinin ötesinde, kritik bir zemine oturduğu anlamına gelir. Neticede, feminizmin de önerdiği üzere, kişisel olan politiktir.
Kaynak: Theodor W. Adorno. The Stars Down to Earth and Other Essays on the Irrational in Culture, Routledge, 2001.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()