Muhalefet kültür aracılığıyla nasıl yönetilir?
Amerikan futbolu ABD dışında pek takip edilmese de, bütün dünya günlerdir yine Super Bowl’un devre arasında sahnelenen gösteriyi konuşuyor. Sahnede, manşetlerde ve sosyal medyada bu kez Porto Rikolu şarkıcı Bad Bunny var.
ABD’de her yıl düzenlenen Amerikan futbolu liginin (NFL) şampiyonluk maçının oynandığı Super Bowl, Amerikan futbolunun en büyük etkinliği kabul ediliyor. ABD’de milyonlarca kişi tarafından izlenen bu etkinlik, sporun yanı sıra büyük bir “eğlence şovu” olarak da biliniyor.
On yıldan fazla süredir, şampiyonluk maçının devre arası gösterileri çokça ilgi gören, konuşulan ve tartışılan birer eğlence şovuna dönüşüyor. Televizyon reklamlarının bile şovun en büyük unsurlarından olduğu Super Bowl, Amerikan kültürünün en büyük "seküler ritüeli" olarak işlev görüyor.
Son birkaç haftada olan bitenlerin defaatle hatırlattığı üzere, siyasi mesajlar içeren gösteriler mücadelenin esas alanı değildir, onun temsilinden ibarettir ve gerçekte var olan güç eşitsizliğini içinde taşır. Temsiller bizi özgürleştiremez. İsyanların, ayaklanmaların, toplumsal çatışmaların böyle kültürel araçlarla da idare edildiğini, yatıştırıldığını anlayabilmemiz için daha kaç Super Bowl gösterisine veya Grammy ödül konuşmasına ihtiyacımız var?
ABD'li sanatçı ve yazar Ricardo Gamboa'nın Super Bowl devre arası gösterilerine ilişkin değerlendirmesini paylaşıyoruz.
Devre arası gösterileri, tam kuşatma
Super Bowl’un devre arası gösterileri eğlenceden ibaret değildir. Siyasi kriz anlarının yönetilmesini ve toplumsal huzursuzlukların yatıştırılmasını sağlayacak birer ritüele dönüşmüştür.
Devre arası gösterileri, on yılı aşkın süredir huzursuzluğu soğuracak, toplumsal çatışmayı gösteriye dönüştürecek ve yapısal değişim yerine yüzeysel bir katarsis sunacak şekilde işlev görür. Bu durum bize şunu gösterir: Anlaşmazlıklar ve muhalif görüşler susturulmaz, bilakis krizleri ve muhalif direnci yönetmek üzere taktiksel açıdan sahiplenilir.
NFL, devlet ve devre arası
NFL, tarafsız bir platform değildir. Devletle hizalanmış milyarlarca dolarlık bir endüstrinin ürünüdür, yoğun vatanseverlik ve militarizm gösterileri içerir. Devre arası gösterileri de iktidarın dışından değil, içinden konuşur.
Bu, devre arası gösterilerinin gitgide daha politikleşmesi ve megastarların “iktidara gerçeği haykıran” figürler olarak alkışlanması bakımından önemlidir. Çünkü bu gösteriler krizi istikrara kavuşturan ve huzursuzluğu yatıştıran birer iktidar teknolojisi gibi çalışır.
[mailerlite_form form_id=10]
2012–2015: Liberal çoğulculuk
Devre arası gösterileri, Obama yıllarında liberal çoğulculuk imgelerini besledi. Madonna’nın Nicki Minaj’ı ağırladığı gösterisi kontrollü bir isyanı sergilerken, Beyoncé’nin de Destiny’s Child ile buluşması liberal siyahi kusursuzluğunu ete kemiğe büründürdü. Bruno Mars ırk ayrımlarını neşe ve eğlence olarak sundu, Katy Perry’nin Missy Elliott ile buluştuğu performans farklı ırkları kaynaştıran, “tuttuğunu koparan” feminizmi temsil etti. Coldplay, Beyoncé ve Bruno Mars’la aynı sahneyi paylaşarak Amerika’nın ırk eşitliği ve uyum vaadini somutlaştırdı.
Tüm bu gösteriler, ırk çatışmalarının yoğun yaşandığı bir dönemde ulusal birlik imgesini güçlendirdi. Aynı dönemde gazete manşetleri Trayvon Martin, Mike Brown, Laquan McDonald, Tamir Rice, Freddie Gray, Walter Scott gibi isimlerin polis cinayetlerine kurban gitmesiyle dolup taşıyordu. Baltimore, Chicago, Ferguson gibi şehirlerde ve ülke genelinde protestolar patlak verdi, devletin meşruiyeti sorgulandı.
Arka planda bunlar yaşanırken, devre arası gösterileri de çatışmadan arındırılmış “kapsayıcılık” imgeleriyle izleyicileri uyuttu. İzleyiciler sokaklarda birer birer avlanırken, Süper Bowl sahnesi farklılıkları göklere çıkardı.
2016: Direniş piyasalaştırıldı
Beyoncé, 2016’da artan toplumsal huzursuzluğun ortasında Super Bowl sahnesine döndü. Sokaklardaki direnişi alenen içselleştiren performansı bir dönüm noktası olmuştu. Polis cinayetlerinin ve kitlesel protestoların kültürel kırılmayı belirlediği, “Black Lives Matter” hareketinin devletin meşruiyetinin sorgulanmasına neden olduğu bir zamanda ortaya çıkmıştı.
Siyah berelere ve militan dizilişlere yer veren gösteri, Kara Panter Partisi’nin görsel dilini çağrıştırıyordu, daha önceki yumuşak çoğulculuk yaklaşımından uzaktı. Ancak bu sahneleme temel bir çelişkiyi açığa vuruyordu: Kara Panter imgeleri, Kara Panter pratiğinden bütünüyle koparılmıştı; ırk ayrımcılığının ortadan kaldırılması talebi olmaksızın sosyal açıdan “tanınma” vaat ediyordu.
İzleyicilere “onaylanmış olmanın” konforunu sundu, iktidar ve kurumlar hiç de sarsılmadı. Devre arası sahnesi, sokaklarda yapısal şiddet sürerken ayrımcılık mücadelesini sembolik olarak onurlandıran bir basınç boşaltma vanası işlevi gördü.
2017: Normdışılık kurumsallaştırıldı
2017’nin devre arası şovu, Trump’ın seçilmesinin ardından kadın ve LGBTİ+ haklarına yönelik saldırıların yükseldiği bir anda gelmişti. Kürtaj hakkı, kadın hakları, transların umumi tuvaletlere erişimi ve LGBTİ+ karşıtı yasalar o sıralarda ABD gündeminin ana başlıklarını oluşturuyordu.
Super Bowl’da Lady Gaga sahne aldı. İktidara meydan okuyan transgresif feminizm ve kuir estetikle özdeşleşmiş olsa da, Lady Gaga’nın performansı devleti ya da kadınlara ve kuir topluluklara yönelik saldırıları hedef almadı. Aksine “God Bless America” ve “This Land Is Your Land” gibi bilindik vatanseverlik şarkıları seslendirildi.
Bu gösteri de ulusal birliği elbette sarsmadı, bilakis norm-dışı, kuir ve feminist estetiği ulusal birliği kurtarmak ve romantize etmek üzere kullandı. Lady Gaga’nın gösterisi, ayrımcı bir hükümetin kuirleri ve kadınları hedef aldığı krizin adını koymadan, izleyicilere ABD ulusunun hâlâ “ilerici” olduğu mesajını verdi.
2018–2019: Beyaz erkeğin stabilizasyonu
2018 ve 2019’un devre arası şovları, beyaz erkek müzisyenler eliyle (Justin Timberlake ve Maroon 5) manşetlere taşındı. Cinsiyetçilik ve ırkçılığa yönelik tepkilerin yeniden yükseldiği yıllarda, bu gösteriler beyaz erkekliği yeniden gündeme getirmişti. Beyaz erkekler, liberal ve muhafazakâr izleyiciler açısından ABD ulusunun normatif ve başat özneleri olarak yeniden hakimiyeti sağlamıştı.
Gösterinin merkezindeki Justin Timberlake büyük ölçüde tek başına sahne aldı. Maroon 5 ise Travis Scott ve Big Boi’yi yanına alarak normatif erkek kapsayıcılığını sahneledi, beyazlığı öne çıkardı. ABD’nin kurucu mitlerine, beyaz üstünlüğünün yeniden canlanmasına ve patriyarkanın tahakkümüne yönelik kitlesel itirazlar yükselirken, bu gösteriler de beyaz erkekliği erişilebilir, çekici, eğlenceli, erotik ve her şeyden önemlisi vazgeçilmez olarak yeniden tanımladı.
[mailerlite_form form_id=16]
2020: Latin Amerikalılar sahnede
Trump yönetiminin tartışmalı aile ve çocuk politikaları zirveye ulaşmışken, 2020’nin devre arası gösterisinde Shakira ve Jennifer Lopez sahne aldı. Performansları da melez kadınlığı ve İspanyolcayı birer ulusal gösteri olarak sahneledi, Latinliğin isyankâr bir kutlaması olarak çerçevelendirildi. Göçmenler ve çocukları zulme uğrarken, Shakira ve Jennifer Lopez kültürel kapsayıcılık anlatısını ve Kuzey Yarımküre’ye aidiyetlerini sahnede canlandırıyordu.
Jennifer Lopez, ABD sınırındaki “kafese atılan çocuklar” gerçeğine atıfla sahnedeki ışıklı kafeslerde çocuklarla göründü. İsyankarlığıyla alkışlanan bu jest, devlet şiddetini duygusal bir metafora dönüştürdü. Bu şiddetin maddi sonuçları ve şiddeti sona erdirecek siyasi talepler yine görünmez hale getirildi. İzleyiciler de bu şiddeti üretenleri karşısına almayan, pastoral bir “acı çeken göçmenler” imgesiyle yatıştırıldı. Kültürel açıdan onaylanmış olmak yine huzursuzluğun yatıştırılmasından başka bir işe yaramadı.
2021–2024: Siyahiliğin stabilizasyonu
2020’deki George Floyd protestolarının ardından devre arası şovlarında The Weeknd’in yanı sıra Dr. Dre, Snoop Dogg, Eminem, Mary J. Blige, Kendrick Lamar, 50 Cent, Anderson .Paak’tan gibi hip-hop müzisyenlerine, Rihanna ve Usher gibi siyahi müzisyenlere yer verildi.
Bu gösteriler de siyahi temsiliyle doluydu, “dinledik ve öğrendik” mesajı verildi. Oysa bu temsili tetikleyen devlet şiddeti sokaklarda siyahileri hedef almaya devam ediyordu. Nitekim 2024 yılı, son on yılda en fazla polis cinayetinin yaşandığı yıldı. Siyahilerin yaşam koşulları ağırlaşırken ve güvencesizliği yükselirken, bu performanslar siyahiliği ABD’nin avuntusu ve kültürel mirası olarak sundu. Siyahilik, siyasi çözümle ikame edilen temsili ilerleme uğruna araçsallaştırıldı.
2025: Taktiksel kullanım
2025’in devre arası şovu, farklılıkların içselleştirilmesinde ve Super Bowl sahnesinin araçsallaştırılmasında yeni bir dönüm noktasına işaret ediyordu. Filistin’deki soykırım şiddetlenirken, bu durum Super Bowl’da Arap ya da Müslüman temsiline dönüşmedi, ABD dışında yaşanan şiddet kültürel açıdan yok sayıldı.
Politikacılar ve anaakım medya Filistin’deki soykırımı inkar ederken ve küçümserken, Kendrick Lamar’ın sahne aldığı 2025 devre arası gösterisinde soykırıma hiç yer verilmedi. Bu yok sayma elbette tesadüf değildi. Devre arası gösterisi, ahlaki dikkati ABD’deki ırk mücadelelerine yönlendirdi, makul bulunan şikayet biçimlerini yükseltirken ABD destekli Filistin soykırımını ulusal gösterinin dışına itti.
Lamar’ın politik yüklü performansı, dansçı Zul-Qarnain Kwame Nantambu’nun protestosuyla kesildi. Performansın parçası olmayan Nantambu, Filistin ve Sudan bayrakları açtı, derhal gözaltına alındı, tutuklandı ve NFL’den ömürboyu men edildi. Bu protestonun ve cezanın hızı, devre arası gösterisini kültürel bir teknoloji olarak ifşa ediyordu. Devre arası performansları devrimci ritüellerden ziyade muhalefetin kontrol edilebildiği ölçüde itiraz etmesine izin verilen, titizlikle sergilenen gösterilerdi.
2026: ICE’ın gölgesinde Bad Bunny
ICE baskınlarıyla Latinlerin ve diğer göçmen toplulukların hedef alındığı Trumpçı faşizm güç kazanırken, devre arası şovu için Bad Bunny seçildi. Bad Bunny, yalnızca birkaç gün önceki Grammy Ödülleri’ndeki konuşmasında ICE’ı kınamıştı. Daha önce Trump’ı eleştirmiş, göçmen politikalarına itiraz etmiş, kendi ülkesi Porto Riko’daki politik ve ekonomik krizlere dikkat çekmişti.
Ne var ki, bu söylemler Filistin’deki soykırım konusunda iki yılı aşkın süredir devam eden sessizlikle yan yana geldiğinde “performatif” görünme riskini taşıyor. Bad Bunny’nin devre arası performansının, Super Bowl gösterilerinin mevcut örüntüsünü pekiştirmesi daha olasıydı: farklılıkları yalnızca taktiksel açıdan kullanan ve kontrollü politik itirazları sergileyen gösteriler.
Bad Bunny’nin varlığı, ırk ayrımcılığı karşısında izleyicileri duygusal açıdan rahatlatacak ve ahlaki açıdan onaylanmış hissettirecek, iktidara da hiçbir zorluk çıkarmayacak. Zaten mesele tam olarak budur.
*Bu yazı, Cüneyt Bender tarafından Ricardo Gamboa'nın kişisel Instagram hesabında yayımladığı makaleden çevrilmiştir.
Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.
Comments ()